Firdaniye Kalesi
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Firdaniye Kalesi
Başka askerle kendileri Firdaniye Kalesi altında derya gibi askerle konup ateşperest diyarını harap etmek için kol kol askerler gittiler.
Bu Firdaniye Kalesi içinde bütün mallar ve yiyecekler bulundu. Bizzat büyük serdar olan Hüseyin Kan kendi askeriyle kaleye girip tüm hazineyi ve sayısız esirleri bağlayıp tasarrufu altına aldı. Kendi ağırlığı askerinin kale içine göçmesini emredip kendisi ateşperest Hardikan'ın sarayında kondu. Hakire Mugan Sir adlı kethüdasının sarayını verip tabilerimizle yerleştik.
Ama bu kavim bu kalenin içini dışını kazmalarla o kadar kazıp harap edip hesapsız tibr çıkardılar, yani altın toprağı buldular. Fil dişi, gergedan boynuzu, misk, zebat ve kakule ve amber buldular ki hesabını ancak Allah bilir.
Ama altın, guruş ve değerli kumaşlar bu diyarda nadirdir ve makbul değildir. Malları fil, at, deve, koyun, sığır ve camızdır ki sayısızdır. Bu bölgelerde makbul olan şeyler, Mısır'ın keten bezi, mavi bez, ok, yay, kılıç ve mızrak, bu gibi silahlar makbuldür.
Bu Firdaniye Kalesi ateşperestlere göre Nuh Ned evladı Kenan'ın yapısıdır derler. Kenan Nuh Ned ile gerniye girmeyip dinden döndü. Bir hayat sulu gölün kenarında alçak bir tepe üzerinde şeddadi gibi, her taşının boyu ve eni 50'şer, 60'ar karış gelir sert taştan 6 köşe yapılınıştır ki iki kat bir kaledir. Çepçevre büyüklüğü 3 bin adımdır. Doğuya bakan abanoz ağaçlarından bir kapısı var. Kale içinde bin miktarı kerpiçten kargir yapı evler vardır. Ama nice bin hanesi yeraltında cehennem mağaralarıdır ki Mugan kavmi orada olurlar.
Bu kavim ateşperest değillerdir, hepsi güneşe taparlar. Bir aya dek bu mağaraları güçlükle ele geçirdik, içinden o kadar ganimet malı çıktı ki anlatılır gibi değildir. Bu kalede asla kilise yoktur, kalenin ortasında bir meydan vardır, her sabah tüm ateşperest o meydanda pana, santa, sindiyan ve abanoz ağacı ateşinin başına toplanıp secde ederler ve seher soğuğunda ısınıp giderler.
Bu meydanın dört tarafında dağlar gibi yukarıda yazılan ağaçlardan yığılmıştır, herkes adaklarından nice bin fil yükü odun getirirler. Bu ateş tapınağını Berberi, Fund, Kumanki ve Kakani taifesi söndürüp yerine o kadar işeyip ihtiyaç giderdiler ki bütün asker haşaratının helası oldu. Bazı esirlerimiz görüp feryat edip ağlarlardı. Sorduğumuzda,
"Bu ateşgede [tapınak] 3.600 senedir sönmemiş idi. ibadethanemiz bu ilahi ışık idi. Şimdi devrimiz tamam olup bu ibadethanemize bu hal oldu ve bizler de bu derde yakalandık" diye cevap verdiler.
Ama yeraltında olan Mugan kavminin asla ne kilise ve ne ateş tapınağı var. Hemen mağaralannın üstünde bir geniş düzlükte göle bakar yüksek bir sütun vardır. Sütunun batıya bakar bir oyulmuş mihrabı var. Tüm Mugan seher vaktinde o alana toplanıp güneş belli olunca bir kere bu sütunda olan mihraba, doğuya doğru secde ederler. Sonra el ele verip raks edip giderler. Akşam vaktinde de güneş kaybolduğu sırada yine böyle ederler. Her gün iki kere ibadetleri budur. Sonu hayır olsun, Hakim Hüseyin Kan temaşa için ateşperestlerin ve Mugan kavminin bu sapık ayinlerini ettirip seyrederdik.
Sözün kısası bu kalede tam bir ay konup kalabalık askerle ta İsvan Vilayeti'ne kadar ne kadar ateşe tapan, öküze tapan, fil ve güneşe tapan diyarları varsa gece baskınları yapıp her gün o kadar ganimet malı geldi ki İdris Sahrası'nın içi hayvanlarla doldu. Bir aydan sonra dört tarafta olan muzaffer askerlere neccablar gönderildi. Onlar da bir aya dek o kadar fil, gergedan, kazık boynuz, at, deve, eşek, camız, sığır ve koyun getirdiler ki her bir fil üzerinde 20-30 esir, her deve üzerinde 5'er 6'şar esir, her at ve başka hayvanlar üzerinde her vilayetin esirlerinden esmer tenli, kırmızı yüzlü mahbub ve mahbubeler ve çirkin suratlı Afnuvi deve dudaklı Zenciler geldi ki hesabını Cenab-ı İzzet bilir.
Sonra 1083 Receb'inin (---) günü bu Firdaniye Kalesi'ni harap edip Nil kenarında doğu tarafa 11 saatte Feyle Gölü kenarında konuldu.
Oradan kalkıp yine doğuya 7 saat gidip Nil kenarında Meşşu Kalesi: Daha önce anlatılmıştır.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗