Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiHalebü'ş-şehba (Halep)
ORTADOĞU & ASYA & AFRIKA

Halebü'ş-şehba (Halep)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Halebü'ş-şehba (Halep)

Evvelâ dünya tarihçileri (—) (—) (—) Irak-ı Arap demişler. Heyhat Sahrası'na nazır bir viran büyük şehir vardır. Hâlâ içinde Ulu Nogay kavmi obalarıyla sakindirler. Ama (—) (—) (—) ve eski kaledir.

Evvelâ iç kalesi bir yığma tepe üzerinde göklere baş uzatmış beyaz inci gibi bir yüksek kaledir. Bu kalenin dört tarafında olan büyük şehri kuşatmış bir kat şeddadi sağlam yapı (—) (—) —) arşın yüksektir. Ve onar Mekke zirai enli duvardır. Dört tarafı kırkar ellişer arşın enli hendektir. Ama (—) (—) (—) dörtgen şekillidir ve çepçevre büyüklüğü (—) adımdır.

Evvelâ Antakya Kapısı'ndan hakir dışarı çıkıp (—) (—) (— ) hane köşesinden Sultan Ebubekir Kulesi köşesine kadar 500 adımdır ve 8 kuledir. Sultan Ebubekir Kulesi'nin tarihi budur:

Emera bi-imareti hâzihi'l-burci'l-müşeyyedi fî eyyâmi devleti'lmu'izz el-ebû el-müeyyed Ebû Bekir Gazi azze nasruhu yazılmıştır.

Bu kuleden doğu tarafına hendek kenarınca biraz yokuş yukarı Kireç Kapısı'na kadar yine 500 adım ve 13 sağlam kuledir, zira bu tarafta varoş yoktur, açıktır ve mezarlıktır. Kuşatma ve tehlike yeri bu Kireç Kapısı mahalli olduğundan sarp kule ve derin hendektir. Kireç Kapısı önü hendek üzeri dolma köprüdür, kemer üzere değildir.

Bu Kireç Kapısı'ndan içeri girecek mahalde sol kule katil, suçlu ve borçlu zindanıdır. Sağ taraftaki kulenin göğsüne iri yazı ile yazılan tarihtir:

Emera bi-imareti Mevlânâ es-Sultanü'l-memaliki'l-eşref Ebu'nNasr Kalansu azze nasruhu ve izâ iktidârahu men bi-mahmedin (?) ve zâlike bi-tarihi şehri Rebî'i'l-âhir sene seb'a ve seb'a mie min hicreti'nnebevî. [R.707]

Bu Kireç Kapısı kıbleye bakmaktadır. Bu kapıdan dışarı hendek içinden kâh kıbleye ve kâh doğuya Şam Kapısı'na dek 800 adımdır, 400'ü doğuya ve 400'ü kıbleyedir. 5 kule ve 8 dirsektir.

Bu Şam Kapısı dahi kıbleye açılır. Bu kapıdan içeri girecek mahalde sol taraftaki kulenin ortasında kırmızı iri yazı ile yazılan tarih budur:

Cüddide hâze'l-bâbu'l-mübârek fî eyyâmi Mevlânâ es-Sultanü'la'zam malikü memaliki rikâbi'l-ümem seyyidü selâtini'l-Arab ve'l Acem es-Sultanü'l-melikü'l-eşref Ebu'n-nasr bin Sinan halledallâhu mülkehu bi-Muhammedin ve âlihî diye kayıtlıdır.

Bu Şam Kapısı önündeki varoş içinden hendek kenarınca Nîrâb köşesine dek doğuya gidince 400 adımdır. Oradan Nîrâb Kapısı'na kuzey tarafa yönelip yine hendek kenarınca 300 adımdır, 5 kuledir ve 7 dirsektir. Onları geçince Nîrâb Kapısı güneye açılır. Bu kapının iki tarafındaki kulelerde dahi tarihler vardır ama kalabalıktan fırsat bulamayıp yazamadım. Bu kapının dışında bir büyük varoş vardır.

Bu Nirâb Kapısı'ndan taşra hendek içinde ta Kızıl Kapı'ya kadar kuzey tarafa gidilir, 600 adım ve 7 kuledir. Ve Kızıl Kapı doğuya bakar taş merdiven ile çıkılır bir küçük kapıdır. At, katır ve deve geçemez, ancak yaya kapısıdır. Hendeği içinde bir hamamı vardır. Ve bir büyük varoşu var.

Bu Kızıl Kapı'dan yine hendek kenarınca yıldız tarafına Menkusa Kapısı'na dek 900 adım, 6 büyük kule ve 20 dirsektir ve kuzeye bakmaktadır.

Bu Menkusa Kapısı'ndan taşra yine çarşı pazarı büyük bir varoş vardır, gayet mamur ve süslüdür.

Bu Menkusa Kapısı'ndan taşra hendek kenarında olan bir sıra evlerin sokağı içinden batı tarafına Karanlık Kapı'ya dek 600 adımdır, 11 bir kule ve 8 dirsektir.

Menkûsa Kapısı'ndan ta Karanlık Kapı'ya kadar hendek içi tamamen bağ ve bahçelerdir. Karanlık Kapı'dan taşra büyük bir şehir gibi varoştur.

Bu Karanlık Kapı'dan taşra yine varoş içinde güney tarafına Yeni Kapı'ya kadar tamamen kefere mahallesidir. Hendeğin kenarını geçerek 900 adımdır, 8 kule ve 11 dirsektir.

Bu Yeni Kapı batıya açılır. Bu taraf ve hendeği alçaktır, ama tamamen bahçedir. Hendek içinde bir müstamel dere akar.

Yeni Kapı'dan taşra yine güneye alçacık hendek kenarında alçak duvar sıra Ferec Kapısı'na kadar 800 adım, 7 sağlam kule ve 8 dirsektir. Bu kapı da batıya nazırdır ve hendek içi tamamen süslü bahçedir. Oradan yine güney tarafa Cinin Kapısı'na kadar 400 adım, 5 kuledir ve batıya bakmaktadır.

Cinin Kapısı'ndan yine güneye alçak hendek kenarınca Antakya Kapısı'na dek 500 adım ve 8 kule ve bu kapı da batıya nazırdır. Bu kapıdan adımlamaya başlayıp yine burada çepçevre etrafı tamam oldu. Bu hesap üzere Haleb'in dış kalesi 7.300 adım ve 83 kuledir, her kule arası yirmişer yirmi beşer bedendir.

Eksiği gediğiyle (—) bedendir, 62 dirsektir ve 9 kapıdır. Her biri ikişer üçer kat demir kapılardır. Araları silâhlarla süslü, bekçi ve kapıcılarla bezeli şaşırtıcı kapılardır. Her kulede çeşitli yazılarla hangi padişahın yapısı olduğunu belirten tarihler yazılıdır.

Bu yazılan kalenin Kızıl Kapı tarafına yakın iç kale bir yığma yüksek tepe üzerinde yuvarlak cihannüma bir yüksek kaledir. Duvarının boyu 30 mimar arşınıdır. Hendek kenarınca çepçevre 1.600 adımdır. Ve hendeği 100 adım enlidir. Ağzına kadar kullanılmış su ile doludur, içinde bir baştarda kadırga pala vurup gezse mümkündür. Sanki Varat Kalesi'nin hendeğidir. Bazı kanlıları ve fahişeleri bu hendeğe atarlar. Sanki bir cehennem çukuru bir eski hendektir ve içi tamamen sazlıktır. Pek çok köpek balıkları vardır.

Hendek suyundan yokuş yukarı kalenin temeline kadar kaplumbağa gibi eğri şeddadi duvardır. Her taşı Mengerus fili gövdesi kadardır. Bu duvar eğri yapılmakla hendek kenarında olan ceylânlar, yaban koyunları ve keçiler sürü sürü gezerler, yanlarına varılmak imkânsızdır. Ancak uğrun kapıdan koyup dizdar keçi ve koyun lâzım olunca o kapıdan insanlar çıkıp avlarlar.

Bu iç kalenin güneyiyle kıblesi arasına bakar bir kapısı var, başka tarafında kapısı yoktur. Hendek kenarında bir kule vardır, orada kapıdan içeri girip yokuş yukarı ve hendek üzere (—) göz kârgir köprü ile geçilir, sonra ikinci kapı ki kalenin ana duvarında Dizdar Kapısı'dır. Daima dizdarlar bu kapı arasında mahpus gibi oturur, dışarı çıksa katlederler. Meğer paşalar beyaz buyurdu ile davet edeler. Kısacası bu kapıdan dışarı çıkmaya yetkili değildir.

Bu kapının önü hendek üzere ağaç köprüdür. Kuşatma sırasında kaldırıp kale kapışma siper ederler. Her gece kale neferleri bu işe memurlardır. Bu kapının iç yüzünde yolun iki tarafında bütün neferler silâhlı hazır dururlar. Çeşit çeşit silâhlar, tuğulka, cebe, cevşen ve zembereklerle süslüdür.

Bu kapı kanatları tamamen kafesli ve sanatlı Davud [demir] kapılarıdır. Bu kapının demir kanatlarında yine demirci ustası demirden iri yazıyla kitabeleri yapıştırmıştır, sanki Karahisarî hattıdır. O tarih budur:

Emera bi-amelihi Mevlânâ Melikü't-Tâhir bin Kavs sene s itte ve seb'a mie, [706]

Bu kapıdan içeri yokuş yukarı üçüncü kat kapı üzerinde bir mescit var, ondan içeri yokuş yukarı dördüncü kat kapı batıya nazırdır. Bu kapı üzere altın levha ile yazılmış tarihtir:

Emera bi-emri ferm an bi-imareti'l-bâb Sultanü'l-a'zam elM elikü'l-eşref salâhü'd-dünyâ ve'd-dîn Halîl bin Yahya ed-devletü'şşerife sene hamse mie. [500]

Bu kapıdan içeri yine yokuş yukarı bir karanlık yol ile üç kat demir kapı daha geçip sağ tarafta bulunan su kuyusu seksen kulaç bir âbıhayat kuyudur. Demir zincirler ile daima öküzler çekip iç kale halkı ondan susuzluklarını giderirler.

Bu mahalle yakın Hazret-i Hızır Makamı vardır, onu geçip 11. kat kapıdan içeri iç kale evleridir. Tamamı 700 kireç örtülü şahane ve cihannüma evlerdir.

Ve 2 camidir. Hazret-i İbrahim aleyhissealâmın Camii, bir aydınlık camidir. Avlu kapısı üzere yazılan tarihtir:

Emera bi-imareti el-Melikü's-sâlih bin Nûreddîn Ebu'l-feth İsmail bin M ahm ud bin Aksem Yâsir emîrii 'l-mü 'minîn fî sene hamse ve seb'în ve hamse mie (575J yazılmıştır.

Bu cami avlusu limon ve turunç ile bezelidir. Ve diğer yerleri ham mermer döşelidir. Minberin sağ tarafında Hazret-i İbrahim'in ibadet ettiği mübarek makamıdır ki nice sene bunda ibadet edip Haleb hakkında dua ettiğidir. Duası,

“Allahım, toprağını, havasını ve suyunu güzel eyle" olup Halilullah nazargâhıdır.

Bu camideki makamında bir beyaz taştan dört köşe bir tekne var idi. İneği onun içine sağıp yoğurt edip karnını doyururdu. Doyduktan sonra ümmetine dağıtırmış. Ve ilk defa yoğurt ve peynir yapmak Hazret-i İbrahim'den kalmıştır. Ve yoğurtçuların silsilesi ona ulaşır. Beyaz ineği burada sağdığı için Haleb, "süt sağmaya" derler. Şehb, "beyaz"a derler. Onun için "Halebü'ş-şehbâ" diye isim konmuştur.

Makam-ı İbrahim Camii'nden yukarı bir büyük cami daha vardır. Dört köşe bir minaresi var, bir konak yerden gözükür.

Bu kale gayet yüksek yerde olmakla havası gayet hoştur. 1 hamamı ve 20 dükkânı vardır. Bu kalenin bedenleri üzere çepçevre büyüklüğü bin adımdır ve 54 düzgün ve sanatlı kuledir. Bütün duvarları 10 ayak enli kârgir duvardır. Kısacası görmeye değer sevimli kale, Halilullah nazargâhıdır. Bu kale dış kalenin içinde kalmıştır.

Büyük işlek vilâyettir. İçinde ve dışında toplam 72 mahalle vardır. (—) Nusayri, Yakubî ve Ermenidir. (—) mahallesi Yahudidir, gerisi Müslüman mahallesidir.

Tamamı kireç ve cibis örtülü İrem Bağı gibi vezir, ayan, ileri gelen sarayları ve halk evleridir. Tamamı (—) bin mamur evlerdir.

Bu Haleb şehrinin içinde ve dışında yol yol çarşı pazardan geçilmez. Bütün sultan çarşısı 5.700 dükkândır.

2 bedesten gibi hanları vardır. Nice yüz bin guruşa malik tüccarlar oradadır. Can otundan başka canlar canı orada vardır. Bütün değerli mallar orada mevcuttur. Tüm çarşı pazarları kârgir bina kemerlerdir. Küçük küçük kapıları vardır. Her gece bekçileri kapıları kapatıp nice bin kandillerle aydınlatırlar.

Çoğu han ve çarşıları üzeri kurşun örtülü olduğundan şiddetli sıcak tesir etmeyip Temmuz'da Bağdad serdabı gibi soğuktur. Bütün yolları sakalar sulayıp soğukluk sağlayıp dükkân sahipleri ve diğer insanlar rahat ederler.

Bu çarşı sokaklarından başka bütün mahallelerin yolları Frengi kaldırım döşelidir. Gece gündüz yolları temizleyip çöpçüler sepetlerle çer çöpü kaldırıp yollar tertemiz olur.

Burada 105 kahvehane vardır. Bunlardan Rumeli, Arap ve Acem seyyahları dilinde övülen Arslan Dede Kahvesi 2 bin adam alır bir ârifler toplantı yeri ve zarif dervişler mekânıdır. 4 mahfilinde hanende, sâzende, oyuncu ve hikâyecileri var ki oraya bir kere varıp rakkas ve tabiyan elinden bir kahve içen taze can bulur.

Bu şehrin halkı tamamen tarikat ehlidir. Büyük velilere inanırlar. Dört mezhepte sabitlerdir. Başka sapık güruhların mezhebini bilmezler. Gayet inançlı, dindar, mümin ve Müslüman tüccar kavimdir.

Koca Husrev Paşa yazımında Haleb içinde 400 bin olduğu sicilde yazılıdır. Haleb Tatı derler ama Halebî Çelebi derler.

Burada Arap, Kürt ve Türkmen sakinlerdir. Tüccar taifesinden her cins mevcuttur. Urbanının konuşması, Arapçayı düzgün konuşamazlar, başka lehçedir.

Suyu ve havasının hoşluğundan halkının yüz renkleri kırmızı olup mahbûb ve mahbûbesi yer yer vardır. Devlet erbabı gayet çoktur. Renk renk samurlu çukalar giyerler. Ve orta hallisi alaca kereke abâ giyerler. Ama garip insanlara gayet ikram edip yardımcı olup gönüllerini alırlar.

Kadınları altın, gümüş ve dîbâdan sivri takke giyip üzerlerine beyaz çarşaf bürünüp ayaklarına sarı çizme giyip edeplice gezerler. O kadar nerm ü râmlardır ve garip insana avlardır ki sanki dünya havasıdır. Konuşmaları çok düzgündür.

Bütün halkı zevk ehlidir. Köşe köşe 70 mesiregâhlarda has sohbetler ederler. Şeyh Bekrî'de, Mevlevihane'de, Gök Meydan'da ve Hünkâr Bahçesi'nde zevk ü safâ edip bütün hünkâr bostancıları hizmet ederler.

Bu şehri nice bin şair şehrengizlerinde övmüşlerdir. Ama bu hakir 41 yıldır 18 padişahlık yere ayak bastım, bu Haleb'in suyu ve havasının hoşluğunu bu lacivert kubbe altında görmedim. Ancak Acem diyarında Tebriz de buna denktir. Onun da özellikleri yukarıda yazılıdır.

Bu şehrin yiyecek, içecek, giyecek ve diğer özelliklerini bildirir: Evvelâ has ve beyaz ekmeği, Mersin yemişi, ziyâfetlerinde çeşit çeşit leziz yemekleri, dilber yanağı şeftalisi, elması ve Şam fıstığı dedikleri yakıştırmadır, Haleb'e ve nahiyelerine mahsustur. Ve cennet şarabı gibi suyu meşhurdur.

Sanayi ürünlerinden elvan kadife ve atlası, pamuklusu, ipekli mukaddemi, kuyumcusu ve üzengisi dünyaca meşhurdur. Bütün varlıklar Haleb'de mevcuttur. Böyle bir peygamberler nazargâhıdır.

Bu şehre nice kere gelip özelliklerini bir hoş yazmadım idi, ama şimdi evvelkiden mamur görüp ve birkaç gün gönül rahatlığı ile konaklayıp böyle yazdık.

9. Kitap 1. Cilt Sayfa 392

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗