Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiI. Mehmed Han (Ulucami) (Eski) Cami
TÜRKIYE

I. Mehmed Han (Ulucami) (Eski) Cami

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de I. Mehmed Han (Ulucami) (Eski) Cami

İlk temelleri Yıldırım Han oğlu Musa Çelebi'nindir. Daha sonra Musa Çelebi'yi, Çelebi Sultan Mehmed dünya devleti için şehit edip kardeşi Musa Çelebi'nin eksik kalan bu camiini Çelebi Sultan Mehmed tamamladı. Edirne şehrinin ta tam ortasında irfan toplantılarının yapıldığı, ileri gelenlerin yuvası olan yerde yapılmış büyük bir camidir.

Üç kapısı var, iki yan kapı ve bir kıble kapısı var. Kıble kapısından ta mihraba varıncaya kadar uzunluğu 180 ayaktır ve genişliği 185 ayaktır. Ancak eski tarz üzere yapılmıştır. Cami içinde doğramalı kargir sütun üzere dokuz Kisra kemeri üzere yine dokuz ibret verici kubesi vardır. Cami içinde öyle süs-püs askılar, sanatlı şeyler ve avizeler yoktur.

Bu camiin içi geniş olduğundan dışarıda avlusu yoktur. Hemen altı adet sütunlar üzre yedi kubbesi var. Ondan taşra anayol olduğundan avlusu yoktur.

Çarşı pazar içinde yapılmış olduğundan kalabalık cemaati sabah akşam boldur. (---) (---) Bir minaresi üç şerefelidir. Edirne şehrinde bundan ulu ruhaniyetli eski cami yoktur. Gerçi bundan evvel Mihal Köprüsü başında Yıldırım Han Camii vardır ama nursuz Timur olayında Yıldırım Han vefat edip bu Edirne'deki camii eksik kalınca onu da bu Çelebi Sultan Mehmed tamamlayıp sevabını babası Yıldırım Han ruhuna bağışlamıştır. Onun için bu Ulucami daha önce yazıldı.

Bu camide Hacı Bayram-ı Veli i'tikafa girerek çok ibadet edip nice yüz bin insanı vaaz ve nasihatlerle irşad etmiştir. Hala mübarek kürsüleri teberrüken bir köşede durur. Bir kimsenin, o kürsüye çıkarak vaaz ve nasihat etmeye gücü yetmez. Zira erenler mekanıdır. (---} tarihinde Sultan Ahmed Edirne'ye geldiğinde bir fodul şeyh kendini göstermek için Hacı Bayram-ı Veli kürsüsüne çıkmak isteyince cami görevlileri engelleyip,

"Çıkmayın sultanım!" diye rica ederler.

Hemen inatçı şeyh kürsüye çıkarak "Bismillah!" demeye bile gücü yetmeden dili tutulup donup kalır. Nice kere konuşmaya niyetlenip başlamak ister ancak hüsrana uğrayıp kürsüden iner. O zamandan beri öyle kalmış büyüklerin mekanı bir kürsüdür, ama mihrabı ve minberi gayet sanatlı imam makamıdır. Ve köşe köşe yerleri birer seçkin şeyhe ibadet köşesidir.

Kuyumcular tarafındaki sağ kapıya on bir adet taş merdivenle çıkılır. Gece ve gündüz kalabalık cemaatten hali olmayan herkesin gittiği bir camidir.

Mihrab önündeki İrem Bağı'nın içinde mesken edinen güzel sesli kuşların yanık sesleri namaz kılan cemamate hayat verir. O nurlu cennet bahçesi gibi bahçede ekili olan menekşe, lale ve erguvanın güzel ve hoş kokusu cemaatin dimağını kokulandırır. Vakıf tarafından bu camiin nazırı olan mütevellisi gül, sünbül, nesrin ve zanbak mevsiminde bütün saflar arasına nice yüz adet hokkaları (saksı, vazo) anılan çiçeklerle doldurarak nur dolu camii süsleyip nur camii iken içi ve dışı pür-nur olup misk kokulu olur.

Kıble kapının yüksek eşiği üzerinde [152a] celi Müsta'sımi hattı ile yazılı olan tarihi budur:

Sene sitte aşere ve semtine mi'e merhumdur. [816/1413]

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗