Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiArafat Dağı
ORTADOĞU & ASYA & AFRIKA

Arafat Dağı

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Arafat Dağı

O İlâhî kudret dağı, Bathâ ve Mekke'nin doğu tarafında 4 saat uzaklıkta büyük bir ovanın yine doğu tarafı sonunda bir alçak kara kayalı dağdır, ama o kadar büyük değildir. Hakir bir gün önce varmakla yakından tanımak için Arafat Dağı'nın dört tarafını dolaştım. Çepçevre 5 bin adım bir küçük dağdır. Ama Cenâb-ı Bârî'nin nazarı taalluk etmiş bir ulu dağdır ki "Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O 'nundur" [Kur’ân, Zümer, 63] âyet-i şerifi tefsirinde İbn Abbas buyururlar ki kün lafzı ile yer ve gökler yoktan yaratıldığında bütün dağlardan önce Arafat Dağı iman ettiğinden Cenâb-ı Hak,

"Ey dağ! Seni kullarım ile süsleyip seni ziyaret edeler. Seni bütün dağlardan şerefte üstün edeyim ve seni ziyaret edenlere kıyamet gününde şahitlik edip şefaat edesin" buyururlar.

Bu dağ kendini bilip Rabbini bilip iman getirdiği için Arefe Dağı derler. Başka bir yorum da Arafat Dağı denmesinin sebebi odur ki, Hazret-i Âdem Safî ile Hazret-i Havva cennetten çıktıktan sonra [Hazret-i Âdem] Serendib'e Hazret-i Havvâ Cidde'ye indi. Aralarında nice sene ayrılık olup daha sonra birbirleriyle bu Arafat Dağı'nda görüşüp biliştikleri için Arefe Dağı derler. Bir başka yorum da vardır. Nice türlü yorumlar yapmışlardır.

Meramın sonu, Cenâb-ı Bârî'nin nazarı taalluk etmiş bir nur dağıdır, cennet nurudur. Doğu tarafında bu Arafat'tan yüksek dağlar vardır ki göklere doğru baş uzatmış kara heybetli dağlardır. Kıblesi, doğusu, güneyi ve batısı altışar saatlik yer tamamen kum deryası geniş çöllerdir.

Mehib Dağı bunlardan yüksektir. Bu dağ üzerinde Hazret-i Âdem ve Hazret-i Cibril Makamı vardır. Ama en tepesine çıkmadım. Asi Araplar ve Yemen Zeydîleri o dağda ve eteğinde vakfeye dururlar. Gerçekten de heybetli dağdır ve Arafat Dağı'nın kuzeyine bitişiktir.

Arafat Dağı, Mehib Dağı'nın güneyinde bulunan gök elvan bir alçak sivri dağdır. Kayaları hamam kubbesi kadar parça parça birbiri üzere yığılı dağcağızdır. Siyercilere göre bu Arafa Dağı'nın parça parça olmasının sebebi, Cenâb-ı Hakk'ın "Ey Arafat Dağı" diye seslenip "Cemâlin tecellîsine" takat getirememesidir. Ancak her parça birer gizli şeylere işarettir ve her parçası başka çeşit ibretlik kayalardır. Arafat Dağı'na her ne taraftan baksan acayip ve garip başka başka şekiller görünür. Ve ne kadar dikkatle bakarsan o kadar insana huzur ve sevinç gelir.

Vakfe gününde bu dağ üzerinde nice bin ağlayan, sızlayan, yanıp yakılan, Bedevî, Hintli ve Yemenli adamlar ile ta zirvesine kadar kat kat insandan bir dağ olup o kavim orada vakfe ederler ama Anadolu, Rumeli ve diğer İslâm kavimleri yukarısına çıkıp ziyaret edip yine inerler.

Arafat Dağı Makamı ziyareti: Evvelâ Arafat Dağı'nın güney tarafında 77 basamak düzgün kaldırım döşeli taş merdiven ile çıkılır bir yalçın kaya üzere Resulullah Sofası Makamı. Hazret-i Peygamber bu sofa üzerinde bütün hacılara hitabet edermiş. Hâlâ Mekke mollaları da bu sofa üzerinde hitabet eder. Ama minberi yoktur, beyaz deveyi kırmızı kınaya boyayıp deve üzerinde hitabet eder.

Bu hatip sofasından yokuş yukarı ta Arafat Dağı'nın sonuna kadar 170 ayak taş merdiven ile çıkılır. Bu mahal Arafat Dağı'nın ta en tepesidir ki orada Hazret-i Âdem ve Hazret-i Havvâ Makamı, yani Arefe kubbesi vardır, Âdem ve Havvâ bu kubbede buluşmuşlardır. 4 adet yapma direkler üzerinde yüksek nurlu bir kubbedir ve dört kemer üzerine oturmuştur. Dört tarafı kırmızı horasani kireç ile sıvalıdır. Kapısı ve minaresi yoktur. Dört tarafından girilir bir nurlu kubbedir. Batı tarafına yönelik kıblesi vardır, zira Arafat Dağı Kâbe'nin doğu tarafındadır. Onun için bu Arafat'ın kıblesi batıya doğrudur.

Burada Hazret-i Âdem mihrabında iki rekât namaz kılıp sevabını babası ruhuna bağışlaya. Hamd olsun Kâbe-i şerifin doğu tarafına geçip batı tarafına secde etmek nasip oldu. Mora diyarında ve Mağrip vilâyetinde doğuya doğru secde ettik. Tebriz ve Nahşivan'da güney tarafına secde ettik. Sözün kısası Mekke-i mükerremenin dört tarafında olan yedi iklimde seyahatte hissemiz olup doğuya, batıya, kuzeye ve güneye secde ettik, yine murat ve maksut Kâbe-i şeriftir.

Yine konuya dönelim. Bu Arafat Dağı üstündeki kıblenin mihrabında iki rekât namaz kılıp bu âyeti okuya: "(Âdem ile eşi dediler ki): Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, mutlaka ziyan edenlerden oluruz" [Kur'ân, A'râf, 23] deyip yalvarıp yakara. Zira bu duayı Hazret-i Âdem okumayınca yarlıganmadı.

Bu yüksek kubbenin dışı çepçevre bir çeşit neftî taş kaldırım döşelidir, sanki bu kubbenin dört tarafı bir dehliz sofadır. Bu mahalde de batıya yönelik bir mihrap vardır ki ona Hazret-i Havvâ Mihrabı derler, bir küçük mihraptır. Bunda da iki rekât namaz kılıp şefkatli annesi ruhuna bağışlayıp Yâsin-i şerif okuyup,

"Es-selâmü aleyke yâ cebele'l-Arafat eşhedü ziyareteküm ve tavâfeküm” diye ve dua ede.

Her ne haceti var ise, isteye. Allah'ın emriyle dünya ve ahirete dair bütün hayırlı istekleri hasıl olur.

Arefe gecesinde bu nurlu kubbenin dört tarafını binlerce kandil ile süsleyip nur iken nur üstüne nur olup sanki fanus kubbe olur. O gece nice bin Kur'ân hâfızları orada hatm-i şerif okurlar. Bazı fukaralara sadaka verip ana-baba hakkı hukuku için hatm-i şerif okutmak gerek.

Gerçi bu Arafat Dağı alçak görünür, ama zirvesinden bütün dağlar ayak altında görünüp Arafat Ovası'nda ne kadar insan deryası olduğu ondan bellidir beyaz kefenli âdemoğlu denizi gibi dalgalanır.

Bu Arafat Dağı üzerindeki küçük taşları toplayıp "Filân kimseyi davet ettim yâ Rab, kabul eyle" diye o taşlardan veya topraktan bir küçücük yığıncık yığıp her yığın yığdıkça akraba ve taallukatlarından veya velinimetlerinden bir dostunu ayak üzere kalkıp Kâbe'ye doğru ismi resmiyle çağırasın, "Te'âlû te'âlû yâ fülân" diyesin. Allah'ın emriyle o davet ettiğin kimsenin Kâbe-i şerife gelmesi elbette mukarrerdir.

Bu Arafat Dağı'nın dört tarafında konaklamış 70 bin hacı vardır, derler, gerçektir. Hemen Osmanlı tarafından gelen 70 bin hacı ola. Ama 70 kere 100 bin hacı değil, 100 kere 100 bin hacı can vardır. Arafat Ovası'nın boyu ve eni beşer altışar saatlik Tîh Sahrası'dır. İp ipe, çadır çadıra, oba ve gölgelikler birbirine bitişik kurulup benîâdem doldu.

Kudüm sesleri göklere yükselip bütün insanlar (—) (—) (— -) herkes kendi ibadetinde olup vakfe gününü beklerler. Ve bu günde deve, at, eşek, sığır ve koyun bağırışları da dağı taşı velveleye verirler.

Arafat Meydanı, Arasat Meydanı'na benzeyip bin ayak bir ayak üzere olup sanki mahşer günü gibi olur, kız anaya bakmadığı mahşer gününden bir nişan da bu Arafat Meydanı'dır. (—) (—) (—) ile Arafat Meydanı beyaz papatya gibi süslenip güneş parıltısından yeryüzü beyaz insanla aydınlanıp âlemi aydınlatan güneş nurlanıp at kişnemesi ve deve bağırışından yer ve gökler gök gürültüsü gibi gürleyip sesleri semaya yükselir.

Kısacası hayvana da muştuluk olup güçsüz dermansız kalan hayvanlar yedi başlı ejderhaya dönüp taze can bulur. Hacılar ise kimi ibadette, kimi ziyarette olup genellikle Arefe gününden bir gün önce Terviye gününde herkes çadırında ibadet eder. Bazı kimseler Arafat Dağı'na çıkıp ibadet eder.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗