Güzelhisar (Aydın)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Güzelhisar (Aydın)
Evvelâ bu büyük şehrin kuzeyinde yüksek bir dağ üzerinde eski yapı, kârgir taş yapı kaledir. İçinde 50 kadar kiremit örtülü küçük nefer evleri var. Kuzeye nazır bir kapısı var ve taşrasında bir kat kale duvarının da kuzeye bakar büyük kapısı var. İç kalede bir mescidi ve bir buğday ambarı var.
Bu iç kale, bir küçük çakıl taşlı yalçın kayalı bir sarp duvarlı göklere uzanmış yüksek bir kale olup dört köşedir. Çepçevre büyüklüğü 800 adımdır. Asla bir tarafında hendeği yoktur, zira dört tarafı yalçın kayalı yüksek tepedir. Aşağı büyük şehir uçsuz bucaksız ovaya yayılmış olup bu kaleden gözükür. Bu kalenin şehir tarafı cehennem çukuru gibi büyük uçurumdur.
Sonra (—) tarihinde bu şehir gayet bakımlı, şenlikli ve süslü bir belde olup zengin bezirgânlar oturmakla belde halkı Celâli Karayazıcı ve Said Arap korkusundan bir yere toplanıp "İşi onlara danış" [Kur'ân, Al-i Imrân, 159] emri üzerine danışmalarında tek vücut olup vilâyetlerinin Celâlî'den korkularını padişaha arz ettiler. Arzuhâllerinde,
"Kendi malımız ile şehrimizin etrafına sur çekip padişahımızın devletinde ailemiz, eşlerimiz ve çoluk çocuklarımızla celâli zalimlerinden emin olmamız rica edip Anadolu valisini mübaşir talep ederiz" diye arzları padişaha sunulunca ricaları kabul olup hatt-ı hümâyûn ile kapucubaşılardan Selim Ağa adlı bir temiz kalpli şanlı ağa gelip Güzelhisarlı Yusuf Paşa'ya padişah fermanı gelince Yusuf Paşa Allah rızası için kendi malından bin kese ve vilâyet ayanından 3 bin kese topladı. Aydın Sancağı'nın tüm kazalarının reayaları yardımı ile taş, kireç, kereste, çivi ve tahta taşıyarak derya gibi asker toplanıp (—) tarihinde Sultan (—) (—) asrında bu büyük şehrin üç tarafına yeni bir sur ve bir yeni kale yapıp aşağı eski şehir taze can buldu. Hâlen günden güne şenlenmededir.
Bu kalenin kuzeyinde göklere çıkmış eski kale iç kale mesabesinde olmuştur ki bu yüksek kale dağına İman Dağı derler. İmanım Baba Sultan orada bir ağaçlık dinlenme yeri içinde yatmaktadır. Âbıhayat pınarları akmaktadır, yaşlı ve gençlerin mesire yeridir.
Bu ziyaretgâhın yıldız tarafındaki yüksek dağa Ceviz Dağı derler. Göklere boy uzatmış cevizli ormanlık bir yüksek dağdır. İç kaleden bir top menzili uzak olan tepesinde yaz kış karı eksik değildir. Temmuz'da bu yüksek dağdan aşağı şehrin su değirmenlerine ve yeni yapılan kale içindeki han, cami, imaret, medrese, hamamları ve sarayların havuz ve şadırvanlarına ve bütün çeşmelere akan bu Ceviz Dağı'nın hayat sularıdır.
Bu dağın eteğinde kıble ve güney tarafında yazılan yeni kale bir geniş ovada büyük bir kaledir ki çepçevre büyüklüğü 4.800 adımdır. Beş köşe kârgir beyaz taş ile yapılma yalın kat duvar sağlam bir kaledir.
Ve 7 kapıdır. Batı tarafına Kuşadası Kapısı ve güney tarafına Çufut Kapısı gayet küçüktür. O tarafta bostanlara açılır. Kıble tarafına Menteşe Kapısı ve doğu tarafına Nazilli Kapısı vardır.
Ondan 300 adım bir dere içinde Tabakhane Kapısı önünde bir göz taş köprü vardır. Bu Tabakhane kapısından içeri girince yıldız tarafına 200 adım gidince Değirmenler Kapısı'dır, bu kapıdan kale içine gidilir. Ondan taşrası Allah saklasın cehennem çukuru gibi Hümeze ve Lümeze dereleridir. İnsan aşağı bakmaya cüret edemez.
Değirmenler Kapısı'nm iç yüzünden yokuş yukarı İman Dağı Kapısı'dır ki iç kalenin taşra katındaki kapıdır. Dağlara, bağlara çıkar 7 kapı burada tamam oldu. Bu 7 kapı içinde olan,
Aşağı büyük şehrin hane ve imaretlerini bildirir
Evvelâ bu şehir içi küçük büyük cümle 6.770 kiremitli saraylar ve hanelerle donanmış ve başka bağ ve bahçeli evlerle bezenmiş bir güzel sultanın Aydın Güzelhisarı'dır ki gerçekten güzel süslü şehirdir ve 26 mahalledir.
…
Ve 9 büyük hanı vardır. Evvelâ çarşının tam ortasında Kurşunlu Han altlı ve üstlü 80 adet odalardır. Ve dört tarafı kârgir 80 dükkândır. Kale gibi demir kapılı büyük handır. Şemsi Paşazâde Beyefendi'nin iki mamur hanı var, ama kiremitlidir. Yine beyefendinin atası Mustafa Paşa hanları, Çukur Han, Şeyhzâde Hanı, Acemler Hanı, İplikçizâde Hanı, Kadı Hanı, Kadıncık Hanı ve Semerciler Hanı, meşhur hanlar bunlardır.
Ve kırk sıbyan mektebi vardır.
Ve 600 dükkândır. Ancak bir hoş ve sağlam kurşunlu bedesten vardır. Dört tarafında dört demir kapıları vardır. Ve içinde 120 dolap vardır, zengin bezirgânlara mekândır. Bu bedestenin dört tarafını kuşatmış bir kat da dış bedesten vardır. Ama üzerinde kubbe yoktur, sade ahşap binadır. Bunun da dört tarafında birer sağlam kapıları vardır. Zincir çekilmiştir ki yaya adamdan başka bir hayvan giremeyip köpekten başka canlı giremez, girerse çok gezemez. Kiremitli başka bir çarşıdır ki kârgirî bedesteni ortaya alıp kendi zarf, bedesten mazruf olmuştur.
Bu çarşının da yolu örtülü olduğundan güneş tesir etmeyip buz gibi soğuk tertemiz yolları tamamen kaldırımdır.
Bir şirin Saraçhane Çarşısı var, uzunlamasına bir çarşıdır ki her dükkân içinde şehzâde gibi güzeller şahı saraç civanları var ki kirpiklerinin okuyla âşıkların gönlünü delik delik delip güzellik sergilemektedirler.
Helvacılar Çarşısı da başka bir lezzetli caddedir ki Helvayî Ömer bereketiyle bu esnaf "yâ Aziz" ismine mazhar düşmüşlerdir ki gayet pâk yoldur. Helva satan civanlarına âşıklardan ulaşan bir yoldur. Zira bütün Rum, Arap ve Acem seyyahları içinde Güzelhisar'ın helvacı civanları meşhurdur. Zira pirleri Helvayî Ömer hayır dua etmiştir ki "Tatlı ballı ve şekerli yağlı ve lâübâli söyleşin" buyurmuşlardır.
Gerçekten de bu şehirde pişen çeşit çeşit helva Konya'da, Şam'da, Mısır'da ve Basra'da pişmez. Zira bu diyarın balı Mısır'ın katr-ı nebatından kalmaz. Yağı, bademi, fıstığı, nişastası ve her şeyi bol olduğundan her an taptaze miskli helvalar pişirirler ki Osmanoğlu helvahanesinde pişmek ihtimali yoktur.
Tamamı dükkândır ki her biri birer çeşit pâk temiz Çin kâşîli, fağfûr perçinli ve ay yüzlü mahbûblu beyaz ve nakışlı dükkânlardır. Ateş işlikleri dükkânlarının iç yüzünde başkadır. Ateşten, pastan ve siyah dumandan pâk dükkânlardır. Çeşit çeşit altın ile yaldızlanmış bakır kap kaçağın her türlüsü, kalaylı sinileri, tepsileri, türlü türlü sarı pirinçten sahan ve tepsileri raflar üzere dizmişlerdir. Nakışlı tavanlarında türlü türlü sanatlı siniler ve kıymetli avizeler asılıdır. Rengârenk nakışlı helva kutuları, türlü türlü kafes gibi tatlılar ile süslenmiş dükkânlardır.
Helvacı dilberleri pâk giysilerle donanmış olup bellerinde ibrişim Tire peştamalları kuşanıp gelen giden müşteriye hizmet edip peşkir, leğen, ibrik ve kokulu sabun verip Müşteri gibi müşterilerin ellerini temizlerler.
…
Ve 40 adet donanımlı, süslü, bağlı, bahçeli, gül ü gülistanlı, âbıhayatlı, havuz ve şadırvanlı, nakışlı tavanlı ve cihannüma camlı kahveleri var ki her biri birer zarifler yurdu, irfan yeridir. Hanende, sazende, çalıcılar, rakkaslar, meddah şairler ve kıssacılarla dolu kahvelerdir.
Her esnafın ve her kavim kabilenin birer özel kahveleri vardır. Meselâ Mevlevihane kahvesi âlim, şair ve belağat sahipleri yeridir. Bey kahvesi askerlerindir. Hacı kahvesi tüccarlarındır. Paşa kahvesi çarşı esnafınındır. Buna göre her kahvehane gece gündüz ağzına kadar insan ile dolu olup can sohbeti ederler. Her kahve bağında limon ve turunç çiçeklerinin güzel kokusu kahve içenlerin dimağlarını kokulandırır. Bu kahve tabisi civanları da helvacı dilberlerine yan başı gelirler. Mahbûb ve beğenilir tabi civanları olur.
Bedesten civanları da meşhurdur. Ahi Evran, yani debbağ işyerlerinin yarar pehlivan gençleri, yalınayak başıkabak sadık âşıkları da bir diyarda yoktur. Gayet güçlü, iri, acayip görünüşlü, garip manzaralı, iri gövdeli yiğitleri vardır. Akranları meğer Edirne'de ve Karahisar-ı Sahip'te ola. Bu Tabakhane Çarşısı şehrin doğu tarafında akan derenin iki tarafında, başka bir kasaba gibi semttir. 200 kadar akarsulu, dinkli ve değirmenli işyerleridir.
Bu mahalde akan derenin iki tarafı küçük çakıl taşlı yalçın kayalardır. Kudret eliyle ile bu dere kalenin doğu tarafına Allah'ın emriyle hendek olmuştur. Öyle derin hendektir ki sanki cehennem deresidir. Ve bu taraftan kaleye düşman asla zafer bulmaz, zira bu dereye insan baksa ödü patlar. Bu kalenin beş köşesinde bu mahalden başka hendeği yoktur, o kudret eli hendeğidir.
Bu şehir içinde 7 kurşunlu sebilhane vardır. Bunlardan hoş olanı çarşı içinde Kurşunlu Han'a bitişik Paşa Sebili, beyaz ham mermer ve sanatlı mermerlerle süslenmiştir. Vakfından nice bin katır yükü denk denk karını İman Dağı'ndan getirip âbıhayatına karıştırıp içen yangınların imanı gür olup "Hüseyin-i Kerbelâ aşkına su" derler.
Bu şehrin içinde ve dışında 200 çeşme vardır. Bütün hanlarda, hanelerde ve camilerde birer tatlı su bulunur. Bütün saraylarda ve diğer evlerde bağ, bahçe, limon, turunç, nar, şeftali, incir ve kiraz ağaçlarının her çeşidi bulunur.
Bu kalenin kuzeyindeki yüksek dağın eteğinde Üç Göz dedikleri bağlar içinde mesiregâh yerler var ki övgüden hariçtir.
Yine bu Üç Göz yanında Kisra Kemerine benzer yüksek yapılar ve uzun sütunlar var ve Üç Göz de Samanyolu gibi göklere baş uzatmış gökkuşağına benzer Havarnak kemeridir. Belde halkı Hazret-i Süleyman'ın binasıdır, derler. Gerçekten de Süleyman devi yapısıdır.
Bu şehrin dört tarafını birer ikişer saatlik yer bağlar kuşatmıştır ki her bahçe gül ü gülistan, sünbül, bostan ve reyhan ile süslenmiş bir geniş topraklı, ürünleri bol geniş vilâyeti mamur ve halkı memnun sevimli bir diyardır.
Bu şehir varoşunun Ova Kapısı'ndan Nazlı [Nazilli] Kapısı'na kadar şehir içinden o yolla şehrin boyu tam bin adımdır. İç kalenin İman Kapısı'ndan yokuş aşağı Menteşe Kapısı kıblededir, ona kadar 1.700 adımdır.
Ramazan Efendi Camii'nin yakınında, çarşı içinde bir mamur ve şenlikli mevlevîhanesi vardır. Gayet geniş cennet bağı içinde bulunan bir Celâleddin-i Rumî tekkesidir. Ama emr-i şerif gelip bütün tekkeleri harap ettiler. Bununda kapılarını kapatıp bütün dervişlerini memleketten sürüp Mevlânâ âyinini yasakladılar. Bundan başka böyle bir Kur'ân özü Mesnevî-i şerif okunan gönlü yaralı derviş dillerini dilim dilim edip bu makamın yıkılmasına sebep olmuşlardır. Hakir bu tekkenin duvarına bu beyti yazdım. Beyt:
Hankâh-ı çerhde âyîn iken devr-i eski,
Buğz edip mesdûd edenler daim ola nâ-murad
Bu şehir halkı gayet garip dostudurlar ve zengin bezirgânlardır. Gelen geçen gariplere nimetleri boldur.
Suyu ve havası ılımandır. Kıblesi tarafı ta Menderes Nehri'ne ve güney tarafı iki menzil ta deniz kıyısında Balat şehrine varınca kadar büyük bir ovadır ki 26 çeşit mahsulü yetişip reayaları geçimlerini sağlarlar, gayet bolluk diyardır.
Mahsulünün övüleni pamuk ve pamuk ipliği, dimisi, bezi, bademi, susamı; helvası, mahbûbu mahbûbesi, beyaz ekmeği, karpuzu, kavunu, limon ve turuncu meşhurdur. Ama akçesi gayet küçük kuşgözü gibi olmuştur. 80 akçesi 1 dirhem gelir ve 1 guruş 300 akçeye sarf olunur. Ama yine 1 okka beyaz ekmeği 1 kuşgözü akçeyedir. Diğer yiyeceklerde ona göre kıyas oluna.
Bütün halkı çuka ferace ve serhaddî esvap giyerler. Fukaraları pamuk bezi kaftan giyerler. Ve taze civan yiğitleri tamamen Cezayirli esvabı giyip başlarında kırmızı fes, bellerinde pala bıçak ve ellerinde balta nacaklı şahbaz yiğitleri vardır. Hep boyanmış mavi dimi dizlik giyerler.
Boyacı Çarşısı'nda 70 adet boyahane işliği olmakla Denizli şehrinden ve başka yerlerden nice bin yük bez getirip çeşit çeşit boya boyarlar. Ama isperek neftisi gayet makbuldür. 200 adet boyacı tokmağı vurur dükkânları vardır. Başka bir çarşıdır ki tokmak gürültüsünden gök gürler sanılır. Nice bin denk boğası bağlanıp tokmaklanıp yük bağlanıp yük çözülür işlek şehridir. Bu boyacı tokmağının ismine boyacılar arasında "hayır" derler. Onun için zarifler birbirlerine şaka yollu "Hayır başına olsun" derler. Bundan maksatları "Boyacı tokmağı başına olsun" demektir.
Halkı gayet neşeli ve zevk ehli olduklarından yüz renkleri kırmızıdır. Kadınları baştan başa muhayyer ve sof ferace giyerler ve bir kısmı da vücutlarına baştan başa beyaz çarşaf örterler, gayet edeplice hareket ederler. Bu şehir de 4. iklimdendir.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗