Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiCankurtaran (Adony)
BALKANLAR & KAFKASYA

Cankurtaran (Adony)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Cankurtaran (Adony)

935 tarihinde Süleyman Han Beç Kalesi'ni kuşattığında şiddetli kış gelip İslâm ordusunun cenge güçleri kalmamıştı. Tüm Osmanlı hazine ve ağırlıklarını Beç Kalesi altında bırakıp hemen Süleyman Şah hırka-i şerifi ve Resulullah'ın sancağını alıp nice iç ağaları top çeken camızlarına binip Nimet-Uyvar altından Raba Nehri'ni geçip Ustolni-Belgrad'a uğramayıp Beç Kalesi'nden 6 gün 6 gece de o şiddetli kışta bu Cankurtaran yerinde Kovin Adası önünde konup Padişah Süleyman Şah bir kayık ile Kovin Adasına geçip vezirlerine;

"Bu konduğumuz yere ne derler" derler. Serhatli derler ki,

"Hünkârım Kovin Adası yeri derler" dediklerinde Süleyman Han,

"Yok bu yere Cankurtaran derler. Biz Beç'den buraya İslâm ordusuyla gelip can kurtardık. Bir daha benim askerimden ve evlâtlarımdan Raba Nehri'ni ve Yanık Kalesi'ni geçen evlâtlarım Yanık'da yanalar, Beç'de peç ve puç, işleri hiç ve dolaşık olalar, bencileyin bu Cankurtaran'a gelip can kurtaralar" diye Beç Kalesi ve Yanık Kalesi altına varanlara beddua edip sonra: buyurdular ki,

"Tez bu mahalle Cankurtaran adıyla bir kale inşa edin" buyurduklarında bu kaleye başlayıp adını Süleyman Han, Cankurtaran koydular.

Cankurtaran Kalesi zemininin anlatılması

Tuna Nehri kenarında bir geniş ovada 4 köşe ve 4 tabyalı gayet sağlam ve dayanıklı dolma rıhtım şeddadi palankadır. Her bir direkleri birer adam güçlükle kucaklar kalın meşe ağaçlarıdır ki bu kadar zamandan beri abanoz ağacına dönmüş direklerdir. Hatta kâfir bu kere bu kaleyi bu kadar zaman balyemez toplar ile dövüp gülleleri iki direk arasına girip kaybolmuş, tâ bu kadar sağlam palankadır.

Hendeği gayet derin, geniş ve sarp büyük çukurdur. Tüm top mazgalları hendeğe bakmaktadır, zira bu ağaç kalelerde düşmanlar geldiğinde hendeklerinden korkarlar. Onun için bu kalenin hendek kenarında bir kat direklerden fırdolayı şarampav metrisleri var. Düşmanlar hendeğe gelmesin diye bir hayli zaman bu şarampavlarda tüm gaziler savaşırlar.

Ve 3 kapısı var, ikili Tuna Nehri kenarında doğuya açılır ve kale halkı bu kapılardan su alır. İskeledir ki gemiler yanaşır. Biri büyük kapıdır ki güney tarafta taşra varoşa açılır. Bu kapılar önünde hendekler üzerinde zincirli asma köprüleri başında lonca köşkleri var.

Bu kale içinde 150 adet bahçesiz daracık ve sokakları dar evlerdir ki her sokak başında bentleri var. Ve bir Süleyman Han Camii, cebehane mahzenleri ve tahıl ambarı var.

Bu kalenin Tuna kenarı köşesinde bir viran kilisesi var, içinde kereste, diğer mühimmat ve levazımatları ve şehrin nice hayvanları doludur. Hatta bu kale içinde olan gazilerin aileleri ve çocukları birbirlerinden asla kaçmazlar. Zira tüm çocukları birbirleriyle akraba ve yakınlardır. Onun için birbirlerinden utanıp ceng etmede yarar ve bahadırlardır. Bu kale içine başka adam girip evlenip oturamazlar. Meğer taşra varoşta yerleşeler.

Cankurtaran varoşu: Bu varoş hisar da bir sarp yalın kat palanka ve şarampavlı kasabadır. 150 kadar haneli, sarp hendekli, bir hanlı ve 20 dükkânlı mamur ve sık ve ganimet serhat sonudur. Bunun da suyu ve havası hoştur. Bağ ve bahçeleri tamamen bu kale karşısında Kovin Adası'ndadır.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗