Cavliyye Camii (Al-Jawali Mosque)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Cavliyye Camii (Al-Jawali Mosque)
Allah bilir Mısır padişahlarından Yusuf Salahaddin yapısıdır. Hazret-i Halil Camii'nde cemaat çok olduğunda bu camide namaz kılarlar. Gerçi arasında yol vardır, ama yine pâk avlu yoludur, orada da namaz kılınır. Bu camiin cemaati Halil Camii cemaatini görürler, namazın sahih olması için bu camiin sol tarafı direklerdir, araları demir ve tunç kafeslerdir.
Bu cami boyu ve enine yüz ellişer ayaktır. Altı sütun üzere yapılmış toloz kemer binalardır, kubbeler değildir ve ortası açıktır. Camiin içinin dört tarafı duvarları birer adam boyu yükseklikte çeşit çeşit dalgalı ebrî mermerler kaplıdır. Bu camiin karşısında Halil Camii kapısına bakar bir kapısı var, o da şebekedir. Kemeri üzere bu tarih yazılmıştır. Tarih:
Hâzâ camii Cavliyye. Sene 875
Bu camiin mihrabı önünde Hazret-i İbrahim Halilullah Mutfağı, sabah akşam Allah'ın fukara kullarına ve gelen geçen yolculara nimeti dağıtılmak için Halil davulu kütür kütür dövülüp şehir halkına duyurulduğunda aman Allah o kadar insan toplanıp herkes tasını Halil çorbası ile doldurup çoluk çocuğuyla karınlarını doyururlar. Hakir de teberrüken o fukaralar bölüğünden olup bir sahan buğday çorbası aldım. Allah bilir bir vezirin ve bir âlimin yemeğinde o lezzeti görmedim.
Bu kalabalık topluluk gidip ardı sıra değişik adamlar ve bazısının hizmetçileri bakır sahanlar ile gelip bunların hepsine pilâv, yahni, zerde ve çorba verilir. Zira bunlar, imam, hatip, şeyh ve mürtezikadırlar. Aşçıbaşı ifadesiyle "Her gün 7 bin sahan dağıtılır. İşte hepsi bu 7 kazandır" dedi. Allah bilir, bin kazan yemek o taşman sahanlara yetişmez ama Cenâb-ı Bârî Halil berekâtı vermiş. Acayip bir hikmettir. Bu yemeklerden başka Cuma gecesi sütlü aş ve Halil dibsi [pekmez] peltesi bolca çıkıp bütün şehir ayanına dağıtılır. Ayrıca birer beyaz ekmek de verirler ama diğer günlerde 20 bin kara ekmek verirler.
Bu Cuma gecesinde akşam vaktine dek mehterhane, davul, nakkare, kös, nefir ve kudüme tarralar vurulunca dağlar taşlar gök gürültüsü gibi gürler. Sözün kısası bu şehir halkının zengini ve fakirinin evlerinde ateş yanıp yemek pişmez. Meğer cenaze yıkamak için ateş yakalar, yahut misafirleri gelip birkaç çeşit yemek pişirmek için ateş yakalar. Ondan belli olur ki filân kişinin hanesinde ateş yanar. "Acaba aslı ne ola? Ölüsü ola, yahut misafiri ola?" diye o hane sahibinin hâlini bu şekilde sorarlar.
Bu sözün manası odur ki Hazret-i İbrahim Halilullah'ın nimetiyle komşular ve misafirler Halil Mutfağı'ndan geçinirler. Bu mutfakta Hazret-i İbrahim zamanından beri ateş sönmemiştir. Kıyamete kadar devam ede. min yâ Muîn.
Yukarıda yazılan bütün yapıları şehrin kuzeyinde bir yüksek yerde şehre havale yüksek yapılardır. Tüm yapıları kurşunlu değildir. Safi parlak kireç ile örtülü beyaz inci gibi bellidir. Şanı yüce Allah mamur eyleye.
Bu cami halı ile kaplıdır. Kule gibi bir minaresi vardır, gayet yüksektir. Bu camie bitişik şehrin ayanı eşrafının havadar haneleri vardır, kat kat kârgir yapılardır. Bütün evlerinin pencereleri aşağı şehre, güneye ve batı yönüne bakmaktadır. Ve bu aşağı şehrin ortasında bir ulu çay akmaktadır. Bazı zaman kesilir ve orada büyük bir birke vardır.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗