Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiAzak
BALKANLAR & KAFKASYA

Azak

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Azak

Azağ da derler. İsimlenme sebebi; fetih sırasında bu kale dibinde akan Ten Nehri taşkın gelip Müslüman gazilerinin metrislerini Ten Nehri basınca Gedik Ahmed Paşa, "Hey mübarek nehir, az ak" diye dua ederlerken Allah'ın emriyle kale fetholup ismine "az ak" derler. Ondan bozulma "Azak" derler. Nogay Tatarları "Azav" derler, Çerkez taifesi "Azağ" derler, Kılmalı kavmi "Ozak" derler, Osmanlılar "Azak" derler, Laz kavmi "Asak" derler, ama Moskov dilinde ismi (—) ve Ceneviz Frengi dilinde (— ) derler.

Yapıcısı, yine Ceneviz krallarından (— ) (—) kraldır, zira İstanbul'da Galata'dan Karadeniz'in iki tarafındaki 576 adet kaleler Trabzon'dan başka Azak Kalesi'ne kadar hepsi Ceneviz kralı hükmünde idi. Bir tahtı Galata, bir tahtı Kefe, bir tahtı Sakız Adası ve bir tahtı hâlâ Akdeniz sahilinde İspanya kralıyla [183b] komşu olan (— ) (— ) şehridir.

Azak Kalesi, Ten Nehri kenarında dört köşe, dörtgen şekilli, yalın kat şeddadi taş yapı güzel kaledir. Büyüklüğü çepçevre mimar arşını ile tam 4 bin arşındır. Kıble tarafı biraz havaleli topraklı bayır üzere yalın kat sağlam, 20 ayak enli kalın duvardır. Bu tarafı 7 kulaç derin ve 50 arşın enli çok derin bir hendektir. Bu taraf duvarları ve hendek altları ta zeminde suya kadar duvarları lağım üzere durur. Duvarlarının temelleri yeraltına kadar su üzerinde ızgara rıhtım üzere Frenk yapısıdır. Bu kalenin doğu ve batı tarafında hendeği sarptır, zira bu kalenin esas korkusu bu taraflarından olmakla duvarları tamamen rıhtım şeddadi 15 kulaç yüksektir.

Bu tarafta 40 adet sağlam kule vardır. Topları kirpi tüyü gibi dizilmiştir. Hendeğe ve tabur bayırlarına nazır şahane topları var.

Bu kara tarafında asla kale kapısı yoktur. Toplam 3 adet kapısı var. Kuzeye bakan Ten Suyu Kapısı, 3 adet sağlam demir kapılardır. Biri iskele kapısıdır ki Ten Nehri kenarında gümrük, bozahaneler ve 70-80 kadar dükkân Ten Nehri kenarındadır, ama hepsi derme çatma yapılardır, kârgir yapı değildir, kuşatma sırasında bu yapıları kaldırırlar veya yakarlar. Kapının biri yıldız tarafına bakar ki Frenk Hisarı Kapısı derler, küçük kapıdır. Bundan arabalar girip çıkamaz.

Daha önce kâfir zamanında bu küçük kapı dibindeki kulede bir gemi limanı kapısı varmış, bütün kayıklar oradan içeri kalenin içine girerler imiş. Hâlâ o liman kapısı duvar ile örtülüdür. Bu liman kapısı kemeri üzerinde olan kulenin Ten Nehri'ne bakan tarafında 10 arşın yüksekte bir kanatlı arslan resmi var. Dört köşe beyaz mermer üzere yapılmıştır. Nakış ustası Freng-i Mânı bu arslana bir emek sarf etmiş ki gören canlı sanır. O yüzden bu kuleye Arslan Kulesi derler. Ama Frenk kavmi böyle kanatlı arslan resimlerine San Marko ve Santa Marko derler. Hatta Bundukânî dedikleri Venedik kâfirlerinin sancak ve bayraklarında taşıdıkları kanatlı arslan resmidir.

Bu Arslan Kulesi'nden batı tarafa gidip tam 100 adımda orta kale kapısına varılır. Bu da yıldız rüzgârı tarafına açık demirli küçük kapıdır. Bu kapı üzerinde taş gürzler asılıdır.

Bu kapıdan batı tarafına tam 100 adım gidince toprak kale kapısıdır. Bu da bir dirsek köşede bir küçük demir kapıdır. Ancak doğu tarafına bakan kapıdır.

Bu kapıdan batı cânibine 300 adım gidip bu toprak kalenin bir kapısı da Karatayak varoşuna açılır, küçük demir kapıdır. Bu Karatayak tarafındaki kale köşesinde olan Kanlı Kule'den doğu tarafında Suluk Kulesi'ne kadar Ten Nehri kenarınca sayılan 4 adet kapıların arası, bin arşın yer Ten Suyu kenarıdır.

Bu Ten kenarınca asla hendek yoktur. [184b] Hatta Ten Nehri taşıp gelse bu anılan 4 adet kale kapılarından içeri su girip taşra dükkânları, bozahaneleri ve gümrükhaneleri basar. Onun için bu taraf dükkânlarının niceleri kazıklar üzere ufak tefek yapılmıştır. Fetih sırasında bu kaleyi Serdar Cüvankapucubaşı adlı Mehmed Paşa tamir ettiğinde alelacele yapıp bu Ten Nehri tarafı toprak ile yapılıp ancak taşların araları kireç ile derz olunmuştur.

Kısacası bu Ten Nehri tarafı asla kale duvarı gibi sağlam değildir. Ama bu kalenin içinde askerî taifesinden insan çoktur.

Bu Azak Kalesi üç bölüktür. Doğu tarafındaki bölüğüne Frenk Hisarı derler. Gedik Ahmed Paşa'nın fethettiği ancak bu kaledir. Bütün yeniçeriler, ağası, kale dizdarı, cebeci, topçular ve çorbacıları tüm bu Frenk Hisarında otururlar, bütün cebehane, mühimmat, levazımat ve tahıl ambarları da buradadır.

Bu Frenk Hisarı içinde 23 adet dükkânları vardır. Sultan Bayezid-i Velî Camii, uzunluğu 100 ve genişliği 150 ayak eski tarz toprak örtülü ve tahta minareli eski camidir. Bu camiin sol tarafı köşesindeki bakkal dükkânı içinde dört köşe bir beyaz mermer üzere celî hat ile tarihi budur:

Benâ bi-imaretıl-cami-i şerif es-Sultan ibnü's-Sultan es-Sulian
Bayezid Han ibn Sultan Mehmed Han ebbedallahü saltanatahu. Sene (— )

Yeniçeri ağası sarayı yakınında şer'î mahkemesi var. Ona yakın (— ) (— ) mescidi var, ama minaresi yoktur.

Bu Frenk Hisarının yukarı baş kulesi dibinde merdiven ile çıkılır bir uğrun kapısı var. Bedenler üzere çıkıp toprak kaleye gider yaya adam bu kapıdan güçlükle sığar.

Bu Frenk Hisarı'nın aşağı hamam dibinde bir küçücük kapısı daha var, O da toprak kaleye açılır ve hamam bu Frenk Hisarı içine düşer, mükellef hamam değildir. Hatta bu hakir girip kurna başında yıkanırken mermer üzere ayağım kaydı. Meğer kurna başında buz donmuş idi. İşte Azak'ın kışının şiddeti bundan biline. Bu hamamın kapısı karşısında yol aşırı,

Hindî Baba Tekkesi ziyareti: Nur dolu mezarı da buradadır. Hayatlarında nice çeşit kerametleri görülmüştür.

Bu Frenk Hisarı içinde toplam bin adet küçük küçük, ufak tefek evlerdir. Ancak 5-6 kadar evlerin ölü yıkayacak kadar avluları vardır. Gerisi hasır ve kamıştan duvarlı ve toprak örtülü evlerdir. Bunlardan paşa sarayı, yeniçeri ağası, cebecibaşı, kul kethüdası, dizdar ağa, azeb ağası ve diğer 40 adet ağaların haneleri genişçe olup at ahırları vardır.

Azak Kalesi Orta Hisarı'nın şekli

Frenk Hisarı ile Toprak Hisar'ın arasında dört köşe bir iç kaledir. Büyüklüğü tam 500 adımdır. Ancak bir tarafı Frenk Hisarı duvarıdır ve bir tarafı Ten Nehri tarafı duvarıdır. 2 tarafı ise Toprak Hisarı duvarıdır. Bu sağlam sur orta yerde bulunduğundan Orta Hisar derler.

Bu Orta Hisar'ın Ten Nehri tarafındaki kapının iç yüzünde paşa sarayı var, ancak 50-60 adet odalardır. Altında 100 kadar at alır ahırı ve küçük avlusu var. Ve Ten Nehri'ne bakan kale duvarı üzerine Ak Mehmed Paşa bir köşk yaptı, henüz sarayda bir dinlenme yeri, bir hoş köşk oldu.

Bu Orta Hisar'ın kıble tarafına bir kapısı var, toplam 50 adet küçük küçük dükkâncıkları var, 3 kahvehaneleri var ve 500 adet tek katlı ve iki katlı yine hasır, saz ve kamıştan yapılma, üstleri toprak örtülü evleri var.

Bu Orta Hisar'ın Toprak Kale tarafına, Şahin Paşa Kulesi gayet sağlam, dayanıklı ve sarp büyük burçtur ki sanki İskender Seddi'dir. Azak Kalesi demek bu Şahin Paşa Kulesi'nden ibarettir. Gerçekten de Azak Kalesi bununla sağlamlık kazanmıştır. Dört tarafı çok derin başka hendektir. Ve kapısına ipten kemendler ile çıkılır, yukarıda bir küçük demir kapıdır. Kısaca Orta Hisar içinde bu metin kule bir iç hisar daha olmuştur.

Paşa sarayına yakın Receb Ağa Camii var. Bir taş minareli, kalabalık cemaatli ve yine toprak örtülü sevimli camidir ki dış sofasında Kalmık Tatarı'nm şehit ettiği Gürcü Mustafa Paşa gömülüdür. Camie yakın bir at değirmeni var. Ve bu Orta Hisar'ın batı tarafında,

Toprak Kale: Daha önce bu kale dışında etrafı hendekli Karatayak adıyla bilinen kalesiz mamur bir varoş var imiş. Moskov Kazağı bu varoşu yağmalaya yağmalaya sakin kabile kalmayıp sonunda 1025 [1616] tarihinde Sultan Ahmed Han zamanında Sencüvan Paşa adlı tedbirli bir zat, Orta Hisar'a bitişik sarp ve dayanıklı, taş duvarlı, dört köşe bir müstahkem kale yapıp iki tarafına [185a] büyük hendek keser, Ten Nehri tarafına hendek kesmeyip kalır. Zira Ten tarafındaki kale duvarların bazı zaman Ten Nehri basıp hendek kesecek yeri yoktur, su basar. Bu hesap üzere Azak Kalesi üç bölük acayip kaledir ve üçünün de duvarları birbirlerine bitişiktir.

Çepçevre büyüklüğü 4 bin adımdır. Hemen İstanbul'da Eskisaray büyüklüğündedir.

Bu Toprak Kale bölüğü içinde toplam 1.150 adet genişçe evler vardır ki bunlar da saz, kamış ve ahşaptan tek katlı ve iki katlı üstleri topraklı hanelerdir. Ancak bunlar da geniş avlulu ve ahırlı evlerdir, zira cümle halkı at besler bir alay sipahi gibi Tatar kalpaklı askerî taifesi evleridir. Toplam 60 adet bozahaneleri ve başka dükkânları vardır. Buraya da at arabaları giremez, zira sokakları ve kale kapıları dardır.

Burada kaldırım olmamak ile öyle çamur olur ki insan gömülür ve ancak Temmuz ayında kurur. Başka zaman buz donar, o mevsimlerde bu kale içi iyi olup çamur olmaz.

Bu kalede Zeynel Bey Camii, eski tarz bir ağaç minareli Müslüman mabedidir. Ve (— ) mescidi var. Bir Tat Eli Rumu kâfiri mahallesi ve bir kilisesi var.

Yeni Karatayak Varoşu'nun şeklini bildirir

Azak Kalesi'nin batı tarafında Ten Nehri'nin Azak Denizi'ne karıştığı mahallin burnunda dört köşe büyük bir varoştur ki çepçevre bunun da büyüklüğü tam 3 bin adımdır. Dört tarafı çok derin hendektir. Bazı yerine Ten Nehri girer. Bu varoş etrafında asla kale duvarı yoktur. Hemen büyük tabur gibi sarp hendeklidir. Her sene hendeğini temizlerler.

İçinde toplam 1.500 adet saba yeli, düşman kıran Tatar evleri ve obaları var. Hâlâ 100 adet obalı Kalmık Tatarları gelip İslâm ile şereflenip bu Karatayak Varoşu'nda konmuşlardır.

Bu Karatayak Varoşu'nun batı tarafı dışı tamamen şebekeli bostanlardır. Gayet güzel kavunları, karpuzları ve kabakları olur, ama şiddetli kıştan dolayı bağ ve bahçeleri asla yoktur.

Bu varoşun kıble tarafına Ulu Nogay hendekleri çekilmiş bir ovadır. Bütün şehitler ve diğer ölüler hep orada gömülüdürler. Bu hendeklerin dışı Heyhat Ovası'dır ki bütün Azak kavminin atları bu Heyhat Ovasındaki otlarla ve çayırlarda otlayıp gezerler. Ama dört tarafında atlar üzerinde yiğitler gezip karakol beklerler. Hemen bir taraftan Kalmık Tatarları gözükünce bütün hayvanlarını şehre sürüp hendeklere doldururlar.

Azak Kalesi özelliklerini tamamlanması: Bu kale çepçevre toplam 70 adet kulelerdir. Doğu tarafında Frenk Hisarı köşesinde gözcü kulesi gayet sağlam ve dayanıklı büyük kuledir. Ten Nehri tarafında su kulesinden sağlam ve dayanıklı kule yoktur ki tam 12 pare balyemez topları var. Ten Nehrinden lağım ile bu kuleye Ten Suyu gelip kuşatma sırasında bütün asker suyu bundan aldıkları için Su Kulesi derler.

Ten Nehri kenarı varoşunun özelliği: Bu Su Kulesi'nden ta batı tarafında toprak kale köşesine kadar Ten Nehri kenarınca bir kat balık kayıklarının haneleri var. Ve toplam 300 adet ufak tefek evleri var.

Ten Nehri kenarınca bir sıra 340 adet küçük dükkânları vardır, ama her gece bu dükkânçelerde asla bir meta komayıp kaleye götürüp sabah yine getirirler.

Ve 50 adet bozahane ve meyhane var ki tüm harâbât erenleri olan Bekri canlar gece gündüz bu bozahanelerde kalırlar.

Şark Karatayakı Varoşu'nun görünüşü: Bu varoş kalenin doğusu tarafında olmakla Şark (Doğu) Karatayağı, yani Şark Varoşu derler. Frenk Hisarı hendeğinden açıkta varoştur. Bunun da dört tarafı büyük hendektir. Çepçevre büyüklüğü tam 2 bin adımdır ve 500 adet kamış ve saz evlerdir ki üzerleri yine toprak örtülüdür. Bunda da tamamen Nogaylar oturmaktadır.

Bu varoşta cami, han, hamam ve dükkânlar yoktur. Ancak Ten Nehri kenarında buz mahzenleri çoktur. Şiddetli kış günlerinde Ten Nehri'nden beyaz billûr gibi buzlarını kesip bu mahzenlere doldurup Temmuz ayında zevkini sürerler.

Bu buzhane mahzenleri yakınında 40 adet donanma firkateleri var, gerektiğinde bu gemileri karadan Ten Nehri'ne indirip gaziler binip kâfiristanı yağmalamaya ve talana giderler.

Bu mahalde ta yukarı Ten Nehri kenarında olan Şahin Kulesi'ne kadar bir saatlik yer tamamen şebekeli bostanlardır ki acayip kavunu ve karpuzu olur. Bu varoşun üç yerinde elma ağaçları, vişne ve erik ağaçları var, soğuktan değme zamanda meyve vermezlermiş, ama bostanları hoş olur.

Meşhurlarından: Evvelâ Ten Nehri'nde mersin balığı, morina balığı, kara havyarı, yani balık yumurtası, beyaz ve ince saat kumu, Ten Nehri adalarında sivrisineği, beyaz billûr gibi buzu, sekir verir ilik gibi bozası, soğuğu ve (—) (—) (—) bunlar meşhurdur.

Soğuğu o mertebe olur ki sobalı evlerinde ve ateş başlarında adam donup helâk olur. Erzurum, Gerede ve Akkirman soğuğundan daha sert soğuğu olur. Burada asla meşe ve pelit odunu olmaz, zira her tarafı Heyhat Ovası'dır. Bütün halkı saz ve kamış yakarlar. Ve adalarda bir çeşit çalılar olup onu da yakarlar.

Yaşlı ve genç insanlarının yüz renkleri: Gerçi kışları çok sert olur, ama genellikle halkı sağlıklı olup yüz renkleri kırmızıdır. (—) (—) (—)

Mahbûbları: Hepsinden hoş, sim-ten ve tombul Urus cariyeleri, Moskov oğlanları ve Karatayak varoşlarının Nogay kızları gayet meşhurlardır. (—) (—) (—)

Hayat bağışlayan suyu ve havası: Suyu ve havası gayet hoştur, ama halk dilinde darb-ı mesel olmuş bir sözdür ki y/Şam-ı cennet-meşamın cennet ya altında ya üstündedir" derler. Bunun da soğuk yönünden cehennem ya altındadır veya üstündedir, yani ta bu derece bu Azak Kalesi kendisi cehennemdir.

Eski müneccimlerin görüşleri: Bu Azak Kalesi altıncı iklimde bulunup arz-ı beledi 56 arzdır. Ve [186a] uzun gündüzü 6 saatten çeyrek saat eksiktir.

Eski kâhinlerin görüşü: Bu Azak Kalesi'nin imareti talii akreb burcu, merih su evinde bulunduğ için halkı merih huylu gazaplı, acımasız, gaddar, kâtil, kılıç ustası, merih gibi kan dökücü, felek celladı adamları var. Gece gündüz işleri güçleri kılıç ile geçinmektir, cesur ve yiğit gazilerdir.

İbretlik garip ve acayip hikmet: Bu Azak kavminin tüm atları, sığırları, koyunları, doğanları ve Karatayak Tatarları da hep çiğ balık eti yerler. Hatta Ten Nehrinden diri balıkları avlayıp atların önlerine koyup diri balıkları atlar kavraya kavraya harp harp ısırıp ağızlarını köpürterek yerler. Ve doğanlarını salıp Ten Nehri'nden balıkları doğanlar tutup getirir. Fakir balıklar ise Ten Nehri yüzüne soluklanmaya çıkınca hemen doğan ve çakırlar balıkları gagalarıyla kapıp sudan dışarı kenara çıkarırlar. Tuhaf bir seyirliktir.

Kışı sert olduğundan 8 ay ve 5 ay Azak Denizi ve Ten Nehri suyu donup cüret sahibi olan güçlü yiğitler kış kıyamet demeyip Ten Nehri buzunu delip buz deliklerine pereme, kayık ve çırnık kadar balıklar soluklanmaya gelince şahbaz yiğitler balıkları harbalar, oltalar ve çengeller ile avlayıp satarlar. Bazı insanlar kendileri yer, bazıları atlarına ve gayri hayvanlarına balık verirler.

Kısacası amansız bir kaledir. Ancak serhad sonu olup burada bekçi olan Müslüman gazilerinin yatıp oturmaları bile ibadettir. Ve inşaallah bu kalede kalanlar cehennem azabını görmezler. Beyt:

Kıfl-ı İslâm budur ismine derler Azak,
Bu hısn içre gelen anca diye yâ Rezzâk.

Bu şehrin balığından ve kara havyarından başka çok yiyeceği yoktur. Bu varışımızda 80 dirhem ekmek 1 akçeye, 1 koyun 8 guruşa, 1 at yemi 10 akçeye, 1 sığır 20 guruşa, 1 tavuk 1 guruşa, 6 tane fındık 1 akçeye ve diğer şeyler buna göre kıyas oluna. Zira denizi 8 ay donup Kefe'den ve başka yerlerden gemiler gelmez olurlar. Eğer gemiler gelse biraz bolluk olur. Başka bir çeşit küçük gemileri vardır. Azak Denizi sığacık deryacık olmak ile bir türlü ufak gemileri gelir. Rum gemileri Azak'tan 50 mil uzak gelip mal taşırlar, oradan ufak kayıklar ile mallar taşırlar.

Erkeklerinin giysileri: Bütün Osmanlı taifesi çeşit çeşit çukalar ve değerli kumaşlar giyerler, ama Karatayak kavimleri yine Tatarlar gibi kalpak, koyun ve kuzu derisi donlar ve boğası renkli kaftanlar giyerler. (—)

Kale kadınlarının giysileri: Yine Osmanlı kadınları çuka ferace ve ipek kaftanlar, ayaklarında sarı iç edik ve sarı pabuçlar giyerler, ama sokağa çıkmazlar, çıkacak ve sokağa bakacak yerleri yoktur. Ama Karatayak Tatarı kadınları aba ve koyun derisi kürkler ve başlarına çeşit çeşit kalpaklar giyip yüzleri açık gezerler, ama ırz ehli olanları yüzlerini örtüler ile örtüp kapalı gezerler.

Eşraf ve ayanının isimleri:

............... (1,5 satır boş).................

Azak Kalesi ziyaret yerlerini bildirir: Evvelâ kıble tarafındaki adı geçen Nogay kavmi hendekleri içinde Aşçı Baba ziyareti, ona yakın Başçı Baba ziyareti ve Yoğurtçu Baba ziyareti: Bu sultanların üçü de kardeş imişler. Gedik Ahmed Paşa ile bu kale kuşatmasında bulunup her gün İslâm ordusuna pişmiş bir koyun başı, bir çanak mastaba aşı ve bir çanak yoğurt ayranıyla bütün İslâm ordusunu doyururlar imiş. Çanakları asla boşanmaz imiş. Allah sırlarını aziz etsin. Hâlâ büyük ziyaretgâhtır. Allah rahmet eylesin.

Bu Azak Kalesi'nin içinde dışında şehitler o kadar çoktur ki bazı sene kadir gecelerinde kabirleri üzerine nur yağdığını nice yüz salih kimseler görmüşlerdir.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗