Istanaz (Korkuteli)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Istanaz (Korkuteli)
(—) tarihinde Teke Bay oğlu, Ermeni keferesi elinden fethedip sonra Yıldırım Han eline girmiştir. Teke Sancağı toprağında paşa hâssı voyvodalıktır. Müftüsü, nakibüleşrafı, kadısı, kethüdayeri ve yeniçeri serdarı, hepsi Antalya'da sakinlerdir. Ancak yılda bir kere bu yaylağa gelip sekiz ay yiyip içip dinlenir, hava alırlar. Sonra güz günlerinde küçük büyük Antalya'ya giderler. Ancak naip ve subaşı 100 adamla bütün evleri bekleyip korurlar.
Bu şehrin kalesi batı tarafında bir bayır üzerinde bir küçük viranca kaleciktir. İç el olmakla dizdarı, neferi, bir şeyi yoktur. Ancak içinde birkaç fukara Ermeniler sakindir ve Celâli zamanında yıkılan yerlerini kerpiç ile tamir etmişler. Batıya bakar bir kapısı vardır. Bir alçak kayalı tepe üzerinde dört köşe kaleciktir. Güney tarafında bir dere aşırı bir yalçın mağaralı kayalar bu kaleye havaledir.
Bu yayla evlerinde ancak yüz hanede adam kışlar, yerlidir, gerisi göçerler. Bu Istanaz Deresi'nin içi geniş bir özdür. Nehrin iki tarafında kat kat 10.600 içli, dışlı, pek çok hamamlı, havuz ve şadırvanlı saraylar vardır. Gayet mamur ve süslü zengin evleri nehrin iki yanında kat kat şahnişinli, gül ü gülistanlı ve bağlı bostanlı havernaklardır.
Bu nehir üzerinde 70 ağaç köprü vardır. Herkes hanesinden dostları ile dalgıç gibi yüzerek balık avlarlar ki her bir alabalığı 3 okka gelir İlâhî armağanlardır.
Bu şehrin nehir kenarınca doğudan batıya boyu tam 2 saat yerdir, eni ancak üçer dörder sıra evlerdir. Gerisi dağı taşı bağdır.
Bütün sokakları geniştir. Bağ bahçe içleri olmakla yollarına asla güneş tesir etmeyip Acem diyarının hıyâbânı gibi gölgeliktir. Her köşesi birer değirmenli sokaktır.
Bu nehir (—) dağından doğup Finike Kalesi ile Azrasan Kalesi arasında Akdeniz'e karışır.
Bu şehir 205 mihraptır. Her hayır sahibi birer mescit yaptığından mescitleri çoktur ve çoğunun evkafları yoktur. Ancak yayla mahallinde cemaati çoktur. Ama Cuma namazı kılınır 3 cami vardır.
…
Tamamı 300 dükkândır. Bu dükkânların asla kapıları ve kepenkleri yoktur. Herkes malını gece hanesine götürür. Bütün sokakları kumsaldır, kaldırımı yoktur.
Kısacası suyu ve havası o kadar hoştur ki bütün Antalya kavminin yüz renkleri sarıdır. Burada 8 ay dinlenip hava alıp gül-çehre olup hayat bulurlar. Adalya [Antalya] kavmi bu yaylağa gelmeseler memat [ölüm] bulurlar. Kısacası övgüsünde dil kısa kalır.
Bütün meyveleri beğenilir, ama kirazı, armudu, elması ve fındığı meşhurdur.
Bütün saraylardan sanatlısı, süslüsü ve eski yapı olanı İstanbul'da Galata Mevlevîhanesi Şeyhi Adem Efendi hazretlerinin babadan dededen miras olarak intikal eden sarayı bir diyarda yoktur. Hatta böyle yayla yerde limon, turunç, kebbat ve İremezât gibi süslü Istanaz Bağı'dır.
Ve bu şehirde haftada bir pazar olur ki insan deryası olup nice yüz bin guruş meta çevre vilâyetlerden gelip alınıp satılır. Osmanlı hükmünde Konya şehrinin Meram'ı, Malatya'nın Aspuzusu, Peçoy-ı Sirem İrem Bağı'nın Baruthanesi, Kırım Vilâyeti'nde Kefe'nin Sudak'ı ve bu Antalya'nın Istanaz'ı Rum, Arap ve Acem'de meşhurdur. Eğer bu Istanaz Yaylağı'nı öğrendiğimiz kadarıyla özelliklerini yazsak bir cilt kitap olur.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗