Hazret-i Şeyh Rumî Ziyaretgahı
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Hazret-i Şeyh Rumî Ziyaretgahı
Yine Rumkapısı'nın dışında akıl ve şeriat bekçisi, asıl ve füru ârifi, milletin şeyhi, devletin kutbu İlâhî sırların madeni, sonsuz nurların mücahidi Hazret-i Şeyh Rumî: Mübarek isimleri (—) (—). Bizzat doğum yerleri Azerbaycan ülkesinde Rumiye Şehri'dir. Hâlâ atalarından Koçağa Sultan ve Şevrî Sultan Rumiye'de gömülüdürler. İnşaallah o yeri yazdığımızda onları da yazarız. Ama bu azize "Rumiye şeyhi" denmesinin sebebi odur ki asıl vatanları Rumiye Şehri'dir. Bu zat zengin ve aziz kimse olduğundan kırk binden fazla inanan dervişleri kendine bağlanmışlardır. Bu mürit çokluğuyla Hâcegân [Nakşî] tarikatına şöhret vermişlerdi.
Şeyh Rumî'nin şehit edilmesinin sebebi: Sultan Murad Han'a koğucular Revan Kalesi altında: "Padişahım, Diyarbakır'da Rumiye şeyhi, Allah bilir, Mehdî gibi ayaklanacak gibi. Zira kırk bin çıplak, gözü yaşlı, İlâhî aşk ile ağlayan genç ve güçlü müritleri vardır" diye şeyhi Murad Han'a şikayet ettiler. Murad Han:
"Olmaya illâ hayr" deyip sustu. Üç sene sonra Murad Han Bağdad fethine gidip menzilleri katlayıp merhaleleri uçarak Diyarbakır'a vardığında bütün ileri gelenler Fırat Nehri kıyısında Murad Han'ı karşılamaya vardılar. Aziz de muhteşemine 3.000 giyimli dervişleriyle Murad Han huzuruna çekinmeden varıp:
"Es-selâmü aleyke, hünkarım", diye "hûn [kan]" sözünü çekerek söylerler. Murad Han:
"Azizim, hûn sözünü uzatarak söylediniz." der.
"Belî [eve], hünkarım, bu mahalden saadetle Bağdad'a vardıkda kuşatıp Şaban ayının (—) (—) gününde kırk gün tamam olup fetihten sonra cennet gibi Bağdad içinde Kızılbaş'ın başlarını ateş saçan kılıç ile tıraş edip hûnlarını [kanlarını] sel suyu gibi akıtarak Acem elinde Revan içinde şehit olan Sünnîlerin kanlarının intikamlarını alır sız. Onun için 'hûn-kârım' diye uzattık." der. Sultan [209a] Murad, azizin Bağdad fethi müjdesini şeyhten duyup sevindi. Murad Han:
"Ya efendi, fetihten sonra sağlıkla mutlu yuvama ulaşır mıyım?", deyince;
"Evet, fetihten sonra bu Diyarbakır'a gelip koğucu ve fesatların aldatmasıyla haksız bir kan dökücülük daha edersiniz. Ama kalplere dokunup İstanbul'a varırsız. Ama Allah bilir, size başka kapı açar." dediğinde Murad Han bu işareti sade geçip:
"İnşaallah, efendi, Bağdad fethinden sonra yolum Malta adası üzeredir." der. Hemen aziz:
"Beyim, şimdengeri Tarîkat-ı Muhammedi kitabını okuyarak Budin üzere gitseniz daha iyidir." deyince Murad Han:
"İnşaallah Nemse çasarı olan Alman kiralına bir kulak çekmeniz mukarrerdir, zira buyurduğunuz gibi Nemse küffârı benim Budin'im kalesi üzere çete ve potura ve katuna kâfirleri salırmış", der. Hemen yine aziz,
"Beyim, neylersen eyle, Kızılbaş elinden İmam-ı A'zam'ınızı kurtar. Daha sonra Budin'in korunmasına çalışıp daima hazır ol!", diye nice bu gibi işaretli kelimeler ederek Diyarbakır'a gelip azize bol ihsanlarda bulundu. Ancak aziz bir şey kabul etmeyip Diyarbakır'ın gayrimüslim vergilerinden indirim ister. Ricaları kabul edilir. Sonra Murad Han azizin hayır duasıyla Bağdad'a varıp Tanrı'nın hikmeti şeyhin belirttikleri gün Tayyar Mehmed Paşa şehit olduğu an Bağdad sulh ile fethedilir. Sayısız asker kale içine girdikten sonra Kızılbaş Karanlık Kapı dibinde kapanıp cenge başlayıp iç kalede sığınanlar da cebehaneye ateş edip nice bin İslâm gazileri ve nice bin dinsizler Nemrud ateşine yanıp ebâbil kuşu gibi havaya savrulunca hemen Murad Han gazaba gelip
"Bre vere veren Kızılbaşları kılıçtan geçirsinler." deyince yedi saatte 42.000 Kızılbaş'ın başlarını İslâm kılıcı ile tıraş ettiklerinde Murad Han:
"Allahu Ekber, Diyarbakır'da Rumiye şeyhi bu gazanın böyle olacağını keşf etmiş idi. Gerçekten boş er değil imiş. İnşaallah bu fethi müjdelediği için ona çok ihsan ederim." diyerek fetihten sonra yine Diyarbakır'a gelip aziz hazretlerine bol bol ihsanlar ettikçe şeyh bir zerre kabul etmeyip dua ederdi. Yine koğucular,
"Padişahım! Aziz şeyh kimya ilmine sahiptir ki 10.000 kese altına sahiptir. İstese bütün müritlerinin bakır kaplarını bütün altın etmeye gücü yeter. Korkmalısınız ki nursuz Timur gibi kurtarıcı Mehdî rolüyle bu şeyh ortaya çıka" dediler. Murad Han yine göz yumup şeyh ile bir gün konuşma sırasında:
"Azizim, acaba kimya ilminin aslı var mıdır?" diye sorar. Aziz de:
"Evet, hünkârım! Şeyhlerin işidir. Geçinmek için peyda edip has altından ufak toplar yapıp yerler. Tarikat yolunda olan kimseler onunla açlıklarım giderirler. Yoksa Kârûn malına sahip olalım diye kimya öğrenmezler" der. Murad Han:
"Ah Efendi! Şuna sahip olanları görsem! Bu ilmi kesinlikle inkâr ederim." der. Hemen şeyh:
"Beyim, eğer af ile muamele ederseniz huzurunuzda eylesinler, tâ ki acayip göresiz." Der.
Murad Han azizin halvethanesine gidip halvet ederler. Tanrı’nın hikmeti o mahalde azizin hareminde Şam Eyaleti'nde Maanoğlu adıyla ünlü Dürzî beyinin dünya fitnesi bâkire bir kızı var idi. Padişah huzuruna gelip yer öpüp nice uzun sözlerden sonra o hileci kadın babası Maanoğlu'ndan gördüğü gibi Nemrud ateşi yakıp bir kantar [44 okka, 56.452 kg] saf bakıra bir dank [bir dirhemin altıda biri] iksir-i âzam verip o an sararıp saf bir altın olur ki sarı balmumu gibi yumuşak saf bir altın olur, aziz ondan birkaç top edip kendisi yer. Üç top da Murad Han yiyip o gün o gece Murad Han asla yemek istemeyip tok durur.
Hemen Murad Han otağına gelip koğucuların cevaplarının doğru çıktığına şaşırıp o an (—) (—) ağayı şeyhin halvethanesine gönderip şeyhi ve Maanoğlu kızını boğdurarak şehit edip Rumiye Kapısı'ndan dışarı gömdüler.
Sonra Murad Han da İstanbul'a varıp çok yaşamayıp: "Âh şeyh Rumî” ve "âh (—) (—)” diyerek öldü.
Bu hikayeyi hakir, efendimiz Melek Ahmed Paşa'dan duyup yazmışız. Zira o asırda Melek Ahmed Paşa Murad Han'ın [209b] silâhdarı ve Bağdad fethinden sonra Diyarbakır valisi olup azize inananlardan olduğundan her an azizi ziyâret ederdi. Allah rahmet eylesin.
Ama Rumkapı'dan dışarı Müslüman mezarları içinde kubbesiz ve yapışız gömülüdürler. Allah sırlarını aziz etsin.
Orada bu hakir mezar taşma bu beyti yazdım. Beyt:
Gelüp ettik ziyâret bu makamı
Ki budur pîşvâ-yı Şeyh Rumî
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗