Engürü (Ankara)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Engürü (Ankara)
İlk yapıcısı Rum kayseridir. Nice padişahtan padişaha intikal etmiştir. Sonunda (---) tarihinde Kütahya padişahlarından Germiyanoğullarından Yakub Şah ile veziri Hezar Dinar fethidir ki ilk defa İslam eline onlar ilave eylemişlerdir. Bundan sonra (---) tarihinde Osmanoğullarından Sultan (---) Gazi fethidir.
Ankara Kalesi'nin şekli: Evvela yüksek bir dağın ta en yüksek tepesinde dört kat beyaz taş yapı güzel bir kale, sağlam ve dayanıklı Kahkaha hisarı gibi bir sağlam hisardır. Her katı biri birinden yüksek yapılmıştır. Her katının arası birbirinden üç yüz adımdır ve her katı duvarının boyu altmışar arşın yüksek duvardır. Her duvarın genişliği onar meliki zira derindir.
Temellerinin altı fırdolayı kemer yapılar ile boştur, derler ama görmedim. Zira kuşatma sırasında düşman kalenin altına girip lağım atmasın diye kalenin temeli altı boşdur.
Ve bu iç kale kıbleden tarafa yanbeki (çaprazlama) durup doğudan batıya uzunlamasına yapılmıştır. Batı tarafına dört kat birbirinden geçme demir kapılardır ki bir kalede bu şekilde demir sağlam kapılar yoktur. Ve her kapı arasında asma demir kafesler hazır olup demir zincirler ile asılıdır. Her kafesin demirleri pazu kalınlığı kadar vardır. Kuşatma sırasında kale duvarı içinden aşağı kapılar önüne bırakıp siper ederler.
Ve bu kalede olan kapı üstündeki ve altındaki kırmızı eşik taşları bir kalede görülmemiştir. Ve en dış kapı ki Atpazarı yerine bakmaktadır ki batı tarafına açıktır, kapı üstündeki kemeri üzerine geçmiş zaman pehlivanlarının gürzleri, ibret verici balık kemikleri ve nice acaip şeylere asılıdır.
Bu kale kapısı içinde ve dışında kale neferatları gece ve gündüz bekçilik ederler. Ve kale kumandanı bu kaleden dışarı çıksa katı eylerler yahut azl edip sürerler. Zira bütün düşman bu kalenin bir taşına bin baş verip yüz bin savaş etmeye can baş oynatır. Hatta (---) tarihinde Erzurum'da Abaza Paşa celali olduğunda yüz bin askerle bu kaleyi muhasara edip aşağı varoş hisarı istila edip bu iç hisara sarılmak hevesliğinde iken Abaza Paşa Sarayı'nda otururken kaleden topçu ustası Abaza'ya bir gülle nice vurursa Abaza'nın kıçı sınıp yaralı, bozulmuş ve hüsrana uğramış olarak yine Erzurum'a gitti. O zamandan beri kale kumandanının kale kapısı önünden uzak mesafeye gitmesi yasaktır.
Gece ve gündüz kale neferatları kale içinden ayrılmayıp her gece "Allah yekdir yek!" diye gözcülük ve bekçilik ederler. Gerçi bu yukarı iç kalenin etrafında hendeği yoktur ama dört tarafı yalçın dik kayalardır. Bir taraftan zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek ise hiç de kolay değildir. Zira kat kat toplam üç yüz altmış altı kulelerdir. Birbirine bakıp korutur. Tuhaf bir tarz hendese üzere biçimlenmiş ve yapılmıştır.
Ve toplam dört katında 1.800 beden dişleridir. Fırdolayı bu iç hisarın çevresi 4.000 adımdır. Doğu tarafına Hıdırlık adındaki bir tepe üzerinde ziyaret yeri vardır. Biraz bu kaleye havaledir. Ama asla oradan zarar gelmek ihtimali yoktur. Zira kale ile bu Hıdırlık Dağı'nın arası bir uzun top atımı uzaklıktadır. Aşağısı gayya deresi, cehennem çukuru ve uçurumdan nişan verip oradan kaleye çıkmak çok zor bir iştir.
Ve bu iç kalede toplam küçük ve büyük 86 pare topları vardır, ama balyemez topları yoktur. Şahi, darbzen ve kolumborna topları çoktur. Ve yetecek kadar cebehanesi vardır.
Ve bu kale içinde bağsız ve bahçesiz toplam 600 güzel evleri vardır. (---) camii de oradadır. Eski zamanda kiliseden çevrilmiş eski camidir.
Bütün evleri ve bütün yapıları baştan aşağı temiz toprak ile örtülmüş bakımlı hanelerdir.
Kısacası bu iç kale yapı yönünden, şirinlik ve mühendislik açısından görülmeye değer bir ibret verici kaledir. Ama aşağı kale, ( ---) tarihinde celali korkusundan Cenabi Ahmed Paşa vilayet halkının yardımıyla bir kat sağlam ve dayanıklı sur yapmıştır; [357 a] Dört kapısı vardır. Ve fırdolayı üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukarı iç kaledir ki onu kuşatmış aşağı hisardır.
Bu hisarın doğu tarafında yukarı hisardan kayalar içinden Hızıdık Deresi'ne inilir. Kayalar içinde su yolları vardır. Ve iç kalede su sarnıçları ve buğday anbarları vardır. Ama bu aşağı hisarda akarsuları çok bol olduğundan su sarnıçları yoktur. Hepsi yüz yetmiş tatlı su çeşmeleri vardır. Ve üç bin su kuyuları vardır.
Ve kale etrafında olan kapıları evvela (---) tarafında
................ (2 satır boş) .................
Ve bu büyüklükte olan büyük varoşta toplam (---) adet mahalle vardır. Evvela
................ (2.5 satır boş) .................
Ve hepsi yetmiş altı mihraptır. (---)si camidir. Evvela Cenabi Ahmed Paşa Camii ve Hacı Bayram-ı Veli Camii. Bu ikisi Süleyman Han'ın Mimar Sinan yapısıdır.
................ (1.5 satır boş) .................
Kurşunlu camileri azdır. Hepsi temiz toprak ile örtülü camilerdir. Geri kalanları mahalle mescitleridir.
Hacı Bayram-ı Veli Tekkesi: Üç yüzden fazla, ilahi aşk sarhoşluğu ile varlıklarını yok etmiş arif-i billah dervişleri vardır. Şeyhleri Koca Abdurrahman Efendi, ermiş bir zat, aziz, duası kabul olunur bir kimsedir. Bayramiyye tarikatı, Hamidiye tarikatının başka bir koludur. Zira Hacı Bayram-ı Veli, Şeyh Hamid hazretlerinin öğrencilerinden olup fakirlik cihazını onlardan kabul ettiği için Hamidiye tarikatından ayrılarak Bayramiye tarikatını kurmuşlardır. İlkleri Hoca Abdülkadir el-Cilani pirlerdir. Onlardan silsile ile Hazret-i Risalet'e ulaşır özel bir tarikattır.
Ama Anadolu'da Bayramiler Şeyh Hamza ve Şeyh İdris'den beri "Hamzavilerdir" diye nice şeyhleri kati edilip kötülenir oldular. Hırka ve sikkelerinde, kaba ve abalarında alametleri yoktur. Ve Allah'ın dinine aykırı bir hareket ve suçları yok iken suçlanan ve ayıplanan bir alay ciğeri yanık Allah fukaralarıdır.
Bu tekkelerden yine Ankara'da Hazret-i Mevlana Tekkesi Allah sırrını aziz etsin, Cenabi Ahmed Paşa yapısı bir Mevlevihane'dir ki üç tarafı güllük gülistanlık İrem bağlı Mevlana Celaleddin-i Rumi tekkesidir.
................ (1.5 satır boş) .................
V e hepsi ( ---) adet ders verilen medreselerdir. Bunlardan Mustafa Paşa Medresesi, Taşköprüzade Medresesi, Seyfeddin Medresesi ve Rusrev Kethüda Medresesi ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) Bunlar meşhur ilim tahsil edilen medreselerdir. Çeşitli odaları, dershane kubbeleri ve öğrencilerine oda ücreti, aydınlatma ücreti ve et ücreti bolca verilen medreselerdir. ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---)
Ve tamamı üç adet Hazret-i Peygamber'in hadislerinin öğretildiği darülhadistir. j ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---) ( ---)
Ve hepsi yüz seksen adet küçük çocukların eğitildiği sıbyan mektepleridir. ( ---) ( ---) (---) ( ---) ( ---)
Ve tamamı (---) adet ferahlatıcı hamamlardır. Bunlardan Tahtalkale Hamamı, Sunkuroğlu Hamamı ve Cenabi Ahmed Paşa Hamamı...
….............. (1 satır boş) .................
Bunlar gayet gönül açıcı, suyu ve havası ferahlatıcı aydınlık hamamlardır. Ve "İki yüz saray hamamları vardır" diye vilayet ileri gelenleri övünürler.
Ve tamamı yetmiş adet bağ ve bahçeli yüksek saraylar ve büyük yapılar vardır. Lakin yapıları kargir değildir. Hepsi kerpiç duvarlar ile yapılmış kat kat güzel hanelerdir.
Ve bu şehirde asla kiremit örtülü yapı yoktur. Hepsi amberli temiz toprak ile örtülmüş aydınlık hanelerdir. Bütün haneleri kerpiç ile olduğundan Ankara kerpiçi meşhurdur ki sanki çok sert taştır. Hatta insanların dilinde darb-ı mesel olmuştur ki;
"Ankara kerpiçi gibi bir kalıba dizilmiştir." derler. Bu söz, bir şey tertip üzere dizilmiş olsa ona örnek edip [357b] Ankara kerpiçini yad ederler. Zira kerpiçten ibaret büyük bir şehirdir ki hepsi 6.066 bakımlı hanelerdir.
Evvel§ bunlardan Paşa Sarayı, Molla Sarayı, Kederzade Sarayı, Çavuşzade Sarayı ve Ahmed Paşa Sarayı (---) (---) (---) ( ---) ( ---) nice süslü saraylar da vardır, ama bildiklerim bunlardır.
Ve hepsi (---) adet tüccar hanları vardır. Bunlardan,
................ (1 satır boş) .................
Gerisi küçük misafirhanelerdir.
Ve hepsi 200 temiz içecek sebilhaneleridir. Hacı Şa'ravi Sebili ve Hacı Nasuh Sebili meşhurdur.
Ve toplamı iki bin dükkandır. Ve bir süslü yapı bedesteni vardır ki dört zincirli kapısı vardır. Genellikle çarşısı bir yüksek yere yapılmıştır. Uzun çarşısı, Sipah pazarı ve aşağıda Tahtalkale pazarı gayet kalabalık ve mamur şenlikli pazarlardır.
Kahvehaneleri ve berber dükkanları insan kalabalığı ile meşhurdur. Bütün çarşısı ve bütün mahallelerin ana yolları baştan başa pak beyaz taş ile kaldırım döşelidir.
Ve ayanı, eşrafı, vezirleri, alimleri, salihleri, şeyhleri ve seyyidleri, maarif ehli safalı yaran dost şairleri hadsiz hesapsızdır. Gerçi Anadolu toprağında Etrak vilayetlerinden sayılır ama musannifi, müellifi, tefsircisi, hadisçisi, tecvidli Kur'an hafızı vardır.
Ve gayet temiz, erişkin, anlayışı keskin, iki binden fazla Kur'an'-ı ezberlemiş temiz, masum kızları ve oğlanları, hafız ve hafızeleri vardır.
Ve nice bin kimseleri Yazıcızade Mehmed Efendi'nin eseri Muhammediyye kitabını ezberlemişlerdir. Tarikat-i Muhammediyye kitabını ezberlemiş adamları, Muhammedi yola yönelmiş hal sahibi, güzel hal ile tanınan Allah adamları çoktur. Hatta ermişliğine inanılan Abdurrahman Efendi, çar-darb, yani bıyık, sakal, kaş ve kirpikten kurtulmuş bir cilalı çehreli kimsedir. Hacı Bayram.-ı Veli azizin soyundandır. Hacı Bayram-ı Veli' de Allah'ın emriyle sonradan çar-darb olmuştur. Yere münasip,
Hacı Bayram-ı Veli hikayesi: Bir gün Hacı Bayram'a düzenbaz, hileci bir kadın;
"Babam ruhu içün bize gelip Kur'an-ı azim oku" der. Bayram-ı Veli'nin de gençlik yılları imiş. Nola diye da'vete uyup düzenbaz kadının hanesine varıp Kur'an'dan bir bölüm okuduktan sonra o fitne sahibi Züleyha, Hacı Bayram'ın yanına gelerek;
"Ah canım! Nedir bu sende olan çar-ebru, ah nedir bu sende olan güzel biçimli çene ve sakal, nedir o müjgan-müjeler kirpikler, nedir o kudret eliyle sürmelenmiş ceylan gözleri, ah nedir o al yanaklı nurlu münevver yüzler ve ceylan gözü gibi gözler ... " diye Hacı'ya yakınlık etmek ister. Hacı Bayram-ı Veli aciz olup;
"Hatun bana biraz izin ver, ihtiyacımı giderip geleyim ... " diye bir ibrik alıp bir köşede gizlenerek der:
"İlahi ve Mevlayi, halim sana ma'lumdur. Beni yüce katında yüzü karalardan eyleme. Dünyada yerilen hizmetçi olursam olayım. Beni bu kaştan, kirpikten, bıyıktan ve sakaldan kurtarıp nefret edilir yüzlü eyle." diye yalvarınca Allah'ın emriyle o an nurlu yüzünde kıldan bir eser kalmayup abdal kabağı gibi yüzü par par parlayıp yüz bin hamd ederek hatunun yanına gelip selim verir. Hatun bunu bu şekilde görünce aklı perişan olup azizden nefret eder.
"Bre cariyeler! Vurun şu na-mahrem gidiyi" diye evden dışarı kovar. Aziz hazretleri o vartadan bu yolla kurtulup ahirete öyle tıraşlı olarak gitmişlerdir. Onun için kızından devam eden soyuna mensupnice çelebiler köse çehreli, tatlı yüzlü çelebilerdir.
................ (2 satır boş) ................
Bunlardan başka daha nice aziz safalı yaranlar ile güzel dostluklar kurduk. Tanrı hepsinden razı ola.
Bu şehir ahalisinin genellikle zenginleri samur ferace, orta hallileri çuka serhaddi, kontuş ve çeşit çeşit ferace giyerler. Sanat ve meslek sahipleri beyaz bez ve muhayyer ferace, alimleri baştan ayağa renk renk sof ferace giyerler. Zira sof yurdudur. Ve kadınları tamamen rengarenk sof ferace giyip gayet edeplice gezerler.
Gerçek iklimin beşincisinden ve 17 yerel iklimden olduğundan enlemi (---) ve boylamı (---) olduğundan suyu ve havası gayet yumuşak olup halkının yüzlerinin renkleri kızılımsıdır. Gençleri ve güzelleri herkesçe beğenilir.
Yiyeceklerinin, içeceklerinin ve sanayiinin beğenilenlerini bildirir: Evvela Ankara paçası, Kütahya paçasına yan başı gelir. Buy tohumuyla terbiye edilmiş Ankara pastırması ve tiftik keçisinin eti sanki misk kokuludur, zira keçileri dağlarında pırnar (meşe) yaprağı yerler. Ve tiftik keçisi beyaz süt gibi bir çeşit beyaz keçidir ki bu dünya yüzünde öyle mahluk yaratılmamıştır. [358a] Sof ipliği bundan elde edilir. Türlü türlü renklerde padişahların giydiği renkli soflar bu keçi tüyünden elde edilir. Ama adı geçen keçinin tüyünü makas ile kırksalar ipliği sert olur, ama keçinin yününü yolsalar o kadar yumuşak olur ki sanki Eyyub Nebi ipeği olur, ama fakir keçileri yolarken feryatları ve inlemeleri göklere yükselir. Ama büyükler keçilerin feryat etmemelerine yol bulmuşlar. Önce keçileri yolacak mahalde kireç ve külü su ile bir yerde karıştırırlar, bütün keçileri kireçli karışım ile yıkarlar, acısız ve zahmetsiz bütün tüyleri kopup çırılçıplak, uryan, büryan, giryan ve nalan kalıp, fakir keçiler tamamen kılsız kalırlar. Ve sofu bunun ipliğinden dokurlar. Bütün kadınları ve halkının kazançları sof ve muhayyerciliktir.
Sof dalgalarının durumu: Büyük bir kazanı şiddetli yanan ateş üzerine koyup kazan içine istedikleri renkte boyaları koyduktan sonra kazanın yarısına kadar su korlar. Ağaçtan yapılan katlar üzerine deste deste sofları korken her sofun birer katı içine birer ağaç çöpleri korlar. Deste deste sofları kazan içine yerleştirdikten sonra kazanın ağzını kapayıp etrafını hamurla sıvarlar. Alev alev yanan ateşin buharı Allah'ın izniyle kazanın içindeki soflara vurup Tanrı yapısı çeşit çeşit izler olur ki Mani ve Behzad kalemini çekmede acizlerdir. Bu saf da Ankara'ya mahsustur. Yeryüzünde bir diyarda olmak ihtimali yoktur.
Frenk veled-i zinaları bu Ankara keçilerinden Frengistan'a götürüp ince ve yumuşak iplik eğirip saf dokumak istediler. Allah'ın emriyle keçiler bir senede bayağı tüylü keçiler oldu ve dokudukları şeyleri saf olmayıp dalga vermeye kadir olmadılar. Sonunda Engürü'den eğrilmiş saf ipliği alıp Frengistan'a götürüp sof edelim dediler, olmadı. En sonunda rahipler için hala sof gibi ince dalgasız siyah rukle şah dokurlar.
Ankara halkı, Hacı Bayram-ı Veli'nin kerametidir, suyumuzun ve havamızın yumuşaklığı hükmüdür, derler. Gerçekten de yeryüzünde benzeri yok safları olur. Muhayyeri de meşhurdur. Ve Ankara kerpiçi de meşhurdur. (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---) ( ---) ( ---) ( ---)
Ve halkı genellikle karalar ve denizler tüccarıdır. İzmir'de, Frengistan'da, Arabistan'da, Mısır'da ve yedi iklimde sof makbul olduğundan halkı seyahat ile ticaret ederler. Ermenisi ve Yahudisi gayet çoktur. On mahalle Ermeni ve iki cemaat sayılır Yahudileri vardır. Ama Urum ve Kıpti azdır.
Bağı azdır ama bahçeleri çoktur. Lakin sahralarında köyleri bakımlı, bütün halkı zengin ve mutlu, ekinlikleri güzel, halkı garipleri sever, sevimli ve verimli köylerinde ekinlikleri bol, hayrat ve bereketleri çok, nimetleri çok çok bol, kaynak suları akar ve çağlar bakımlı ve şenlikli bir beldedir ki kalesi ve şehri benzersizdir. Allahu Taala dünyanın sonuna kadar Osmanlılar elinde ebedi ede. Amin, ya Müste'an.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗