Eyüp
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Eyüp
İstanbul'un batı tarafında denizden dokuz mil uzak, karadan iki saat geride bir cennet gibi şehirdir. Ancak yine arasında boş bir yer yoktur. Baştan sona mamur, bakımlı, vezir, devlet adamları, seçkinler ve sultan yalılarıdır ki bu şehir İstanbul'a bitişiktir. Ancak başka hükumettir.
Önce Fatih kanununa göre 500 akçe mevleviyettir, 700 parça köye hükmü geçer, 26 nahiye naibi vardır. Adalet üzere senelik 10.000 kuruş hasıl olur. Başka subaşısı ve mütevellisi hükumet eder.
Bu şehrin dört tarafında sur yoktur. Kuzey tarafı İstanbul Halici'dir. Karşı tarafı, deniz aşırı Sütlüce Kasabası'dır. Bir ok atımı yerdir. Bu şehirde, müvella defteri üzre bağ ve bahçeli kat kat mamur 9.800 civarında köşkler ve başka evler vardır.
Bu şehrin uzunluğu, Haliç kenarınca Zal Paşa Camii'nden Kağıthane yolu üzere Civankapıcıbaşı Sarayı'na kadar 3.000 adımdır. Ondan ötesi kiremit hanelerdir. Yine Zal Paşa'dan İdrisköşkü'ne kadar 3.000 adımdır. Yine Zal Paşa'dan Bülbülderesi'ne kadar 3.000 adımdır. Yine Zal'dan yokuş yukarı Nişancı'ya ve Topçular'a kadar 3.000 adım İrem bağlı büyük şehirdir.
…
Cümle (---) adet darülhadis vardır.
............................. (1.5 satırlık yer boş) .........................
Cümle ( ---) adet darülkurraları vardır. Bunlardan, Hocazade diye meşhur Sadeddin Hasan darülkurrası ünlüdür.
............................. (1.5 satırlık yer boş) .........................
Sıbyan mektepleri vardır.
........................... (1 /2 satırlık yer boş) .....................
Vezir ve ileri gelen sarayları vardır. Ali Paşa Sarayı, Mimar Sinan yapısıdır.
............................. (1.5 satırlık yer boş) .........................
Ve yine zaviyeleri vardır.
............................. (2.5 satırlık yer boş) ..........................
Hanları vardır.
.......................... (1.5 satırlık yer boş) ........................
Ancak bir imareti (aşevi) var ki gelen-gidenlere nimeti boldur.
............................. (1.5 satırlık yer boş) .........................
Fatih Sultan Mehmed Han'ın yapısı olan hamamı vardır. Havası ve suyu gayet tatlıdır. Erkek ve kadınlar için çifte çifte hamamdır. Hasta olan girse Allah'ın izniyle şifa bulur. Bundan başka 600 saray hamamı vardır.
............................. (1 satırlık yer boş) .........................
…
Bin seksen beş dükkan vardır. Gerçi bedesteni yoktur ancak bütün değerli şeyler bulunur. Haffaf (kavaf) çarşısı, halis süt çarşısı ve masumlara (çocuklara) (---) çarşısı dört başı mamur ve donanımlı çarşılardır. Kaymağı, yoğurdu gayet lezzetlidir. Berber dükkanları da gayet süslüdür. Her Cuma gününde bu Ebu Eyyub ziyaretine binlerce adam gelir, çarşı pazarda adam deryası olur. Kaymakçı dükkanlarının balkonlarında oturarak halis süt, beyaz peynir ve saf bal yiyip safa ederler.
Eyüpsultan Mesiresi: Önce Kağıthane yolu üstünde Küplüce, Ayazma ve Halice bakan yüksek bir tepe üzerinde yüksek ağaçlar altında safa sürülecek bir mesiredir. Hayat suyu gibi bir ayazması vardır. Sıtmaya yakalanan kimse üç hafta seher vakti içse Allah'ın izniyle şifa bulur.
Ağa Sekisi Mesiresi: Bu da Haliç'e bakan yeşillik yüksek bir yerdir.
Ceres Meydanı Mesiresi: Bu şehrin bitiminde Kağıthane yolu üzerinde bir at meydanıdır. Her cuma binlerce süvarİ askerler toplanıp silahşörlük ederler. Acayip seyirlik yerdir.
Kalamış Mesiresi: Her zaman yüzlerce arkadaş kayıklara binerek bu adalarda kaya balıkları avlarlar ki, bu balıklar başka yerlerde olmaz. Gerçi çirkin görünüşlü, siyah renkli tuhaf bir balıktır ancak gayet lezzetli ve güç verici bir balıktır. Özelliklerinden birisi de asla balık kokusu olmaz. Ne kadar yenirse yensin, ağırlık ve yangınlık vermez.
Deniz Hamamı Mesiresi: Yine kayıklar ile bütün dostlar her cuma günleri bu Eyüp şehri önündeki adalar arasındaki haliçlere girerek birbirine hasret aşıklar aracısız birbirlerini kucaklayarak felekten kam alırlar. Deniz yaratıkları gibi insanlar mavi futa ile yüzerler. Her adanın yeşilliklerinde yiyip içerek dünyanın gamını unutup can sohbetleri ederler. Bu gönül açıcı yer de bir diyara mahsus değildir, ancak Eyüp şehrine mahsustur.
Can Kuyusu Mesiresi: Eyüp'ün kuzeyinde mezarlık içinde birkaç ev vardır. Orada eski bir evde bir su kuyusu vardır. Bir adamın bir şeyi kaybolsa önce temiz abdest alıp o su kuyusu kenarında iki rek'at namaz kıldıktan sonra Fatiha'yı okuyup sevabını Hz. Yusuf ruhuna bağışlayarak,
"Ey kuyu sahibi Hz. Yusuf-ı sıddik aşkına olsun, benim filan akrabam yahut filan evladım veya kaybolan eşyam nice oldu?" diye kuyu ağzından aşağı bağırıp dura. Derhal sorduğu kimseyi veya kaybolan eşyaları isim ve resmiyle hayatta, ölmüş, hangi diyarda, kim hırsızlık edip eşyanı çaldıklarını bir bir sayarak ince bir ses çıkar.
Acayip ve tuhaf hikmetli talih kuyusu mesiredir ki kim ne çeşit ·soru sorarsa ona göre cevap duyulur. Beş bilinmeyenden sorulduğunda, mesela bir kadın "Karnımdaki erkek midir?" diye sorsa "Azıcık ye" diye cevap gelir, başka haber çıkmez.
Hakir birkaç kere gördüm. Hatta bir kere "Bizim Osman dayımız hayatta mıdır?" dedim "Edincik şehrinde un alır, yakında size gelir" diye haber verdi. Gerçekten on üç gün sonra Osman Dayı geldi. Şaban ayının yedinci pazar günü "Nişlerdiniz?" dedim "Edincik'te un alırdım" diye yemin eyledi. Sözün kısası acayip bir can kuyusudur.
İdrisköşkü Mesiresi: Bayramiye tarikatından Şeyh İdris adında bir şeyh bir tekke yapmıştı. Bütün derviş dostlar orada toplanarak safa ederlerdi. Daha sonra Sultan Mustafa'nın tahta çıkışında bu şeyhe "Dinsizdir" diye iftira ederek tekkesinin evkafını harap, binasını toprak edip yerle bir ettiler. Hala birkaç büyük ağaçları, yeşil sofaları, namaz seddi, tatlı çeşmesi ve büyük havuzu kaldı. Hala yine İdrisköşkü adıyla bir mesiredir.
Kırkserviler Mesiresi: Havadar, yüksek, ağaçlık bir gezilecek yerdir.
Ağakarlığı Mesiresi: Yeşillik içinde bir yerdir ki sanki zemini yeşil bir kadifedir.
Bülbülderesi Mesiresi: Binlerce bülbülün nağmesinden insanda safa ve sevinç meydana gelir. [120b]
Bu şehrin suyunun ve havasının tatlılığından güzel kadın ve erkekleri övülmüştür. İleri gelenleri çoktur. Halkının çoğunluğu alimlerdir. Onlara kurbancılar derler, zira bu şehirde kurbanhane vardır.
Bazı kimseler, "Eyüpsultan'a bir kurban ve yüz kurban adağım olsun" deyip kurbanhanede birer kurban kestiğinde yüzlerce yedirip içiren adamlar toplanırlar. Kurbanhaneden hissesini aldıktan sonra aç gözlülük edip koluna bir başka elbise daha giyerek "Bize de hissemizi verin" diye söylerler. Üç dört çeşit elbise ile hisse aldıklarından İstanbul zarifleri, Eyüp halkına Kurbancılar derler, ünlüdür.
Eyüp şehrinin övülecek şeyleri: Önce has beyaz ekmeği, kaymağı, yoğurdu, şeftalisi, kayısısı ve ekşi narı bir diyarda yoktur. Avludaki çınarlar üzerine yuva kuran balıkçı! kuşları her sene başlarından ikişer adet tellerini Eyüpsultan kubbesi üzerine bırakırlar.
.......................... (1 satırlık yer boş) .........................
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗