Aksureyn (Luksor)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Aksureyn (Luksor)
Nuh Tufanı'ndan sonra Bayzar bin Ham ki büyük kardeşi Sam'dır, bu Bayzar'a Ebü'l-kababıt dediler. Zira Allah'ın emriyle bütün evlatları ikişer ikişer doğardı, iki oğlu oldu, biri Şemmun Rif, biri Şemmun Cav idi. Bunlar ikiz kardeş oldukları için birbirinden ayrılmazlardı. Sonunda Bayzar bunların ikisini Mısır'a gönderip bu diyarı mamur ettiklerinden Şemmuneyn Vilayeti derler. Bu şehri o kadar mamur edip Nil kıyısında iki kardeş birbirlerine rağmen iki köşk yaptılar ki göklere yükselmişti. Bu iki köşk için bu şehre sonradan Aksureyn dediler, yani iki köşklü şehir demek olur. Eğer bu büyük şehrin özelliklerini gördüğümüz kadarıyla yazsak başka yazacaklarımız kalır, hemen kısaltmak daha iyidir.
Circe Eyaleti'nde başka kaşifliktir. 200 askerle 40 kese malı tahsil eder. Başka mustahfız çorbacı yoktur, müftü, nakib ve ayanı da yoktur. Şehri Nil kenarında 1.200 haneli, büyük binalı eski şehir imiş. Hala nice bin yüksek binalar, gökkuşağı gibi Kisra Kemerleri, sayısız kubbeler ve nice bin kumlar içinde ayaklar altında kıymetli sütunlar gözükmektedir.
Mısır'da eski sultanların yaptığı han ve cami binalarının uzun sütunları hep bu şehirden gitmiştir. İstanbul'da Süleymaniye Camii'nin içindeki ibretli dört adet yüksek sütunu bu şehirden sallarla Nil Nehri yoluyla İskenderiyye'ye götürüp İskenderiyye'den Karınca Kaptan İstanbul'a götürünce Karınca Kaptan bu beyti Süleyman Han'a söyler,
Karıncalar budun çekmiş çekirgenin Süleyman 'a
Size layık nemiz vardır kabul eylen fakirane
beytini Süleyman Han dinleyince çok hoşlanıp lipaçe 10 bin dinar ihsan edip sütunların Unkapanı'nda caraskalla gemilerden indirmelerinin seyrine bizzat Süleyman Han varıp ta Vefa Meydanı'na kadar sütunlarla birlikte gelip bazı emirler verirmiş. Bu ayrıntıları merhum babamızdan dinlemiştik ki o Süleyman Han'a yetişmişlerdi.
Sözün kısası, öyle gülfam sütun Aksureyn şehrinden Mısır'a ve İstanbul'a gitmiştir. Sayısız somaki sütunlar da yerlerde yatmaktadır. Ancak bu şehir o kadar mamur değildir. Tamamı 20 mihrap olup, üçü hutbedir. Kalabalık cemaati olan, çarşı içinde Hazret-i Ebülhaccac Camii. Dükkanlarının adedi malumum değil, çarşısı küçüktür. Hanı, hamamı, pek çok mamur mescitleri, sıbyan mektebi, sebili ve kahvehaneleri vardır. Suyu ve havası gayet hoştur. Ve halkı gayet fakirdir.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗