Ham (Trablusşam)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Ham (Trablusşam)
Tufan'dan sonra Nuh aleyhisselâm oğlu Hâm vatan edinmiştir. Sonra İspanya yapmıştır. Daha sonra Emevîlerden Abdülmelik fethetmiştir. Yine kâfir istila edip 920 tarihinde Mısır meliklerinden Sultan Kalavun es-Salihî Frenk elinden nice bin zorluk çekerek fethetmiştir. Ve on kere daha kâfirler istila etmiştir. Sonunda (—) tarihinde Sultan I. Selim Han Sultan Gavrî'yi yenince bu kale hâkimi Çerkez Kertbay Osmanlı'nın debdebesinden korkup kalenin anahtarlarını Hayre Bay vasıtasıyla bütün hâzinesini padişaha teslim etti. Selim Han da vezirliğini (—) Paşa'ya ihsan edip eyalet eyalet yazılmıştır. Ama diğer eyaletler paşasına (—) kese iltizam ile ihsan olunur.
Hâs, timar, zeamet ve vakıf yoktur. Tamamen vergilerden muaf (—) (—) (—)dır. Lazkiye Sancağı, Cübeyle Sancağı, Gülbin Sancağı, Hüsnâbâd Sancağı, Maan Sancağı ve Kademus Sancağı (—) (—) (—) Trablus tahtı, Paşa burada oturur. Fetih sırasında bu 10 sancak eyalet olunmuştur. Ama bazı (—) (—) (—) sefer eşerler. Zira bu iki sancakta timar ve zeamet vardır.
Maan dağları gibi sarp yerde değillerdir. İç el (—) (—) (—) 8 sancağı Allah esirgesin taşlık, dağlık ve ağaçlık içinde bir alay mezhepsiz yağı ve asi (—) (—) (—). Mîrî malları şeyhleri tahsil eder. Şeyhlerine Kavvas derler, muhteşem melunlardır.
Bütün eyaleti (—) (—) (—) sağlam kalelerdir, asla yazım ve sayım kabul etmez kavimdir. Bu diyarda asla haraç yoktur, zira kavmi bir çeşit mezhepte değillerdir. Kâfir desen adamı katlederler. Ama Yahudi'den daha ileridir. Birkaç kere kâfirler bin pare gemilerle gelip Akka, Sayda, Beyrut ve bu Trablusşam'ı ele geçirdiler. Bu Dürzî kavmi kâfirlere yardım ederek 40-50 bin silâhlı ve mükemmel küheylân atlı asker verip Kudüs-i şerifi alıp 70 sene mutasarrıf oldular.
Bu Dürzî kavmi kâfirden kız alıp verdiler. Onun için bu Trablusşam dağlarındaki insanlar mezhepsizdirler. Bütün canlı kısmını yerler ve bahtsız kızlarıyla önce kendileri yatıp sonra yine oğluna veya akrabalarından birine verirler.
Bu dağlar içinde (—) adet sapık mezhep vardır. Ama bunlardan hâkimleri Dürzî kavmi, Teymânî, Yezidî, Mervanî, Hûbârî, Marûfî Aklı ve Kızıllı, Şehabî, Şahbazî, Zeydânî, Zübdânî, Tâtekî, Musallânî, Kmâğî, Nusayrî ve bunun gibi nice sapık ve melun kâfirler vardır. Ama bu kavim gayet zengin ve varlıklı kavimdirler.
Bu asilerden şeyhleri (—) (—) kese tahsil edip padişah malını paşaya teslim edip hil'atler giyerler, yani bunlarla mudara edip geçinmeye muhtaçlardır, zira isyan etseler yüz bin tüfenkli haşerat toplanıp Maanoğlu gibi asi olurlar. Ama mudara ile can verirler.
Bu kavmin dilleri birbirlerine benzemez. Ama Nusayrî mezhebinde olan kavmin özel lehçelerinden bu beytleri yazılmıştır:
Nusayrî dili; Girye şiiri:
Dur veleddup buduhi
Dur velemen tus sutuhi
Abid kaba kuşlukluk
Alilkalenâer debuhi
Gerçi Arapça kelimelere benzerdir ama manasında muratları başkadır. Genizden konuşur inatçı, kavgacı kavimdir, ama Arapça da konuşurlar.
Sözün kısası şeraiti, tarikatı ve tekrar dirilmeyi inkâr eden kavimdirler. Giysileri alaca abâ, kemer kuşak ve başlarında Kızıllı kavminin kırmızı mukaddemini ve Aklı kavminin beyaz sarık ve beyaz serbendini sararlar. Dağda ve bağda bellerinde kılıcı, sırtlarında kalkanı ve ellerinde tüfengi elbette bulunur. Zira Hâbil ve Kâbil zamanından beri aralarında karışıklık olduğundan bir köyden bir köye silâhsız gidemezler. Gece gündüz birbirleriyle cenk etmekten ve savaşmaktan geri durmazlar. Zira bir alay asi, dağlı ve vahşi melunlardır.
Eğer bu kavim itaat etseler 10 Mısır hâzinesi mal hâsıl olur, zira vilâyetleri gayet verimlidir. Evvelâ, ipek mahsulleri çok olup nice kere yüz bin kantar ipek hâsıl olur. Ve nice kere yüz bin Mağrip cerresi zeytin yağı ve zeytin hâsıl olur. Kılye derler bir toprak vardır, nice bin deve yükü iskeleye getirip Frenk gemilerine satarlar. (—) yük akçe iltizam gümrüktür. Her sene yedi iklimden bin pare gemi gelir. Özellikle İngiliz, Felemenk ve Fransa'dan gemiler gelir ki her biri altışar ayda ağzına kadar dolup giderler. Mahsulünü paşa kale neferlerine, Bağdad kuluna ve padişah hâzinesine verir.
Bu eyaleti paşa 2 bin adamla zapt eder. Paşanın padişah tarafından hâss-ı hümâyûnu (—) yük akçedir. Azilden sonra seferde 2 bin askeri ile sefer eşer.
Trablus Eyaleti 500 akçe mollalıktır ve (—) nahiyedir. Ve adaletle mollaya 40 kese hâsıl olur. Ama paşaya 300 kese olur. Eğer halkla iyi geçinirse daha fazla olur. Ve 500 akçe mollalık pâyesiyle müftüsü vardır. Nakibüleşrafı ve ayanı ulemâsı çoktur. Hanefî mezhebinden başka 3 mezhepte de müftüleri vardır.
Sipah kethüdayeri ve Dergâh-ı Âlî'den bir oda yeniçeri vardır. Ağaları Kıbrıs yeniçerilerine de hükmeder. Zira Kıbrıs bu Trablusşam'ın batısında (—) mil yakın olmakla bütün Kıbrıs askeri bunda ticaret ederler.
Asitane'den birer oda topçu ve cebeciler var idi, kaldırıldı. Kale dizdarı, 12. bölük ağaları ve toplam (—) 60 kale neferleri vardır. Ama deniz kıyısında limana nazır 6 adet kule ağaları ve her birinde yüzer neferleri vardır. Büyük kulelerdir ki her biri birer sağlam hisardır, zira Trablus Limanı geniş limandır. Bin parça barça ve karavana alır. Daha önce sağlam kale bu mahalde imiş, hâlâ yapı kalıntıları bellidir. Sonra (—) tarihinde İspanya elinden Mısır padişahlarından Sultan Kalavun fethedip kalesini yerle bir ettikten sonra deniz kıyısından doğu tarafına tam bin adım uzaklıkta Cebel-i Lübnan eteğinde bir tepe üzerinde dört köşe sağlam ve müstahkem taş yapı bir kale inşa edip kâfir elinden kurtulmuştur. Ancak Osmanlılardan Yavuz Sultan Selim elinden kurtulamamıştır. Hâlâ büyük bir şehirdir.
Hâlâ kalesi bir alçak kayalı tepe üzerinde dört köşeden uzunlamasına kıbleden kuzeye uzamış sağlam bir kaledir ve boyu 30 arşm yüksektir, içinde Sultan Kalavun Camii, dizdar, kethüda, imam, müezzin, hatip ve nefer haneleri vardır.
Bu kalenin dört tarafı uçurum yalçın kaya olmakla hendeği yoktur. Ancak batıya nazır bir demir kapısı önünde biraz hendeği vardır, asma tahta köprü ile geçilir. Batıya bakan kapıdan içeri üç kat demir kapılar daha vardır. Her birinin arası divanhanedir. Daima kale ağaları ve bekçileri orada oturup kaleyi korurlar.
Bu divanhane mahallerinin duvarları cebe, cevşen, zırh, zereh-külâh, katlavî, tuğulka, serpenah, tüfenk, zemberek, ok, yay, salık, gürz, nobut, zerdeste, kalkan, kılıç, mızrak, harbe, şiş, meç ve süngü ile bezenmiştir.
Taşra hendek kenarındaki ilk kapı üzerinde yazılan mermer üzere tarihtir:
Etemme'l-emre'ş-şerife'l-âlî es-Sultan el-melikü'l-muzafferî esSultan Süleyman Han ibn es-Sultan Selim Han halledallâhu mülkehu temmefî şehri Şevval sene seb'a ve ışrîn ve tis’i mie [L. 927J yazılmıştır.
Orta kapı üzere yazılan tarih:
Sultan Kalâvûn es-Sâlihî.
diye bir tarihtir.
Bu kapılardan taşra şehre ve limana nazır bir köşk var ki bütün deniz, şehrin bağı bahçesi ve yapıları bukalemun nakşı gibi gözükür.
Bu kaleden aşağı batı tarafında bir varoşu var ki eski sultanların camileri ile süslenmiştir. Dört tarafı yuvarlak yalın kat bir kaledir. Ama diğer kaleler gibi sağlam olup burçları ve bedenleri yoktur, ama duvarları yine kârgir binadır. Bazı yerlerinde saray duvarları olup kaleden sağlamdır. Çepçevre büyüklüğü 8 bin adımdır. Kale tabyaları gibi köşe köşe olup kuşatma sırasında mazgal mazgal yerlerden korutmak mümkündür. Lâkin alçak yerde bulunup sulu yer olmakla hendeği yoktur.
19 adet sağlam demir kapıları vardır. Evvelâ Ihtarık Kapısı, Kınvan Kapısı, Emir Mehmed Çelebi Kapısı ve Ayşülbeşinne Kapısı. Bu kapı bir hurme ismi ile isimlenmiş ana yol kapısıdır. Su Hanı Kapısı, Yeni Han Kapısı, Halk Kapısı, Şeyh-hane Kapısı, Tennane Kapısı, Âkıbe Kapısı, Kubbetü'n-nasır Kapısı, Akabetü'l-hâk Kapısı, Kaletü'1-hisar-pîçe Kapısı, Kızıl Kapı, Aveynat Kapısı ve kıbleye bakar Beyrut Kapısı ve Bâbü'r-remil, yani Kum Kapısı (—) (—) sağlam ağaç kapılardır. Her gece bekçileri kapatıp nöbet beklerler.
Bu büyüklükte olan büyük varoş içindeki (—) (—) 6 bin kârgir bina saraylar ve toprak ve kireç ile örtülü mamur hanelerdir.
…
Sultan çarşısında 2.700 adet dükkân vardır ve zengin tüccarlar sakindir. Bir bedesten var, bütün dükkânları kârgir kemerli ve üzerleri örtülü dükkânçelerin yolunda asla toprak ve çamur yoktur, temiz sokaklardır.
Bu şehrin kuzeyinde Balıklı Ayazma Kapısı'ndan içeri yol ile çarşıyı seyrederek eski köprüyü geçip kıble tarafına, Kum Kapısı'na kadar şehrin boyu 3 bin adımdır.
Bu varoş kalesinden taşra asla haneler yoktur. Tamamı sur içindedir. Bu şehir ile liman arası kumsal yerlerdir. Baştan başa mamur ve şenlikli bağ ve bahçedir. Muhtesib hesabınca tamamen limon, turunç, nar ve hurma ağaçları ile süslü mamur bir şehirdir.
Bu şehrin batısında bin adım uzak büyük bir limanı vardır, kâfir zamanında gayet mamur imiş. Hâlâ bin pare kalyon, bin karaka ve kadırga alır. Ancak batı, kuzey ve yıldız rüzgârlarına ağzı açıktır, demir kuvveti ile yatılır. Gayet büyük liman olmakla yatan gemileri düşmandan korumak için deniz kıyısında 6 adet sağlam kule yapmışlar ki her biri birer Kahkaha Kulesi'dir ve her biri birbirlerine birer dalyan tüfenk kurşunu menzili uzaktır. Ve her birinin dizdarı ve hisar erleri mevcut ve mükemmeldir. Denize nazır balyemez toplan ve cebehaneleri hazırdır. Ama limanın batı tarafındaki Arap Burcu, semender gibi ateş içinde Feltaberyüz Kulesi karadan dokuz göz köprü ile varılır bir Yecüc Şeddi kuledir.
Sonra Tekke Burcu ve Kethüda Burcu. (—) (—) (—). Zira iskele başı ve derin yerde olmakla bütün gemiler bu mahalde demir atıp yatarlar ve metalarını çıkarıp satarlar.
Kale gibi bir han vardır. İçinde 150 bezirgân odaları vardır. Bu hana yakın gümrük emini hanesi (—) (—) tarafından emindir. Bazı mahalde paşalar denetlemek için bu varoşa gelip emin kasrında hava alıp dinlenirler.
Bu emin köşkü sırasında 200 kârgir bina mahzenler vardır. Ağzına kadar tüccar mallarıyla doludur. Ve 20 kadar dükkânlar vardır.
Küçük 1 camii ve 2 âbıhayat çeşmesi vardır. Hayır sahibi ta şehirden getirmiş bir büyük hayrattır. Bütün gemiciler ve tüccarlar ondan su ihtiyacını karşılarlar.
Ve 200 kadar bağ u bahçeli tüccar evleri vardır ama o kadar mükellef değillerdir. Bu vilâyet liman şehir olmakla iskelesi gayet işler. Bütün Frengistan ve diğer ülkeler bu iskeleye muhtaçlardır, zira yedi kralın balyozları, konsolosları ve tercümanları bundadır.
Evvelâ bu diyarda olan kılye toprağı bir diyarda olmaz. Kâfir alıp ondan altın çıkarırlar, derler. Zeytini, zeytinyağı, sabunu ve ipeği bütün Frengistan'a, dünyaya gider. Onun için işlek şehir olmuştur.
Şehrin taşrasında bir kumsal yüksek yerde Kurt Paşa yönetici iken küçük bir köşk inşa edip bir cirit meydanı etmişler. Şehir içi baştan başa beyaz taşla kaldırım döşenmiştir. Gayet pâk şehirdir ve her cins insan bu şehirde mevcuttur.
Suyu ve havası kıyı ve yaylak ılıman olduğundan ceylân gözlü mahbûb ve mahbûbesine nihayet yoktur. Kadın kısmı gayet edepli ve örtülülerdir. Gümüş ve saf altından bir çeşit sivri takke giyip beyaz çarşaf ve dutuk bürünürler. Bir yere gitseler sarı çizme giyip kalabalık yollardan gitmeyip tenha yollardan giderler. Gayet ehl-i perde hatunları vardır.
Bu şehrin yiyecek, içecek ve sanatlarından, has ve beyaz gül gibi ekmeği yeryüzünde meğer Havran ve Busra'da ola. Çöreği, kübeybesi, muklesi, kadayıfı, şekeri, kurkası, karnabiti, zeytini, zeytinyağı ve sabunu cihanı tutup meşhurdur. Pamuğu, ipeği, poşusu ve mukaddemi boldur.
Güzel özelliklerinden, halkının garip dostu olup birbirlerine de alçakgönüllülükle davranmaları bir diyar halkında yoktur.
Zamanın fazıllarından meşhur kimse çoktur. Ve bir kör müftüsü vardır. İsmi (—) büyük veli olduklarında şüphem yoktur. Yüce Allah derecelerini artırsın.
Bu şehrin özelliklerini ilmimiz yettiği kadar yazsak söz uzayıp seyahatimize engel olur. Ancak rub' daire hükmünce bu şehir hakiki iklimde 4. iklimdedir. Arz-ı beledi (—) ve tûl-i nehârı (—) gayet ılıman havalı hoş şehirdir.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗