Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiBolagay (Blagay)
BALKANLAR & KAFKASYA

Bolagay (Blagay)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Bolagay (Blagay)

Latince (—) demektir. Yapıcısı Hersek banlarıdır. (—) tarihinde bizzat Fatih Sultan Mehmed Han fethidir, zira Hersekoğlu Ahmed Paşa'nın babası olan keferenin taht merkezi idi. Gayetle zor ve sayısız savaşla feth olmuştur. Hâlâ Süleyman Han yazımı üzere Hersek paşasının subaşılığıdır ve 150 akçe paye ile kazadır, ama hâlâ Mostar müftüsü olan (—) Efendi'ye arpalık olarak verilmiştir. Kale dizdarı ve 50 adet hisar eri var, başka hâkimleri yoktur.

Kalesinin şekli: Mavi bulutlara Samanyolu gibi baş uzatmış bir kızıl yalçın kaya üzerinde bâdemî şekilde bulunan balık sırtı gibi bir sivri burunlu kanara üzerinde doğudan güneye uzunlamasına kesme taş daima hazırlıklı sağlam bir surdur ki henüz yapı ustası elinden çıkmış zannolunur.

Doğu tarafında bir büyük kulesi var, sağında ve solunda beşer adet yüksek kuleleri ve güney tarafındaki kaya burnu üzerinde heybetli bir sağlam kulesi var ki sanki İskender Seddi'dir. Tüm beden dişleri öyle sanatlı ve süslüdür ki bir kalede bu şekilde bedenli süslü hisar yoktur.

Ancak batı tarafa açılır bir demir kapısı var, asla bir tarafında hendeği yoktur, zira hendek yeri de yoktur. Her tarafı gayyâ kuyusudur. Özellikle güney tarafı 5 minare boyu Bîsütun Dağı gibi altı boş bir yalçın kızıl kayadır ki nice bin miski kartal kuşlarının, şahin ve zağanos kuşlarını yuvaları var, aşağı bakmaya insanın ödü patlar. Kale içinde 15 boş hane, 1 küçük cami, 2 su sarnıçları ve 2 adet topları var, ama ihtimaldir barutu yoktur.

Kale içinde insan olmamak ile yılanı çoktur. Dizdarı ve neferatları tamamen aşağıda olurlar, zira her an bu kaleye çıkmaya bir kimsenin gücü olmadığından kale halkı tamamen aşağı varoşta olup gece gündüz kale kapısı kapalı durur. Tâ bu derece yüksek bir kaledir, ama hâkim kaleden uzaktır.

Bu kalenin doğu tarafında olan havalesine bakan kuleden feth olmuştur ve ancak bu kaleye bir yerden zafer mümkün değildir. Kuşatma ile yokluk ve kıtlıktan aman ile feth olur.

Sonra bu kaleden güney tarafa yokuş aşağı inerken iki yanlarındaki dağlar, ormanlar ve bağlar baştan başa nar ağaçlarıdır ki kendi biter ve kendi yiter ormanlık ve nar bahçeleridir ki yarım saatte bu nar ormanını geçip,

Bolagay Varoşu: Bu mamur kasaba, kalenin bulunduğu kayanın altındadır. Kaleden bu varoş asla görünmeyip kale kayasının mağarasından yedi başlı ejder gibi gürleyip çıkan Buna Nehri kenarında bir küçük kasabacıktır.

Tamamı 5 mahalledir, Müslim ve kefere mahalleleridir, 450 adet kale gibi kuleli tamamı kârgir kesme taş ve baştan başa kayağan taş örtülü bağlı, bahçeli ve nice evleri kiremit ile örtülü mamur hanelerdir.

Buna Nehri bu şehri ikiye bölüp iki yerden taş yapı köprüler ile beriden öteye geçilir birer göz sanatlı köprülerdir.

Tamamı 5 adet mihraptır. Evvelâ aşağı dutluk içinde Fatih Mehmed Han Camii gayet küçük eski yapıdır, ama alçak minareli ve çatısı kurşunlu kârgir yapı güzel camidir. Geri kalanı mescitlerdir.

Bir medrese, bir mektep, bir tekke, Buna Nehri kayası altında Mostar müftüsü tekkesidir ki Halvetî hankâhıdır. Bir küçük hamamı, yeni hanı ve cami karşısında 10 adet dükkânı var.

Buna Nehri'nin doğduğu mağaranın özelliği

Evvelâ adı geçen kale [161a] olan yüksek dağ, Bîsütun Dağı gibi altı boş olup batı tarafa eğilmiş, adam altına girmeye korkup şimdi yıkılır, diye düşünür, bu kayanın altındaki Kerem Sahibi Yaratıcı'nın sanatı mağaranın içinden Buna Nehri billur, necef, moran gibi haykırıp çıktığı mahalde 10 göz su değirmenleri vardır.

Berrak suyun çıktığı yerde, anılan mağaranın önünde 2 harman büyüklüğü kadar bir havuzu var ki derinliğinin ne kadar olduğunu bir yüzücü dalgıçlar öğrenememişlerdir ve nice kere yüz kulaç ipler ile şakula bırakmışlardır, asla sonuna ulaşamamıştır. Dibine ulaşayım diyenlerin çoğu boğulmuşlardır.

Bu adı geçen büyük havuzun kenarındaki kayalara bitişik Mostar Müftüsü (—) Efendi bir Halvetî tekkesi inşa etmiştir. Bir köşkü Buna Nehri'ne bakıp tüm âşıklar, maarif erbabı ve gönül ehli bu köşkte ve bu tekkenin kameriyelerinde oturup guy guy has sohbetler ve ilim sohbetleri ederler. Nice zarif dostlar havuz içinde olan türlü türlü balıkları ve Rabbimin nimetlerini seyrederler ki her balık onar, on beşer ve yirmişer okka gelir, sanki yaldızlı Tanrı sanatı balıklar var ki insan baktıkça hayran olur.

Ama asla avlamazlar. Her kim bu mahalde balık avlarsa veya balık otu dökerse o adam elbette iflâh olmayıp gittikçe kötü olup sonunda belki yok olur, ama bu havuzdan aşağı geçip şehir ucundaki köprübaşına varan balığı avlarlarsa onda zarar yoktur.

Hatta Celâlî Abaza Paşa bu şehre geldiğinde bu büyük havuz içinde yüzen balıklardan iki tane balık tutturup kulaklarına altın halkalar geçirmiştir. O zamandan beri birciğezi hayatta bir iri koca balıktır, ama her an taşra havuza çıkmayıp içeri mağarada durur. Ama bu balıkları Abaza Paşa tutturup yemek niyetinde olmayıp ibretlik bir nam olsun için halhal korken Abaza Paşa samur kürküyle bu havuza düşüp boğulayazdı diye ihtiyar kimseler anlattılar. Bundan anlaşılması gereken odur ki bu tekkede olan balıklara asla el uzatmamak gerek.

Ama bu Buna Nehri öyle buz parçası berrak, ak pâk bir duru sudur ki Temmuz ayında bile suyunun soğukluğundan rahatlıkla içilmez. Bir adam bir kuzu yiyip bu berrak sudan içse anında yine o kişi acıkır, sindirimi gayet hızlandıran Kevser suyudur.

Bu büyük havuz içinde tüm Mostar şehrinin, diğer köy ve kasabaların mahbûbları kâküllerini dağıtıp âşıklarıyla bu temiz havuz içinde yüzüp birbirleriyle deniz malikleri gibi kucak kucağa olup aracısız birbirlerin kucaklayarak bahr-i maarif gibi nice tür perendeler ve nice çeşit oyunlar edip gönül okşarlar.

Ama bu havuzun üzerinde olan Demâvend Dağı gibi kale kayası üzerinde olan miskî kartalların hesabını Yaratıcı bilir. Bazı insanlar bu kartallara kurban adayıp bu havuz kenarında kurbanı kesip dışarı bırakıp kartallara verirler, bazı insanların kurbanını yemezler, arzu ve isteklerinin olmamasına delildir. Ve bazı insanların kurbanlarını göz açıp kapayıncaya kadar süpürürler, elbette o insanın hayır isteklerinin olmasına işarettir, diye tecrübe etmişlerdir. Bu kartallar hiçbir zamanda bu mahaldeasla insandan kaçmazlar, nice insanın koyun ciğerini yerler ve nicesinin yemezler. Havuz içinde yüzen adamlardan balıklar asla kaçmazlar.

Bu kayalarda yuva edinen şahin, çaylak, doğan, atmaca, akbaba, ebâbülbül, devlingeç ve başka türdeki kuşların yuvalarının hesabını Tanrı bilir. Bu yüksek dağa ibret gözüyle bakan Cenâb-ı Bârî'nin neye kâdir idiğini görür.

Bu Sübhan Dağında da çok acayip eserler ve garip seyirlikler var ki yazılması mümkün değildir.

Bu kasabanın suyu ve havası gayet hoş ve ılımandır. Üzümü, narı, inciri, armudu, elması ve beyaz kirazı çoktur. Hatta bu uğurlu senede ilk kirazı bu Bolagay'da yedik, ama sulu, yemesi hoş gülnar kirazı olur. Dağlarında yetişen narından nardengi ve şer'i müsellesi gayet övülür. Zeytini, servi ağacı, cevizi ve bağı bahçesi hesapsızdır.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗