Ana sayfaEvliya Çelebi Seyahatnâmesiİzmir
TÜRKIYE

İzmir

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de İzmir

Deniz kıyısında bir alçak düz yerde dört köşe bir taş yapı güzel kaledir. (—) tarihinde Fatih Sultan Mehmed yapısıdır. Çepçevre büyüklüğü 1.280 adımdır. Ancak kara tarafı 3 adım kadar gelir geniş ve derin hendektir, diğer tarafları deniz döver kale duvarıdır. Hepsi limanı korur şahane toplardır. Kıbleye nazır 2 kat demir kanatlı sağlam ve dayanıklı kapıları var.

Kale içinde 1 mescidi ve 20 nefer hanesi var, ondan başka imaretten bir eser yoktur. Ancak kale kapısının iç yüzünde bir âbıhayat buz parçası kuyusu var. Acayip hikmettir ki bu kale derya içinde olup yine böyle abıhayat suyu ola, seyirliktir. "Allah dilediğini yapar." [Kur'ân, İbrahim, 27]

Bu kalenin dizdarı ve 80 adet neferi vardır. Cebehanesi gayet mükelleftir.

Kale kapısının üstünde bir beyaz mermerde celi hat ile tarihi böyle yazılmıştır:

"Elhamdü lillâhi Rabbi'l-âlemin, ve's-salâtü ve's-selâmü alâ Muhammedini'l-ma'sûmı'l kevneyn, emmâ mü'ebbede's-sultan-ı zaman, Fâtihu es-Sultan nâm Mehemmed bin Murâd Hân min nesli âli Osman, li-sene ihdâ ve [seb'în?] ve semân mie." [871?]

Gayet müstahkem kaledir. Bizzat Sultan Mehmed yapısıdır, kâfirden kalma değildir. Bu kaleden yukarı doğu tarafına şehir içinden gidip dağdaki eski kaleye kadar tam 3 bin adımda çıkılır, baştan başa şehir içinden gidilir.

Bu kale bir bayırlı ve kayalı alçacık tepe üzerinde Kaydefa Kraliçe adlı karının yapısıdır ki Büyük İskender korkusundan yapmış, bir sağlam, dayanıklı, korunaklı ve beş köşe büyük yapıdır. Çepçevre etrafı 2.700 adımdır. Her taşı fil cüssesi kadar vardır, bir acayip yapıdır. Ama deniz kıyısındaki kale mamur olalıdan beri bu kale içinden halk aşağı şehre göçüp bu kale içinde bağ ve bahçeler kalmıştır. Han, hamam ve çarşı pazar harap olmuştur.

Bu kale kaya üzerinde olmakla dört tarafında hendeği yoktur. Eski tarihlerde bu kale iç kale imiş. Ama eski kalesi aşağı şehri kuşatmıştır. Varoş kapıları ve kale duvarları yeri nice yerde açıkça görülen bir büyük kale imiş. Bazı kuleleri ve burçları evler içinde kalmıştır.

Bu anılan yukarı kalenin batıya bakar bir demir kanatlı sağlam kapısı vardır. O kapıya dışarıdan içeri girecek sırada sağ taraftaki kulenin iki adam boyu yüksek yerinde bir küçük kemer altında beyaz ham mermerden Kaydefa'nın ceset olarak oyma bir sureti [heykeli] var. İnsan görünce canlı sanıp hayran kalır. Ne tarafa gitsen o tarafa bakar görünür. Tebessüm etsen öyle görünür, ağlar gibi olsan o da ağlar gibi görünür, garip seyirliktir. Ancak boynundan aşağı vücudu yoktur. Hemen boynunda kolyesi, kırmızı suratı, kulaklarında küpesi, başında kıvrım kıvrım saçları, sürmeli ceylân gözleri ile tasvir olunmuş bir peri yüzlü nurlu çehredir, ama ruh yoktur. Beyt:

Güzel tasvîr edersin hâl [u] hatt-ı dilberi ama
Füsûn-ı işveye geldikde ey Bihzâd neylersin

mazmunu üzere ruhsuz bir kalıptır. Alemin ressamı o baki yaratıcıdır ki bütün canlılara cümbüş, hareket, duruş ve konuşma veren o varlıkları yaratan Allah'tır.

Bu Kaydefa heykelinin yüzü kuzeye dönüktür. O tarafta bir sağlam kule vardır. Onda büyük bir hazine vardır. Daima bu Kaydefa o hâzineye bakar. Onun tılsımıdır, derler. Gerçekten de o kule bütün burçlardan fazla dikkat ile sağlam olarak yapılmış dayanıklı bir kuledir.

Bu kale kapısından içeri asla ev yoktur. Ama tarla ve bağlar çoktur.

Bir mamur cami vardır. Kapısı üzere tarihi budur:

"Hâzihi'l-medresetü'ş-şerif ve çamiu'l-latîf el-abdü’z-zaîf elmuhtâc ilâ rahmetillâh, el-Hâc İlyas ibn Ahmed, afallâhu anhüme'r-Rabbussamed, el-kâdî bi-kale-i İzmir, azzetehallâhu(?) taâlâ ani'ttedmîr. Sene semâne ve seb'a mie.” [708]

Bu camiin sağ tarafında kalenin sağ köşesinde bir iç kale vardır, Fatih Sultan Mehmed bu büyük kaleden bölüp iç kale etmiştir, içinde dizdarı, 20 neferi ve 20 kiremit örtülü hanelerde oturanlar bu camiin cemaatidir. Gayet sağlam küçük iç kaledir. Dörtgen şekilli ve büyüklüğü 800 adımdır. Ama dış duvarı yine eski hisar duvarmdandır. Ancak içerisinden Fatih bölüp bir kat duvar ile bir küçük iç kale olmuştur. Kıbleye bakar bir demir küçük kapısı vardır.

Duvarları gayet sağlam olup ellişer mimar arşını yüksek olduğundan tüm İzmir ileri gelenlerinin 100 Mısır hâzinesi malları burada saklıdır. Zira İzmir'in aşağı şehri gayet mamurdur, ama korunaklı değildir, haşarat leventler yuvasıdır. Celâli ve harami korkusundan bütün ileri gelenlerin malları ve değerli eşyaları bu yukarı iç kalede saklıdır.

Bu kale ile deniz kıyısında olan kale arasında İzmir şehri bir büyük şehir ve yeni iskeledir.

İzmir yapılarının özellikleri

Bu şehrin 2 bin kadar haneleri yukarı kale bayırlarına yapışmıştır. Havadar bağlı bahçeli saraylar ve camiler yapılmıştır. Ama mamur yapılarının çoğu aşağı düzde ve deniz kıyısında bulunmaktadır.

İsmail Paşa'nm 1068 [1658] tarihinde bu şehri yazdığı sicilde kayıtlıdır. O sicilde yazıldığına göre bu şehir toplam 10 Müslüman, 10 kefere mahallesi, Frenk ve Yahudi mahallesi, 2 Ermeni mahallesi ve bir Kıptî mahallesi vardır. Bu yazılan mahallelerde 10.300 mükellef, mamur ve süslü kârgir yapı saraylar ve başka güzel haneler vardır. Bunların hepsi kırmızı kiremitli lâlezar gibi aydınlık bir şehirdir.

Baştan başa kârgir taş duvarlı evler, cami, mescit, medrese, zaviye, dârülkurra, dârülhadis, sıbyan mektebi ve irfan ehli tekkeleriyle bezenmiş, aydınlık zengin bir şehirdir. Gerçekten 310 mihraptır. Ama cuma kılınır camilerdir.

82 adet kale gibi büyük hanları vardır. Meşhuru bunlardır ki yazılır: Malkoçzade Hanı, Kurşunlu Han, Çavuşzâde Hanı, Altıparmak Hanı, Tercüman Hanı, Beyler Hanı, Mehmed Efendi Hanı, Mısır Veziri Ebülhayr Kethüda İbrahim Paşa Hanı, Muhtesib Hanı, İmamzâde'nin gayet mamur 2 hanı, Bölükbaşı Hanı, Tavşanlı Hanı, Çukur Han, Hacı Hüseyin Hanı, Hacı Ömer Hanı, Fazlullah Ağa Hanı, Sulu Han ve Bostancı Hanı, meşhur hanlar bunlardır.

3 dârülkurra, 40 sıbyan mektebi, 1 imaret ve 70 kudret suyu çeşmesi vardır. Bu şehre göre çeşmesi azdır ve toplam 17 sebilhanesi vardır.

Tamamı 3.060 dükkân vardır ki muhtesib harcı verirler, ondan sorup haber aldık. Ve yeniçeri kolluğu "altı deyenek" tabir olunur ve subaşıya da yeniçeri kolluğuna da bütün dükkânlar haftada bir kere harç verirler, onlardan da haber aldım. Ama bütün dükkânlardan Mısır Çarşısı mamur dükkânlardır.

Ve tam 300 adet sağlam bezirgan mahzenleri vardır. Ve 40 kahvehane, 70 sabunhane, 200 meyhane, 20 bozahane, 20 boyahane, 1 çarşı saraçhane, 1 şemahane ve 1 gümrükhane vardır. Bedesten yoktur, ama insan oğlunun eceline derman can otu hanlarda mevcuttur. Ölü bedene hayat verip yaşlıyı taze civan eden dilber lebi [dudağı], kuş sütü ve insan sütü bulunur. Bir diyarda insan sütünün miskal ile satıldığını görmedim, ancak İzmir'de gördüm. Arslan sütü dedikleri şaraptır. Hicabı ve damlası yasaklanması için padişah tarafından ferman gelip bütün meyhaneler kaldırıldı. İçki içen biraderler hep birlikte bozaya bozulup düzüldüler.

Kısacası, Osmanlı'nın tasarrufu altında 260 işlek, büyük iskele vardır ki yük çözülür ve yük bağlanır şehirlerdir. Ama İzmir İskelesi bunlardan daha meşhur şehirdir. Zira yedi iklimde Osmanlı ile dost olmuş 18 kefere kralı vardır. Hepsinin balyozları [elçi] ve konsolosları vardır. Ve bezirgânları yeryüzünün mahsullerini ve bütün ülkeler halkının metalarını getirirler, her sene bin gemi gelir ve bin gemi gidip metalar bu İzmir şehrinde satılır. Böyle bir geçit ve işlek iskeledir ki âleme ün salmıştır. Frenk gemileri öyle gelirler ki İzmir şehrinin yarısı sanki Frengistan'dır. Bir kimse bir kâfire tokat vurmaya kalkışsa derhâl kapıcılar ve bekçiler adamı ortaya alıp aman vermeyip hâkime götürürler, ya hâkim katleder yahut kâfirler katledip Müslüman naşını o an kaybeder. Bir tarafı böyle Malta gibi karanlık Frengistan gibi yerdir.

Bu şehrin suyu ve havasının güzelliğinden mûğpîçe ve ruhbanpîçe taze kefere dilberleri var ki kâküllerini dağıttıkça gören âşıkların da akılları dilber kâkülü gibi perişan olur. Ta bu mertebe mûğpîçe dilberleri vardır.

Bu Frenk mahallesinin çarşı pazarları gayet süslüdür. Onlara özel çarşılardır ve âyinlerini yapacak 7 adet puthane kiliseleri var ki içleri papazlar ile dolu bir karanlık yerdir.

Bütün kâfir haneleri şehrin kuzeyinde liman kıyısında bulunur, şeddadi kat kat kâfir haneleridir. Filikalar ile gemilerinden evlerine gelip gittikçe her gemiden elbette bir top atarlar, devamlı gece gündüz böyle alışkanlıkları vardır. İzmir Şehri'nde top seslerinden rahatlıkla durulmazdır.

Bu şehrin tüm çarşıları gayet süslü olup öyle alım satım olur ki insan deryası dalgalanıp bölük bölük olup insanlar birbirinin omuz omzundan söküp rahatlıkla geçemez. Ta bu derece kalabalık yolları vardır. Zira gece gündüz Arap ve Acem'den nice yüz bin deve, at ve katır gelip gitmededir. Ve daima bu şehir ucuzluk olmadadır, zira bir tarafı karadan ve bir tarafı denizden çeşitli mallar gelmededir.

Bu şehrin yiyecek ve içeceklerinin övülenleri; İzmir narı, bademi ve sabunu cihanı tutmuştur. Balı ve beyaz ekmeği de meşhurdur.

Bu şehrin berrak suyunu, hayır sahibi Baltacı Mahmud Ağa 6 saatlik yerden sarp kayalı yerlerden çok büyük masraflar yaparak getirtmiştir. Açık yerlerden gelmekle sıcaktır, ama biraz hava alsa buz parçası olup abıhayat olur hazmı kolay bir saf sudur. Bu temiz suyun kaynağı, bir mesiregâh ve yeşillik yerde kayalardan doğduğunda buz parçası hayat pınarıdır.

Bu şehrin tüm caddeleri baştan başa beyaz taş kaldırım döşelidir ve temizdir. Ilıman iklimli şehir olduğundan limon, turunç, nar, zeytin, incir, servi, çınar ve kirazı çoktur. Ancak bir hurma ağacı vardır, göklere doğru uzayıp gitmiş düzgün hurmadır. Ama aşlamasını bilmediklerinden hurması olmaz.

Gümrük önündeki limanın sol tarafında kale vardır, onun solunda bir küçük liman vardır, 200 parça gemi alır iyi limandır. İri barça kalyonlar açıkta denizde yatarlar.

Bu şehir lodostan doğuya 80 mil uzunlamasına bir körfez denizinin sonundadır. Karşı karşıya genişliği birer mildir. Lezzetli balıkları olur.

Bu küçük limanın karşı tarafında Ahmed Ağa Camii önünde Kaptan Kaplan Mustafa Paşa bu limanın yarısını doldurup yeni güzel bir çarşı yapmış ki 300 adım büyük bir caddenin iki tarafı sıralı olarak, kırlangıç kanadı gibi nakışlı kepenkler ile donanmış 150 adet kârgir dükkânlarla süslenmiş çarşıdır. Bitiminde iskele başında meyve gümrükhanesi olmak üzere bir saray ve bir şahnişinle süslenmiş ibretlik bir dinlenilecek yerdir. Bir dinlenme yeri de hünkâr bahçesidir. Ama o kadar süslü ve çiçekli değildir. Ancak bahçe üstadı ve külâhlı bostancıları vardır, maaşlarını gümrükten alırlar.

Bu şehrin tüm halkı zengin bezirgânlardır. Ve gayet garip dostu ve mahbûb dostlardır. Nimetleri zengin, fakir ve misafirlere boldur. Hepsi çeşit çeşit saya, iskerled çuka ve değerli kumaşlar giyerler.

Kadınları yine çuka ferace ve başlarına selâmiye dîbâ takke giyip raksıbendî tülbent bürünürler.

Bütün halkı neşe ve zevk ehli adamlardır. Yüz renkleri baştan başa kırmızı olup gayet sağlıklı ve rahatına düşkün adamlardır. 5. iklimdendir. Eğer bu şehri öğrendiğimiz kadarıyla anlatsak ciltli bir kitap olur, vesselam.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗