İfrit Vadisi
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de İfrit Vadisi
Oradan yine Nil kenarınca say ağacı ormanı içinde 8 saat gidip,
Uçsuz bucaksız bir ovanın batı tarafı sonunda konakladık.
İfrit şeklinin anlatılması
Evvela bu garip şekil bu yüksek tepenin zirvesinde geniş bir meydanın dört tarafında çeşit çeşit sert taşlardan sandalyeler döşenmiş, bu meydanın batı tarafı sonunda 7 adet somaki uzun sütunu bir yere toplayıp birbirine bitişik dikmişler. Bu 7 sütunun tepesinde yekpare bir taşı koymuşlar. 7 sütunu örter, sütunlar ağırlık olup sütunlar onunla ayakta durur.
Bu harman büyüklüğünde konan taş üzerinde tunçtan bir dişi dev timsali etmişler ki insan görünce ödü patlar. Başı göklere yükselmiş, saçlarını belik belik dağıtmış, gözleri ateş saçan güneşe karşı meşale gibi ışık verir. Kucağında yine tunçtan bir oğlunu dizi üstüne oturtup sanki kucaklayıp sağ memesiyle süt verir şeklinde bir korkunç ve heybetli acayip heykeldir. Memeleri Bağdad kösü kadar vardır. Sağ elini kaldırip Nil'in güneyden tarafa geldiği mahalle kolunu uzatıp bir parmağıyla gösterir şeklinde durur. Ve 2 ayakları o minare millerinin üstünden aşağı sütunların temelinde olan taşlara basmış durur. Ama öyle cilalı ve parlak tunç heykeldir ki sanki saf altındır. Ayağı önünde büyük bir havuz var ki taştan oyulmuş 10'a 10 büyük havuzdur, içinde bir kişi yuzebilir.
Bu temaşada şaşılacak şey odur ki bu direkler üzerinde duran dişi devin iki gözlerinden kanlı yaş iki dizleri üzerine akıp ondan aşağı incikleri mesabesi yerinden inip iki baş parmak tırnakları üzerinde bu kadar bin yıldan beri aka aka yer eylemiş.
Bu kırmızı kanlı yaş büyük havuza girdiği anda o dem gözyaşı berrak beyaz saf su olur ve bu havuz daima ağzına kadar dolu durur. Temmuz'da bu gözyaşı su Kızıldeniz gibi sarıya çalıp rengi değişir. Lezzette kükürtlü su tadında olup tüm hastalıklı olanlar bundan bir kere içip 20 amel edip tüm bozuk karışımları aşağıdan sürüp içenin yüzüne kan gelir. Yine Temmuz'dan sonra eskisi gibi hayat suyu olur.
Ama bizimle giden adamlar şiddetli sıcakta üşüşüp öyle içtiler ki havuzu boşalttılar. Hakir de şifa niyetine bir fincan içtim, gerçekten de tatlı sudur. Genellikle Nil'in güney tarafından veya Habeş diyarının Zeyla şehrinden Portakal kafirleri hediye vererek bu berrak sudan kalay ve kurşunlu testi cinsi nice bin küpleri doldurup Hindistan'a ve Frengistan'a götürürler ki cüzam ve frengiye yakalananlara içirip beyaz inciye dönerlermiş, gayet faydalıdır.
Ama dikkatle bakılsa bu yüksek sütunlar bir sahrada yapılmıştır. Bu sütunlardan yükseklikte başka bir dağ yoktur ki yapı ustası o dağlardan bir sanatla fıskiye gibi bu cadı heykelinin içine girip gözlerinden devamlı akıp oradan havuza akıp tatlı su ola. Asla aklım almadı.
Bu millerde Eflatun, Bokrat, Sokrat, Batlimus hekimlerin ve başka tabiplerin İbri, Süryani, Yunani ve Teymani vilayeti hatları ibretlik satır satır yazılmış ve kimya aleti ile yazılıp kazılmış durur. Ama güney tarafında olan zenburi sütun üzerinde kıblemize bakar Ebu Ali Sina'nın kitabesiyle direk üzerinde Kufi hat ile bu ayet yazılmıştır: " ... Yuhyi hazihillahu ba'de mevtihti ... " [Kur'an, Bakara, 259]. Daha altında sene (---) yazılmıştır. Görmeye değer temaşagah yerdir. Hakir de bıçağımla bu mahalle geldiğimiz işaretini yazdım.
Oradan sabahleyin yine göç köslerine turralar vurulup Nil kenarınca güneye 11 saat gidip şiddetli sıcaktan kebap olup,
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗