Ahdim-var (Akdamar) Adası
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Ahdim-var (Akdamar) Adası
İlk defa bu adayı yapyan Hazret-i Davud asrında Van'ı yapan Melik Câlût'tur, Hazret-i Davud'dan kurtulmak için bu adada bir kilise yapmıştır ki bütün Hristiyanlar için değerli bir kilisedir. Bu ada Van Deryâsı içinde doğudan batıya uzunlamasına olup göklere baş çekmiş yüksek bir dağdır. Fırdolayı büyüklüğü 7 mil kuşatır. Ancak güney tarafa doğru tepesinde kilise ve bâtıl haneleri bellidir.
İsimlenmesinin sebebi odur ki Hazret-i Risâlet-penâha 40 yaşında Mekke-i Mükerreme'de peygamberlik gelip ilk olarak İslâm ile şereflenen Hazret-i Ebubekiri es-Sıddîk'dır ki ilk defa Hazret-i Risâlet onları Enûşirvân diyarı vilâyetlerinde Van Kalesi'ne gönderip adı geçen Câlût'un kilisesinde olan papazı İslâm ile müşerref eder.
Bu adada olan papazlar haracı kabul edip Hazret-i Ebubekir'in ardınca Mekke'ye gidip Hazret-i Osman'ın hattıyla Hazret-i Risâletpenâh'dan ahd-i emân kâğıdını alıp kendi ülkelerinde güvende olalar. Zamanın geçmesiyle 955 [1548] tarihinde Süleyman Han Van Kalesi'ni fethedip bu kale içinden ruhbanlar büyük toplar atup şenlikler ederler. Daha sonra Süleyman Han'a cevâhirli kutu içinde Resûlullah'ın ahd-i emânını gösterdiklerinde Sultan Süleyman yüzüne gözüne sürüp,
"Bunların elinde Resûlullah ahd-i emânı var imiş." diye bir muafnâme hatt-ı şerifi verip "Ahdim-var" Kalesi buyururlar. Bundan dolayı hâlâ ana Ahdim-var Kalesi derler, ama Kürt kavmi Ahtamar derler.
Bütün papazları paşaya hediyeleriyle ve Resûlullah'ın ahidnâmesi ile gelip paşa Hazret-i Osman hattını ve Resûlullah'ın Nübüvvet mührünü yüzünü sürdü. Yaratıcıya hamd olsun bizler de bu âsî yüzümüze küstahlık edip muhabbaten [sevgiyle] sürdük. Paşa ellerinde olan Azerbaycan şahlarının ve Osmanoğlu padişahlarının hatt-ı şeriflerine bakıp paşa da onların gereğince bir beyaz buyurdı verdi. Hediyeleri kabul olununca paşaya "Safâ geldiniz." diye kalelerinden 7 adet şahî toplar attılar. Bütün papazlar kayıklara binip giderken hakir de 7 adet hizmetçilerimle bile kayıklarına binip varıp seyrettik.
700 adım büyüklüğünde bir Şeddâdî taş yapı güzel bir kaledir. Batı tarafa bir küçük kapısı var. Kale içinde anılan eski kilise vardır. Ama Revan yanında olan Üç Kilise, Nahşevan yanında Yedi Kilise ve Kudüs-i Şerifde Kamâme Kiliseleri bunun yanında ne şeydir. Eğer bu kilisenin yapısını, odalarını, askılarını, imaret ve tarzı tavrını yazsak uzun bir tomar olur.
İki yüzden fazla rahip ve keşişleri var ki riyâzat ve perhiz ile siyah elifi kopmuş bakla yemeden sıfır iskelet olmuşlar, ama mahbûb ceylân gözlü gençleri var ki [281b] her hizmete can baş ile koştururlar. Bu adayı gezmeye gelenlere o kadar izzet ikram ederler ki sofralarında kuş sütü ve katr-ı nebât bulunur. Ve dîbâ, şîb ve zerbâf pijamaları vardır ki her misafire hizmet ederler.
Ve kalelerinin altı tamamen mağaralardır, yiyecek ve içecekleriyle doludur.
Ve halkı hepten cehennemlik küffârdır. Orada Müslüman bir an karar edemez, hemen seyredip giderler. Terk-i dünya [ruhban] şeklinde 300 kadar terzi kâfirleri vardır. Bütün kâfiristandan adaklar gelip onunla geçinirler ve bütün suları sarnıçlardır.
.....................(2 satır boş).....................
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗