Gazi Murad Han (Üçşerefeli) (Burmalı (Üç Şerefeli) Cami
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Gazi Murad Han (Üçşerefeli) (Burmalı (Üç Şerefeli) Cami
Üçşerefeli adıyla meşhur olmuş bir camidir. Edirne şehrinin ta ortasında büyük kalabalık mahallinde yapılmıştır Bu mabedgahın ilk yapıcıları Yıldırım Han oğulları İsa Çelebi ve Musa Çelebi'dir.
Temellerini attıktan sonra iki kardeşini de devlet saltanatı için Çelebi Sultan Mehmed büyük cengler ile şehit etmiştir. Bu yüzden bu camiin temelleri ortada kalmıştır. En sonunda tamamlanması (---) tarihinde Çelebi Sultan Mehmed Han oğlu Koca Murad Han'a nasip oldu, ama Edirne şehri değil bütün İslam diyarlarına şan ve şöhret verdi.
Bu camiin toplam beş adet kapıları var. Her kapının yüksek eşikleri üzerinde eski tarz tezhipli celi yazılar ile Arapça tarihler vardır, ama gayet girişmeli muğlak yazı olmak ile yazılmadı. Adı geçen yüksek kapıların ikisi sağ ve solunda sağlam kapılardır. Üç adedi kıble yönüne açıktır. Orta kıble kapısı üzerinde celi yazı ile yazılı olan süslü tarihtir:
"Cami-i Murad b. Mehemmed Han, sene tis'a bi-gayri elifin ve semaniye mi'e" [809/1405-06] yazılmıştır.
Bu kıble kapısından ta mihraba varıncaya kadar cami içi uzunluğuna 100 ayaktır. Genişliği 250 ayaktır. Tamamı yapma (---) adet altı sütun üzre beş adet ibret verici mavi renkli kubbelerdir ki her biri felek kubbelerinden nişan verir.
Bu beş adet acaip ve garip kubbenin içine üstad nakkaş nice bin renkte, kırmızı, silu, laciverd, mavi, yeşil ve sarı renkli boyalar ile öyle ibret verici bukalemun nakışları yapmış ki çok dikkatle inceleyen bilge kişiler parmaklarını dudaklarına götürüp hayran olarak susup boyun bükerler. Sanki bu beş adet büyük kubbelerin nakşını Nakkaş-ı ezel kudret eli ile çizmiştir. Behzad ve Mani bir kıl ucu kadar cevher saçan fırçasını çekmede acizlerdir. Bilge kişilere gizli ve saklı değildir.
Bu beş kubbe içinde olan ibret verici nakışlar, bir kubbede olan boyalar ve bir kubbede olan resim tarhlarının durumu bir mavi kubbede yoktur. Bu ibret verici kubbeler biraz alçak olduğundan gayet rahat seyr olunur.
Mihrap ve minberinde çeşit çeşit sağlamlaştırıcı yüzükler ve ibret verici mermer halkalar ile bağlanmıştır. Müezzinler mahfili ve eczahan kürsüleri köşe köşe umk-ı mancuklar ile beyaz, siyah, kırmızı ve başka çeşit çeşit değerli taşlar ile süslenmiş, aynü'l-hur (huri gözü) ve aynü'l-hirre (kedi gözü) taşları benzeri hurda taşlar ile bezenmiş büyük şeyhler makamı kürsüleridir.
Bu camiin sol tarafında olan kürsü üzere bir Kelam-ı Kadim vardır. Zamanemiz hattatları ona benzer Kudret Kelamını yazmaya güçleri [152b] yoktur. Öyle büyük Kelamullahdır ki bu kürsü ancak onun için yapılmıştır. Okunması için başka dört basamak sofası vardır. İki adam yerinden kaldırmaya gücü yetmez. Ta bu derece büyük Kelamullahdır. Garaiplik onda ki hattat üstad bunu nasıl yazdı, asıl şaşılacak şey budur. O kadar hüsn-i hattır ki Allah'ın ayetlerinden bir ayettir.
Cami içinde diğer ibadethaneler gibi sanatlı avizeler yoktur. Ancak her karanlık gecede nice bin kandiller ile aydınlatılır, kandiller ve çeşit çeşit yaldızlı ve parlak şamdanlar vardır.
Dört tarafında eski tark küçük pencerelerin kıblesi dışında bir çiçeklik, güllük, lale bahçesi var. Onda olan çiçeklerin hoş kokuları cemaatin beynini kokulandırır. Bunun da mütevellisi vakıf tarafından cami içini saf saf fağfuri ve kaşi çini saksılar ile türlü türlü gül yapraklarını, menekşe ve reyhanları dizerler. Bütün namaz kılanların dimağları kokulanıp cemaatin camiden dışarı çıkacakları gelmez. Bu derece hoş kokulu bir camidir.
Bu güzel camiin avlusunun anlatılması: Bu ferahlık veren avlunun uzunluğu tam 100 ayaktır. Genişliği ise tam 200 ayaktır. Üç adet avlu kapısı vardır. Sağ kapısı ve kıble kapısı yedişer adet taş merdivenler ile çıkılır, ama sol kapısı merdivensizdir. Bu avlunun dört tarafında yan sofaları üzere 18 adet kırmızı renkte, yeşil, somaki direkler, zenburi, sarı sütunlar, ham mermerler ve bulut renkli direkler var ki 41 sene seyahat ettiğimiz diyarlarda benzerini görmedik Upuzun çeşit çeşit direklerdir ki sanki her biri bu camide Tanrı'ya dua ve ibadet etmeye el bağlamış direklerdir. Bunların benzeri sanki yeryüzünde İstanbul'un Süleymaniye'sinde ve Kudüs-i Şerif'in Mescid-i Aksa'sında ola.
Bu anılan renkli sütunlar üzerinde tam yirmi adet mavi kubbeler vardır. Her biri alemleriyle avlunun etrafını süsleyip her bir kubbeler hübab gibi alem olmuştur. Bunda da bir ibret verici seyirlik odur ki üstad Mani nakkaş elinin ustalığını göstermek için bu yirmi adet kubbelere var kuvvetini sarf edip öyle kıl kalem vurmuştur ki bütün dünya ressamları seyrine gelip kıl kadar ayıbını bulamamışlardır.
Yirmi adet baş eğmiş kubbelerin içinde olan ibret verici bukalemun nakışları bir kubbede olan başka bir kubbede yoktur. Gariplik onda ki her birinin tarh ve tarzı ve renkli boyaları her birer kubbede başka başka şekilde resm olunmuştur. Bir acaiplik de odur ki 360 yıldan beri Edirne şehrinin kışının sertliğinden ve sıcaklığının aşırılığından halen bu kadar renkli boyaların renkleri değişime uğramamıştır. Sanki henüz Nakkaş-ı Ezel elinden çıkmıştır. Bütün ressam nakkaşların yaptıkları resimlerde nur yoktur, ama bu kubbeler baştan başa pür-nur olup bukalemun renkli çiçekleri sanki canlıdır. Ayna gibi bir tür cilalıdır ki parıltısı seyredenlerin yüzüne ışık vurur.
Bu avlunun dört tarafında olan pencereler üzerinde türlü türlü ibret verici yazılar ile kasideler yazılmıştır. Bu gönül açan avlu öyle ham mermerler ile döşenmiştir ki her küçük taşın uyuşup kaynaşmasına insan hayran kalıp sanki yek-pare (tek parça) der. Bir oyulmuş taşın, diğer bir kesilmiş taştan bir karınca ayağı kadar farkı yoktur. Sanki bütün bu kadar çok taş yek-paredir ve öyle parlaktır ki bütün insanların yüzlerini renkleri bellidir.
Yine bu avlunun ta ortasında kalabalık cemaate abdest tazelemek için Hanefi havuzu var, abıhayat fıskiyelerinden fışkırıp akmaktadır. Bütün namaza niyet edenler ondan abdest yenileyip Yaratan'a ibadet ederler.
Bu avlunun dört tarafında dört rükn (direk) gibi dört adet yüksek minaresi var ki her biri göklere baş çekmiştir, ama sağ tarafında olan süslü minare üç şerefeli olduğundan bu camiye "Üç şerefeli" derler. Aşağıdaki bir kapıdan üç tane [153a] okuyucu müezzinler girip minareye çıktıklarında birbirlerini görmezler, seslerini işitmezler, her biri birer tabakaya çıkıp hang-i Muhammedf ururlar (ezan okurlar). Keramet derecesi bir çeşit sanatlı ibret verici, seyre değer güzel bir minaredir ki mimari ilmine Aristo aklı ermez.
Sol taraftaki minare iki şerefelidir. Ve avlunun iki köşesinde minarelerin ikisi de birer tabaka burma burma ve şeşhane (altı yivli süs) ölçülü ibret verici minarelerdir. Sanki hepsi yek-pare ezan haneleridir.
Bu benzersiz camiin bütün kubbeleri mavi renkli kurşun ile bir şekilde örtülüdür ki görenin aklı gider. İnsanın yapacağı şey değil bir çeşit acaip ve garip iştir. Kısacası bu camiin mimarisinin tatlılığı, inceliği, -zarifliği ve temizliğinde benzeri yoktur. Yapıcı usta bütün becerisini sarf edip o usta bu camiin içinde ve dışında o kadar tasarruflar etmiştir ki felek atlasında öyle bir işçiliği hiç bir eski mimar etmemiştir.
Gerçekten de hayrat sahibi Koca II. Murad Han birinci tahta çıkışında Anadolu'da İzmir Kalesi'ni Kaydefa soyu Rum kefereleri elinden feth ettiğinde bütün hazine ve defineleriyle ele geçirip o Karun hazinesini bu Üçşerefeli Camii'ne sarf eylemiştir. Bütün kubbelerinde olan ibret verici bukalemun nakışlarını yapan Acem Mani'dir. Yiğitlik iddiası ile Acem'den 70 adet deve yükü renkli boyalar getirip yedi senede bu camiin duvar ve kubbelerini nakş edip masraf göstermiştir. Koca Murad giden masrafa bakmayıp her üstada haddinden aşkın bağışlarda bulunmuştur.
Bu camiin bütün taşları, ağaç kısımları ve diğer gereçleri hesap olununca bir miskal taşı bir altın olmuş, derler. Hatta Timurtaş Paşa oğlu Elvend Bey bina emini imiş. Onların yazımı üzere bu camiin masrafına hemen saf altın kısmından 7.000 kese İzmir malı sarf olunmuştur. Diğer saf gümüş ve rayiç gümüş masraflarını Tanrı bilir, demişler. Zira bağış kapısı açık olduğundan yedi iklimde ne kadar çeşitli bilimlere ve ustalıklara sahip yetkin ustalar var ise kerem kaynağı Murad Han'ın keremini görmeye gelip her biri bu camide birer ibret verici eser bırakmıştır. Onun için bu camiye nice kere girsen her bir girişte de nice çeşit sanatlar ve ibret verici resimler ve tasarruflar görürsün. Kısacası bu camiin anlatılmasında dil kısa ve kaleler kırıktır. Beyt:
Ra'eyna camia'd-dünya cemi’a
Ve lakin ma ra'eyna misle hazal
türünden ibret verici bir camidir.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗