Büyük Çınar (Platanos of Hippocrates)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Büyük Çınar (Platanos of Hippocrates)
Bu kapıdan taşra kale ile varoş arasında Lonca meydanında bir çınar var, Cenâb-ı Hak kudreti eliyle büyük bir ağaç yaratmış ki bu hakir yeryüzünde 41 sene 18 padişahlık yer gezip cihanı seyreyledim ve yeryüzündeki Tanrı eserlerine dikkatle bakıp inceledim, bu büyük ağacın benzeri Çerkezistan memleketinde Ademî kabilesi içinde bir tür kavak ağacı var, o kavim o ağacı hâşâ mabut (tanrı) edinip ona taparlar. Onu gören canlı sanır.
Bir yüksek ağaç da Dağıstan Vilâyeti yakınında Elburz Dağı yamacında Irak-ı Dâdyân derler Nûşirvan oğlu Hürmüz-i Tâcidâr'ın tahtı imiş, hâlâ virandır, ama yapı kalıntılarından bir günde geçilmez, öyle bir büyük şehirdir. Hâlâ bunda olan ibretlik meğer İsvan memleketinde ola. Kısacası bu Irak-ı Dâdyân yakınında Penç Hasan derler büyük bir ova vardır, orada yılda bir kere 40 gün 40 gece büyük bir pazar olur. Hint, Sind, Belh, Buhara, Çin, Maçin, Fağfur, Hıta, Hoten ve Moskov memleketinden nice kere yüz bin tüccar gelip alışveriş ederler, büyük kalabalıktır olur. Bu Penç Hasan ziyaretgâhı dibinde bir kavak ağacı vardır, içi boştur ve 30 atlı sığar, o kadar geniştir. Ve dört tarafı duvardır. Ve bütün halk bu ağaca taparlar, ama Çerkez'den başka bir kavim tapmazlar, sadece seyrederler. Bütün halk bu ağaç altında İskender-i Zülkarneyn gömülüdür, diye inanırlar. Hatta o ağacın kovuğu içine insanın girip çıkmasından bozulmasın diye ağacın kapı gibi yerine demir kaplamışlardır, içinde ve dışında Allah bilir o kadar demir, nal, mıh, bıçak, hançer ve kılıç parçaları mıhlamışlar ki ağaç gövdesi sanki Nahçivan demiri olarak yaratılmıştır. Bu ağaç gökyüzüne çıkıp uzun boylu olması ile meşhur olmuştur.
Bu Istanköy'deki yüksek çınar onlar gibi uzun değildir, alçaktır. Ama bu büyük ağaç, Cenâb-ı Bârî'nin bir çeşit nazarı değmiş dallı bir çınardır. Övgüsünde dil kısa kalır ama safalı ve vefalı zariflere o süslü ağacın hâli şöyle malum ola ki bu ağacın gövdesini ancak 10 adam kucaklar. Bütün kuvveti dallarına yayılmıştır. Toplam 300 dalı vardır. Her dalın gövdesini birer, ikişer üçer adam kucaklayabilir, öyle kalındır. Her biri bir çeşit gölge salmış gölgeli dallardır. Bütün dalları Süleyman Otağı gibi dört tarafına yayılmıştır. Gelen geçen misafirler bir hoş safâ etsinler diye hayır sahipleri bütün dalları altına 77 ağaç direkler, mermer ve somaki sütunlar dikip bütün dalları bu direkler üzerinde durur. Bazı direkler ardıç, servi, meşe ve çam sütunlardır. Çok kalın dalları altına 7-8 somaki yüksek sütunlar dikilmiştir ve bazı dalları altına beyaz mermer sütunlar dikilmiştir. Kısacası toplamı 77 sütundur.
Allah'ın hikmeti, bazı dalları o sütunlar üzerinde dura dura bu dalların ağırlığından mermer sütunlar dalların vücuduna gömülmüştür. Bu dallar da büyüyüp kalınlaştıkça havaya yükselip sütunları kucaklamışlar, sütunlar da havada kalkarak asılı kalmıştır. Hayır sahipleri de gelen geçenlerin zarar görmemesi için asılı kalan sütunların altına mermer tabanlar yapmışlar. Ama yine her sene bu çınar o mermer sütunları havaya kaldırmış, bu hâl üzere bir büyük meydan gölgesi kaplayıp koyalı olmuştur. Bazı dallan, dört tarafına 200-300 adım kol kanat gibi yayılıp bazı evlerin, dükkânların ve camiin damları üzerine dağılmıştır. Hâl dili ile saçlarını âşıkların üzerine gölgelik etmiştir.
Ağacın altı öyle koyalı ve hıyâbândır ki sanki İsfahan Çârbağı'dır, asla güneş tesir etmez. Daima saba yeli uğrayıp oturanlara can bağışlar.
Gölge düştüğü yer de o kadar meydandır, şöyle malum ola ki toplam 43 sofadır, 11'i misafir sofalarıdır. Bu şehirde han ve şifahane olmamakla bütün gelen giden konuklar bu yüksek çınarın gölgesinde güzelce oturup dinlenirler.
Üç yerdeki sofaların her biri onar on beşer somaki direkler üzere kiremit örtülü sofalardır. Gerçi bu yüksek ağacın gölgesinde kiremit örtülü bina lâzım değildir, ama yağmurdan misafirlerin eşyaları korunsun diye hayır sahipleri böyle dinlenme yeri yapmışlardır.
Yine bu yüksek çınarın altında 3 kahvehane sofası var, üstü açıktır. Bütün gezginler ve zarifler orada eğlenip ömür uğurlarlar.
Yine bu ağacın altında Hüsam oğlu Kaptan Ali Paşa kurşun örtülü bir ağaç kubbe ile bukalemun nakışlı bir abdesthane havuzu yapmış, 12 köşe büyük bir havuzdur. Ortasında bir şadırvanı gece gündüz akıp İlâhî emre uyanlar abdest tazelerler. Her köşesinde birer çeşmesi var, gayet lezzetli âbıhayattır. Bütün şehir halkı ondan su içerler.
Bu ağaç gölgesinin batı tarafı dalları altında hendek kenarında aşağı çarşı başına varıncaya kadar 200 adım bir sofadır. O sofa üzeri 70-80 turunç ağacı ile süslüdür. Bu mahalde yine Ali Paşa'nın bir âbıhayat çeşmesi var. Sofa üzerinde konuk olan âşıkların turunç çiçeği kokusundan dimağları kokulanır.
Bu sofaların doğusunda yine yüksek çınar altında bir su kuyusu var ki taze hayat verir. Bir su kuyusu da camiin kapısı dibinde vardır, makaraları bu çınarın dallarına bağlıdır. Bir âbıhayat sudur, bütün gemiciler ondan sulanır, acayip büyük hayır eseridir. Bu eserlerin tamamı yüksek çınarın altında bulunduğundan yazdık ki ne kadar büyük bir çınar olduğu dostlara malum ola.
Allah'ın hikmeti bu çınarın nice bin dalları birbirine halka halka bağlanıp örüm karım olmuştur. Kısacası garip ve acayip ibretlik Yaratıcı işidir. Bazı kimseler bu çınarın özelliklerini anlatıp derler ki:
"Dedelerimizden öyle duyarız ki bu kale kâfirlerde iken bir Mısır gemisini kâfir alıp ümmet-i Muhammed esirleri bu çınarın dibinde bağlarlar. Meğer hacıların birinde bir testi Zemzem suyu var imiş 'Kâfirlere nasip olmasın' diye o hacı bu Zemzem suyunu bu çınarın dibine döker. Allah'ın hikmeti bu çınar günden güne bu hâle gelir ve hâlâ her sene büyümededir" diye anlatırlar. Ama Allah bilir o Çerkezistan'da ve Irak-ı Dâdyân'daki kadar yaşlı olmasa gerek. Bu 6-7 yüz yıllık ancak olmalıdır. Kısacası büyük velilerin nazarı değmiş bir Tanrı eseridir. Hakir de teberrüken celî hatla yüksek çınarın bir dalma,
Seyyâh-ı âlem Evliyâ rûhıyçün fâtiha. Sene 1082
diye nevregan ve tilsiman demirleri ile elifleri birer arşın oyup yazdık. İnşaallah o hat şerha verip ebedî durur. Gören dostlara gizli olmaya.
Bu çınar İstanköy şehrinin meşhur olmasına sebeptir. Ve bu mahal bütün zariflerin, dostların ve âriflerin toplantı yeridir. Allah korusun.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗