Demirkapı (Derbent)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Demirkapı (Derbent)
Böyle adlandırılmasının sebebi, birinci kurucusu olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapı yapıp gözcüler komuş idi. Ta Nuşirevan asrına gelinceye kadar o kapı demir olduğundan Demirkapı adıyla anılmış sağlam bir kaledir.
Daha sonra ikinci kurucusu Nuşirevan'dır. Bundan sonra üçüncü yapıcısı Yezdecürd Şah'tır. Dördüncü yapıcısı Şah İsmail'dir. Beşinci yapıcısı Özdemiroğlu Osman Paşa'dır ki halen günümüzde Kahkaha seddi gibi sağlam bir kaledir. Argın Dağı ve Düneb Dağı eteklerine kurulmuştur. Batı tarafına Hazar Denizi kenarına kurulmuş olup bütün duvarının temellerini denizin dalgaları döver. Bu duvarları Yezdecürd Şah'dan sonra Haraz Şah yaptığına deniz kıyısında İskele Kapısı üzerinde Farsça beyitler ile tarihi yazılmıştır.
Ve yine bu deniz tarafında İskender'in yaptığı duvarların denizin içine gömüldüğü bellidir. Ama derin ve büyük eski duvar imiş. Melikler isteseler o duvardan kaleye gelinceye kadar liman olmak mümkün idi. Hala burçları ve bedenleri denizin içinde bellidir. Bu deniz tarafı duvarı yüksek dağa varıncaya kadar uzunluğu bir ok atımı mesafesi deniz kıyısıdır ve denizden yine kale ensesindeki dağa [317a] varıncaya kadar kalenin eni bir puta oku atımı mesafesidir.
Bu kale hendese ilmi üzere yükse bir tepede beşgen şeklinde yapılmıştır ki bu hakirin, gerçi daha çok seyahati yoktur ama bu biçim ve tarz üzere sağlam bir yapı, dayanıklı sed ve havaleden emin kale görmedim. Üstad mühendis ve ileriyi gören yapı ustası bu kaleyi üç bölük yapmıştır. Tamamı üç adet dayanıklı ve sağlam üç kat gerçekten de demir kapılardır. Kalenin bir bölüğü doğu tarafına, dağlar yönüne çekilmiştir. İkinci kapı şehir içine açılmaktadır.
Argın Dağı tarafına çekilmiş olan duvarda iki kapı vardır ve aşağı şehre açılır iki sağlam kapı vardır. Biri Müskür Kapısı'dır ki doğu tarafında Müskür nahiyesine açıldığı için Müskür Kapısı derler. Buradan çıkanlar at arabalarıyla üç günde Şamahı Kalesi'ne ererler.
Ve bir kapı da güney tarafına, Deşt-i Kıpçak'a, Kırım ve Çerkezistan'a, Dağıstan'a gider. Dağıstan'a at arabası işlemez ama Moskov'un Türk Kalesi'ne, Kazan vilayetine ve Deşt-i Kıpçak'a tamamen at arabaları işler.
Ve bu kalenin üçüncü bölüğü deniz tarafına düşmüştür. İçinde o kadar yapılar yoktur. Henüz Karçığa Han kale müstahfızları ve dizçökenler için haneler yapardı. Gilan ve Bakü tarafından gelen tüccarların at arabaları bu hisariçe bölüğünde doluşup durur. Zira bu diyarda taş, sarp yol ve güzergah olmadığından tamamen at arabaları işler. Ve denizden nice bin gemiler işler. Bundan dolayı bolluk içinde sağlam bir kaledir. Bu hesap üzere bu kalenin fırdolayı çevresinde, içinde ve dışında toplam olarak (---) adet kapı vardır.
Ve kalenin dörtgen şekli fırdolayı 11.060 adımdır. Ve 70 büyük kulelerdir ki her birinde garipler ve bekarlar için birer medrese ve birer mescid bulunmaktadır. Talebelerine Bakü Kalesi'nden çerağ için siyah neft verilir. Her gün Keykavus mutfağından buğday çorbalarını talebe ve atlara devamlı dağıtırlar. Bir incelikle alimlere kaleyi bekletip koruturlar.
Ve bu anılan 70 kuleden başka kalenin çevresinde tamamı yedi bin altmış beden dişleridir. Her karanlık gecede ve mehtaplı gecelerde neft yağıyla kaleyi aydınlatırlar. Zira gerek karadan ve gerek denizden 13 adet can düşmanları kavimler vardır.
Evvela denizde Moskov Kazağı kafiri gemilerle her zaman gelip taşra nahiyelerini yağmalar. Ama hisarın eteklerine gelemez. Deniz kıyısında yetmiş pare balyemez topları vardır. Tamamı Osmanoğulları toplarıdır ki, cilasından ve parlaklığından insanın yüzünün rengi belli olur.
Ve bir güçlü düşmanı batı tarafında Osmanoğlu, Kırım Tatarı ve Kılmah'tır. Ve güney tarafında Çerkez kavmidir. Ve kıble tarafında büyük düşmanı Dağıstan'ın Kumuk kavmidir. Yine doğu tarafına doğru düşmanı Tomris Han ülkesi Gürcistanıdır. O yüzden her gece suhteler (talebeler), dizçöken nökerler, neferler ve çıplaklar burçlar ve bedenler üzerinde "Huda hub" diye bağrışıp keşik (nöbet) beklerler.
Ve bütün düşmanlarının korkularından ve endişelerinden kaleye havaleli bir hayli uzak mesafeden Düneb Dağı adıyla yüksek bir dağ vardır, ormanlık ve sık ağaçlıktır, orada gece ve gündüz elli nefer tülüngi gözcüleri hazır durup bu kale üzerine bir taraftan bir düşman, baskıncı, yağmacı ve vurguncu asker görülürse hemen o dağda yığılmış odun yığınlarına ateş vurup kale halkını uyarırlar.
Kale içinde olan imaretleri bildirir: Evvela kalenin duvarlarında olan bütün taşları fil cüssesi kadar dört köşe taşlardır ki hala zamanımız insanları o taşın bir tanesini elli adamın caraskal (birbirine çatılmış üç sırıkla yapılan vinç) ilmi ile kaldırmaya güçleri yetmez. Kale içinde tamamı temiz toprak ile örtülü bağ ve bahçesiz 1.200 eski tarz evler vardır. Ancak kalenin güney tarafındaki duvara bitişik büyük bir saray vardır ki bunda olan hendese ilmi üzere yapı mimarının sanatkarlığı İran'daki sarayların hiç birinde yoktur.
Ve bu saraya bitişik büyük bir cami vardır, minaresi yıkılmıştır. Bu da ibret verici güzel bir camidir.
Ve bu cami yakınında suyu ve havası tatlı bir hamamı vardır. Osmanlı tarzı yapılmış, ama yapanı belli değildir.
Ve hayat suyu olan bir çeşmesi var. Ve doğu tarafına açılan Kayık kapısı yakınında Özdemiroğlu Camii, hanları ve dükkanları vardır. [317b]
Ve kaleden dışarı bir süslü varoşu vardır. Tamamı bin kadar güzel evleri var. Üç tarafında bağı ve bahçesi çoktur ama aşevi, imareti yoktur. Cami, han, hamam ve çarşı pazarı çoktur. Çeşit çeşit san'at sahipleri vardır. Ama genellikle halkı renk renk ibrişim bükerek geçinirler. Yer yer Kumuk halkının çoğu kübe kerevge zırh düzerler.
Genellikle bütün halkı Sünni ve Şafii mezheplilerdir. Muhteşem ve debdebe sahibi zengin kimseleri yoktur. Ama suyu ve havasının tatlılığından güzelleri çoktur. Zira İbn Havkal görüşüne göre on sekizinci örfi (yerel) iklimdendir. Ama yedinci gerçek iklimin beşinci ikliminin ortasında ve Hazar Denizi kenarında bulunduğundan havası ılımana yakındır. Bundan dolayı erkek ve kadın güzelleri beğenilir. Enlemi (---) ve boylamı 17 saat, 7 derece ve 2 dakikadır.
Karşı tarafı deniz aşırı batı tarafına Moskov hükmünde 300 mil uzak Heşdek, Kazan ve Alatar vilayetleridir. Daha onların ötesi Deşt-i Kıpçak ve Heyhat Sahralarıdır ki hala o geniş ovalara 20 yıldır ki Kılmah Tatarlarından Taysı Şah, Muyuncak Han ve Kobe Kalmah Han beşer altışar kere yüz bin kişilik kavim ile Heyhat Sahrası'nda konup göçerler.
Bazı sene ta Kırım diyarına ılgar edip gece baskını salanlar Azak Kalesi yakınında Göğemli Suyu kenarında Mısır'dan azledilmiş Gürcü Mustafa Paşa'yı şehit ettiler.
Bu anılan Kalmak küffarlarıdır. Gerçi küfür ve sapıklık, din ve diyanet nedir bilmezler, ama böyle bir aşağılık sürüsü isyancı, azgın ve ovalarda gezer fil gibi yaratıklardır. Çoğu vakitte pazarlığa Hazar Denizi kenarında Moskov'un Kazan ve Heşdek şehirlerine gelip aman ile yağlarını satarlar. Niceleri Moskov tüccarlarıyla gemilere binip bu Demirkapı'ya gelmeye başladılar.
Ve bu Demirkapı işlek iskele olduğundan ta Çin ve Maçin'den, Hıta ve Hoten'den, Fağfur ve Moskov diyarlarından her sene nice bin gemi gelip büyük gümrük elde edilir. Osmanlıların hükmünde iken iskelesinden ve Şirvan eyaletinden senelik 247 yük akçe elde edilip bütün nökerlerine, Şirvan eyaletinde olan yedi sancak sultanlarına, sulh u salah için Dağıstan padişahına haslar ve ulufeler verilir. Hala bu nizam ve intizam Özdemiroğlu Osman Paşa fethinde Dal Mehmed Efendi tahriri (yazımı) üzerine zabt edip adalet ederler.
Hala o yazıma göre Şirvan eyaleti yetmiş kazadır, yedi hanlık ve on, iki sultanlıktır. Ama Osman Paşa yazımına göre timar ve zeamet yoktur, ama sultanların ve diğer hakimlerin haslarına el konulmayıp gayetle bakımlı ve şenlikli Şirvan ülkesidir. "Allahu Taala yine Osmanoğlu'na nasip ede" diye bütün halkı dua ederler. Hatta biz bu Demirkapı'ya iken Asitane-i Saadet tarafından bir Gökdolak çaşıt (casus) hana gelip der:
"Hanım! Geçen sene Osmanlı Akdeniz içinde Girit Adası'nda Yusuf Paşa adındaki kumandan eliyle Hanya derler adındaki namlı bir kaleyi alıp asker koyup fetih sevinci haberi Kayser Şah'a gelip büyük şenlikler oldu. Ve İbrahim Hanlarının Şehzade Mehmed adındaki evladı dünyaya gelip yine büyük şenlikler olup yedi gün yedi gece Kayser ülkesinin büyük çerağanı oldu" deyince kızılbaşlar hoşlanmayıp Şirvan, Şamakı ve Gilanlı Sünniler zevk ü safa edip raks ettiler. Zira Osmanlıların bir yeşil Resulullah sancağıyla bir başkumandan gelmesini beklerler. Allah nasip eyleye.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗