Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiBelgrad (Berat)
BALKANLAR & KAFKASYA

Belgrad (Berat)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Belgrad (Berat)

Kıbleden yıldız rüzgarı tarafına uzunlamasına bulunan bir yalçın boz kaya üzerinde şamdan şekline benzer yontma cilalı taş, bir savaş suru, sağlam bir kaledir. Ancak iç elde olmak ile gözden düşüp bazı yerleri zamanın geçmesiyle yıkılmaya yüz tutmuştur.

Çepçevre büyüklüğü: Toplam 2.600 germe adım kuşatır yüksek kaledir ve 4 adet sağlam ve dayanıklı kapısı var. Evvela yıldız tarafına çarşıya inecek büyük kapıdan çarşı yokuş aşağı tam bin adımdır ve bu kapı 3 kattır. Her katı arası yüzer adım birbirlerinden uzak büyük kapılardır. Bu kapıların 2 adet kapısı yıldız tarafına bakmaktadır. Bir katı içeri kapıdır ki doğu tarafına açıktır. Ve bu kapının iki tarafında temel taşları fil gövdesi kadar sert taşlardır. Meğer bu çeşit taşların benzeri Kudüs-i Şerif yakınında Halilü'r-Rahman'da yahut Turla Nehri kenarında Bender Kalesi'nde ola. Bir kapısı da eski manastır dibinde batı yönüne bakar kapıdır ki aşağı Hüseyin Paşa'nın yeni yaptığı Murad Çelipa Mahallesi'ndeki cami önüne iner kapı yoludur. Ve bir kapı da mahalleler arasında doğuya bakar bir küçük uğrun kapıdır ama o kadar işlek yol değildir.

İç hisarın şekli: Batıya bakan büyük kale duvarının bir köşesine bitişik bir şeddadi taş yapı küçük bir surdur ki büyüklüğü 800 adımdır. Ve 2 adet kapısı var, biri doğu tarafına açılıp kale içine bakar, biri batı tarafına açılıp taşra aşağı Çelipa Mahallesi'ne yokuş aşağı iner iç kale kapısıdır ki güney tarafına meyilli kapıdır. Bu yazılan 7 adet kapıların hepsi karaağaç tahtasından kapılardır ki demir kapılar değildir, zira her bir kapı düşmandan gizli kuleler aralarında saklanmıştır. Hatta bir iki kapının tahta kanatları yerde yatar, zira iç elde iç kaledir, düşmandan asla korkuları yoktur.

Bu iç kale içinde 40-50 adet kiremit örtülü hane vardır. Ve 1 adet Bayezid Han Camii vardır. Ve cebehanesi azdır, 6 pare topları vardır. Ve eski yapı ambarları, su sarnıçları ve dizdar hanesi var, başka yapı yoktur.

Belgrad dış büyük hisarının anlatılması

Hepsi 200 adet kiremitli viran şekilli evlerdir. Genellikle Rum keferesi haneleridir. Bahçeleri harap hayli geniş meydanları vardır. Ve 1 adet kiremitli ve kargir minareli eski yapı bir geniş Bayezid Han Camii vardır, eski yapı cemaatsiz acayip garip bir camidir. 8 adet kefere kiliseleri vardır, ama biri gayet mamur, süslü ve büyüktür. Bütün sokakları kudretten taşlı kaldırımlıdır.

Bu kalenin 4 tarafındaki kale duvarına bitişik evler vardır. Çevresinde asla hendekleri yoktur, zira çepçevre yalçın uçurum kanara kayalardır. Güney tarafındaki Çekebeni Kayası adlı semti göklere doğru baş uzatmış şahin, zağanos, karakuş, devlingeç ve çaylak yuvalı yüksek ve heybetli kayalardır ki insan aşağı bakmaya cüret edemez.

Bu mahalle Çekebeni Kayası demeden maksat odur ki fetihten sonra bu kaleden hiçbir yolla padişaha feryatçı gönderemezler. Sonunda bu kayalardan bir serdengeçti şahbaz yiğidi ip ile sarkıtırlar. O da kayaların dibinden [358a] akan (---) Nehri'nde yüzerek çıkıp yolları kat ederek Edirne'ye varıp kuşatmadaki perişan hali padişaha bir bir anlatıp ihsanlar alıp yine 3 günde karanlık bir gecede bu Çekebeni Kayası dibine gelip "Çeke beni" diye bağırır. Bilirler ki kaleden padişaha feryada giden Gazi Koskı'dir, gelip daha önce sözleştikleri üzere "Çeke beni" dedi. Derhal Gazi Koskı'yı ipler ile kaleye çekip,

"Bre hoş geldin, ne haber" deyince,

"Padişah, vezirler, vekiller alimler, salihler ve şeyhülislam sizlere selam ettiler. 'Benim gazilerim, inşaallah 10 güne dek 50 bin adet İslam ordusu ile varıp yetişirim. Din-i mübin gayreti onlarındır. Hemen gayret, cidd ü ihtimam etsinler, neylerse eylesinler, zinhar be-zinhar kaleyi küffara vermesinler' dediler. İşte bütün işbaşında olanların mektupları" deyip bütün kuşatma altında olan gazilere teselli verdi. Onlar da var güçlerini sarf edip gece gündüz savaşlar ederken gerçekten 10 günde 70-80 bin asker kaza ve kader gibi gelip kale altında hemen tüm kafirlere girişip bir Bayezid satırı çekerler ki hala Müzakiye Ovası'nda kaçan kafirlerin kemikleri yığın yığın ve tepe tepe yığılıp yattığı bellidir.

Daha sonra bütün gaziler Cem haşmetli padişahtan ihsanlar alıp o çeke beni diyen şahbaza da büyük bir zeamet ihsan olunur. Hala oğullarına "Çekebenizadeler" denir, mülkiyet üzere zeamet köyüne mutasarrıflardır. Onun için bu kayaya Çekebeni Kayası derler. Meşhur bir kemer gibi berrak ak kayadır. Bu Çekebeni Kayası'nın bazı yerinde kule, kiliseler ve mesiregah köşkler vardır.

Aşağı hisarın şekli

Bu kayalar altında su kenarında aşağıda bir kat kale duvarları daha var, gayet sağlam set duvardır. Aşağı büyük köprü başındaki kale kapısından ta Kazancılar Çarşısı kapısına dek 800 adım uzun çarşıdır ki (---) Nehri kenarına kurulmuş sultan çarşısıdır.

Bu kale içinde yaklaşık 70-80 kadar kiremit örtülü birazcık mamur evlerdir. Gerisi hemen bir cadde üzerinde 80 adet geniş dükkanlardır ki bir yoldur, gayri yol yoktur. Zira bir tarafı kalenin Çekebeni Kayası'dır ve bir tarafı kale altından akan (---) Nehri'dir. Bir minare boyu kale duvarı su kenarı olmak ile kale temelini su döver. Dağ delicisi usta Ferhad bu aşağı kaleden ve yukarı kalenin Çekebeni Kayalarından oyup kesme kaya merdivenler ile bazı yerlerinden 70-80 ayak taş merdivenler ile inilir. Kazancılar Çarşısı kapısı dibinde bir büyük su kulesi var, ta suyun içinde yapılmıştır. Çekebeni Kayaları içinden oyma yolları var ki yukarı kaleden aşağı su kulesine kadar 1.060 ayak kesme taş merdivenlerdir. Kuşatma sırasında bu kayalar içindeki yollardan su taşıyıp kuşatma altında olanlar asla suya zaruret çekmezler. Bu yolları düşmanlar da görmezler, ama Kazancılar Çarşısı kayalarından aşağı suyolları alçaktır, ama bu yolları da düşmanlar göremezler. Bu aşağı kalede kazancılar ve yer yer mutaf dükkanlar vardır.

Bu Kazancılar Kapısı'ndan taşra merhüm Uzkurlu (---) büyük bir çarşı yapıp bu mahallin bir varoş olmasına sebep olmuştur, hala Uzkurlu varoşu derler, Kazancılar Çarşısı'ndan doğuya ta Mutaflar başına kadar tam 2 bin adımdır ve 2 kat anayoldur. Sağı ve solu baştan başa her esnaftan pak dükkanlardır. Dükkanların çoğunluğu Uzkurluoğlu evkaflarıdır ki tamamı 700 adet dükkanlardır. Bedestenleri yoktur, ancak yine bütün değerli ve nadir kumaşlar, diba, şib ve zerbaf mevcuttur. Genellikle bohçacısı gayet çoktur.

Arnavut Belgradı şehrinin büyük varoşu: Gerçi büyük bir varoştur ama kale duvarı içinde değildir. Yukarı kalenin kıblesi ve doğusu tarafında bir geniş alanda ve (---) Nehri kenarında baştan başa bağlı, gülistanlı ve şebekeli bostanlı büyük varoştur. Tamamen kırmızı kiremit örtülü 5 bin adet bakımlı ve süslü, cennet bahçeli, geniş, altlı ve üstlü, baştan başa kargir yapılı, 7 adet dere ve tepeli verimli zeminde gayet sanatlı evler olup yüzden fazla kaşane saraylar ile süslenmiş ve her bir hanedanları havuz ve şadırvanlar ile bezenmiş süslü şehirdir ki havası ve yapısında ruh vardır. [358b]

Kapan, bedesten ve çarşı adedi: Tamamı (---) adet güzellik pazarı, sultan çarşısıdır, ama bunlardan saraçhanesi, kavafhanesi, debbağhanesi ve kazancılar çarşısı gayet mamur, şirin, süslü ve tertipli yapılmış dükkanlardır. Nehir kenarında henüz yeni yapılan güzel çarşıyı Hüseyin Paşa yapmış, bir kaide bir tertip bir pazar yeridir. 100 adet yeni dükkanlardır ki çeşitli esnaf orada mevcuttur. Ortası büyük bir meydan olup çeşit çeşit gölgeli ağaçlar ile bezenip gölgelerindeki sofalarda tüm sanat ve maarif erbabı birer çeşit sanat icra ederler. Bu meydanda,

Acayip ibretlik yapı: O çarşı içinde bir saat kulesi var, göklere yükselip onda Erdel diyarından gelme bir saati var. Çanı içinde 10 adam oturur. Öğle vakti olunca 12 kere çalar. Sesi bir konak yerde duyulur. Anlatılması mümkün değildir, ta ki görmeye muhtaç ibretlik bir saattir.

Bu çarşı yakınında 6 adet kahvehaneleri var, hepsi birer çeşit ibretlik bukalemun nakışlı kahvelerdir ki her biri birer Çin nigarhanesi nakşıdır. Birkaçı şehir içinde akan (---) Nehri kenarındadır. Bazı dostlar suda yüzerler, bazıları çeşit çeşit balık avlarlar, bazılar nice sadık dostları ve maarif erbabı ile görüşüp bilişip şer'i ilimler ve şiir sanatı konuşurlar, zira şairleri, güzel konuşanları, edebiyatçıları, yazarları, mana ummanı kimseleri gayet çoktur. Mezhep kaydında değillerdir, ancak meşrep kaydındadırlar. Zarif, asil, olgun ve zeki adamları vardır.

Debbağhane Çarşısı, büyük nehir kıyısında bulunduğundan yüksek çınarlar, salkımsöğütler ve çeşit çeşit üzüm asmaları ile süslenmiş olup bir gölgelik Ahi Evran işliğidir ki gayet pak ve temiz mesiregah yerdir.

Kazancılar Çarşısı'nda gerçi örs ve çekiçlerin bir "taka tır tak taka tak" sesi var, ama o da ahenk ile saf bakırı ustalar dövdükçe o da bir çeşit ahenkli ses olur. Bu çarşı da gayet süslü ve gölgeli dükkanlardır ki bir tertip üzere yapılmıştır.

Gazzazlar Çarşısı da öyle pak, hoş ve temiz güzellik pazarıdır. Burada olan güzel, güneş parçası gazzaz civanlarının parmaklarında ilikleri seyrolunup güzellikleri müşahede olunur. Bütün çarşı pazarından sular aktığından o kadar pak pazarları var ki insan yollar üzere oturup [359b] güzellik temaşa etmek ister, zira bütün dükkanlar içinde olan dilberleri asla güneş yakmayıp her biri sanki gün görmez padişahlarının evlatlarıdır. Bu iki taraf dükkanlarının genellikle sokakları üzeri tahta örtülüdür. Bütün arif dostlar ve sadık aşıklar bu dükkanlarda dilberler ile sohbet ederler, ayıp değildir, zira ustaları, babaları ve anaları övünürler.

Tüccar hanları: 5 adet kiremit örtülü tüccar hanı var, sanki kaledir.

Bekar garip hanları: 6 adet bekar odalarıdır ki içinde sanat ehli diyarından uzak kimseler kalırlar.

Darüzziyafe, aşevi imaretleri: 3 adet imareti vardır. Bunlardan Bayezid Han, Uzkurlu ve Aziz Efendi imareti meşhurdur.

Hayat suyu, tatlı sulu nehirleri: Bu şehir içinde akan Osum Nehri, güney tarafında Iskırapar, Osum Dağı ve yüksek Tomor Dağı'ndan gelir, bu şehir içinden akarak batı tarafında Morava Ovası içinde gidip Kara Osman Beyoğlu Çiftliği dibinden geçip Elbasan Suyu'na karışıp deniz gibi ikisi bir yerden akarak Müzakiye Ovası'ndan geçip yine Baştova Kalesi dibinde Venedik Körfezi'ne karışır. Bu Osum Nehri'nden Müzakiye Ovası'nda yaz kış gemilerle geçilir.

Yiyecek ve içeceklerinin övgüsü: Evvela beyaz Arnavut simidi, nohutlu çöreği, tavuk böreği, çamuka ve komoştovar adlı peynir ve yumurtalı tava böreği, kaymak baklavası ve bademli samsası gayet beğenilir.

İçeceklerinden üzüm şırasının bir çeşit kaynamış kırmızı şırası olur, ona reyhaniye derler, ondan bir kase içen sarhoş ve sermest olup tam bir hafta dimağından reyhan ve amber kokusu gitmez. Kısacası bu şehre mahsus reyhaniye şerbetidir. Darı bozası beyaz ilik gibi olup ondan içenin susuzluğu gider, sanki Mısır'ın pirinç subye bozasıdır.

Meyvelerinden, insan kellesi kadar ekşi narı, zeytini, inciri ve nice bin bağ ve cennet bahçeleri cihanı süslemiştir, ama limonu ve turuncu olmaz.

Sanatları ve karları: Bütün esnaf ve sanat ehli mevcuttur. Ama genellikle halkı "Kazanç sahibi Allah'ın sevgilisidir" deyip işleri ve karları ticarettir ki vilayet vilayet mal götürüp getirirler. Bir sınıfı halktır, bir zümresi alimlerdir, bir bölüğü esnaftır ki çoğu şehir içinde gazzaz, saraç, kuyumcu, kavaf, kazancı ve debbağdır.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗