Eçmiyazin Katedrali
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Eçmiyazin Katedrali
Bu kilisenin büyüğü Nuşirevan yapısıdır. Orada senede bir kere kırk elli bin kefere Frengistan'ın uzak yerlerinden toplanarak gelip bu Üçkilise Dağı'nın en yüksek tepesinde, pür-çemenzar sahrada bir eski bir halıça vardır, onu döşerler ve o dağlarda ne kadar otlar, bitkiler ve yararlı ilaç olacak ağaçlar varsa bütün bu otları büyük bir kazan içine karlar. Anılan halıça üzere sacayak koyup kazanı ona yükleyip anılan halı üzerinde alev alev ateş yakarlar.
Tam bir saatte kazan içinde bütün otlar, kereviz ve maydanoz pişip bir saat yanan ateşten asla halı yanmayıp nice bin adam seyrine hayran olur, seyretmeye değer bir halıçadır.
Daha sonra otlardan yapılan yemeği bütün keferelere dağıtırlar. Uğur ve şifa için hakkalar ile Frengistan'ın en uzak yerlerine götürürler. Bazıları orada yiyip hamdederler, zevk edip eğlenirler. [294a]
Hakir bu durumu rahiplerden sordum:
"Vallahi bu halıça odur ki Hazret-i İsa bu halıça üstünde ana rahminden doğmuştur ve İsraili korkusundan bir mağaraya kapanıp on iki havarileriyle dağdan otlar toplayıp bu halıça üzre pişirirdi. Ve Beni İsrail, İsa Nebi'den mucize isteyince bu halıça üzerinde bir melik ölüsünü diriltti. Bütün İsraililere mucize için bu halıça üzerinde yemek pişirip yemek dağıttı. Daha sonra bu halıça Buhtunnasr eline geçti. Ondan Nuşirevan'ın eline geçip bu kiliseyi yaptığında yılda bir kere üzerinde yemek pişirip yine tertemiz edip bağçalar içinde başımızla beraber saklarız.
Hatta "Süleyman Han Nahçıvan seferine geldiğinde bu seccade üzerinde iki rek'at namaz kıldı" diye söylediler. Ama ibret verici halıça ne ipektir, ne pamuktur ve ne yündür. Bir çeşit sincabi renkte büyük bir seccadedir. Lakin gayet ağırdır.
Ama bu hakirin kıt aklıyla öyle yorumladım ki Kıbrıs Adası'nda (---) adlı yerde büyük bir dağ vardır. Tanrı'nın hikmeti o dağın taşını tokmak ile dövünce keten gibi olur. Daha sonra hayal iplik eğirip abdest peşkirleri, güzel ve süslü donlar ve gömlekler dikip İstanbul'un ileri gelenlerine ve padişaha hediye getirirler. Hatta Kaya Sultan efendimize Sultan Murad Han latife edip,
"Kayam, sana kayadan yapılma bir taş gömlek vereyim" diye bir don gömlek hediye etmişti.
Birkaç zaman Kaya Sultan kayadan gömleği giyip kirlendiğinde ateşte yakıp pak ve beyaz olup ibret için yine giyerdi. Hayal ve ince bir gömlek idi. Genellikle ileri gelenlerde çoktur. Hatta Kapdan Hüsamzade hakire bir mendilini bağışlamıştı. Kirlendiğinde Melek Ahmed Paşa huzurunda ateşte yakıp pamuk çiçeği gibi oldu. Allah bilir anılan halıça da Kıbrıs taşından dokunmuş ola, vesselam.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗