Kaşa Ban Muğanı Kilisesi (St. Elisabeth Katedrali)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Kaşa Ban Muğanı Kilisesi (St. Elisabeth Katedrali)
O melekler toplantı yeri olan o gönül alan kilisenin tavanı ve döşemesi çok sanatlıdır. O asrın hüner sahibi ustaları bu kiliseye yüz sanduka saf altın sarf edip nice bin renkli ibret verici sanatlar icra edip bu Mesih mabedgâhı kilise öyle tatlılıklar ve incelikler etmiş ki felek atlasında öyle bir kârgerlik Menuçehr'den beri bir eski mimar etmemiştir.
"Bu eski mabedin masrafına saf altın kısmından 5.000 kese sarf olunmuştur" diye gorof kapısında Macarca yazılmıştır.
Ondan başka bu kilisenin içinde ve dışında türlü türlü yüzükler, mermerden çeşit çeşit ibretlik işlemeli şekiller yapılmıştır. Bütün maksurelerinin duvarları mînâkârî gibi nakışlar ile süslenmiş ve yaldızlı ve parlak camlar ile bezenmiştir.
Her mavi kubbesinde ve tüm duvarları kemerlerinde yuvarlak camlar, beyaz, siyah, kırmızı ve başka renk renk değerli taşlar ile Hint sadefkârîsi gibi bütün duvarı süslenmiş bir sanatlı kilisedir ki aynülhir, Yemen akiki, zeberced ve seylân [14a] gibi küçük taşlar ile bezenmiş abalı papazlar toplantı yeridir.
Bazı kapılarının halka ve çerçeveleri halis sîm-âbdan ve nice bin saf altından mücevher kandiller ve avizeler ile öyle süslenmiştir ki sanki Kudüs-i Şerif'de kâfirlerin Kamâme Kilisesidir ki cihanın gelini, rahip, kıssis ve papazların oturduğu kulübeleridir.
Bu kilisede papazların vaaz vermeleri için mihrabının doğu tarafından altınlı, gümüşlü bir kürsü koymuşlar, hâlâ zamanımız ustalarının ona bir keski ve bir mıtraka vurmaya güçleri yetmez.
Bu kürsü karşısında bir Davudî erganunu kürsüsü var, binayı Betlen Gabor Kral yaptırmıştır. Bu da sihir derecesi süslü ve büyüleyici mahmildir ki bütün papaz, kıssis, bıtrik, ladika ve kalayoros irşekleri bu yerde yüksek sesle rehâvî makamında ağâzeler edip İncil âyetlerini art arda yanık sesle okuyup Davud Nebî erganununa yol buldurup bir ferdaş ve zemzeme ettiklerinde adamın vücuduna bir dehşet gelip insan vücudunda olan bütün kıl uçları haberdar olup adamın tüyleri ürperir. Kısacası, ümmî ve inançlı adam dinlese inancına zarar gelir, ama sâdık arifler dinlese acayip sanatlı erganun sazıdır, deyip aldırış etmez.
Yine bu kilisenin çarpık mihrabının solunda gümüş ve altın ile süslü minber gibi bir seyre değer ibret verici kürsü yapmışlar ki patriklerin oturacağı yer olmak üzere geçmişin usta hakkâkları yekpare moran ve billur ile yapıp dört tarafı Leh diyarının Daniska iskelesinden gelmiş sarı halis kehribar ile bezenmiş ibret verici maksuredir. Her şebekesi sanki Fahrî-i Bursavî oymasıdır ki bizzat Fahrî ona denk hayalî kâğıtta makasla öyle oyma oymaya kadir değildir.
Bir seyirlik de eğri mihrabının yanında bütün mencukları cevahirli, sanatlı ve yaldızlı bir çelipay, yani İncil kitabı konacak bir gümüş sehpa yapmışlar ki 12 payeli bir minâ kürsü idi ve her payesinin alt kısmında palasanta Hazret-i İsa'nın 12 havarilerinin heykel ve timsalleri var, sanki her biri edep üzere durmuş resimleri ceset gibi yapmışlar ki sanki her biri canlıdır.
Bu çelipa kürsü üzerinde bu kadar muteber kitaplar ve bu kadar cevâhir kaplı İnciller yığılıp bu kitapların arasında altına boğulmuş Hazret-i Meryem'in timsâli ve kucağında palasanta Hazret-i İsa'nın çocukluğu timsâli heykeli yapılıp sanki annesinin kucağında ana sütüyle beslenip gülümseyerek bütün insanlara bakar bir resimdir ki sanki canlı rûhullahdır. Herkese bakarken, ister annesi Meryem heykeli ve ister İsa Nebî heykeli öyle bir şekilde bakarlar ki her gören onları canlı zannederler.
Meğer bu suretlerin başları içinde saat çarkı gibi çarklar olup gözleri saat rakkası gibi dönüp elleri ve kolları da hareket eder, açık sihir derecesinde suretler idi.
Parmaklarında birer Rum haracı değer elmastan tırnakları var. Bütün kâfiristan ve Hıristiyan kralları ve karıları bunlara hediye gönderip İsa ve Meryem Ana boyunlarına geçirmişler. Benzersiz büyük inci tespihler, heykel ve tılsımlar ve nice bin kıymetli eşyalar ile bu iki suret o kadar süslenmiş idi ki kısacası her biri onar Mısır hâzinesi değer mücevheratlara boğulmuş suretlerdir ki her biri birer kral hediyeleriyle gelin gibi bezenmiş timsaller idi.
Bunların dört tarafında olan duvar yüzünde zerbaft, dîbâ, şîb ve atlas parlak yaldızlı perdeler asılıp her biri birer kral hediyeleridir. Bunlar da bir Deylem haracı değer ibretlik perdelerdir. Köşe köşe mücevher sanatlı ve süslü ûd ve amber micmereleri var ki gece gündüz o micmerelerden yanan ateş eksik olmayıp ûd ve amber kokusu kilisede olan bütün insanların dimağlarını kokulandırır.
3.000 adet papaz, ruhban ve muğpîçe muğân hizmetçileri var. Her biri bu kiliseye İsa âyini etmeye gelenlere ûd ve amber yakıp ve ıtr-ı şahı gülsuyu verip hizmet ederler.
Yedi iklimde olan Hıristiyan beldelerinden gelen çeşit çeşit 12.000 adet gümüş, altın kandiller ve başka türlü türlü sanatlı avizeler vardır.
Anılan çalipalarının 12 payesi dibinde duran 12 havârî suretleri önünde birer altın ve mücevher şamdan var ki [14b] "Her biri ikişer kantar gelir" diye naklettiler ve doğrudur. Zira her biri birer adam boyu kadar vardır. Ve her birinde her gece kâfûrî mumlar yakılıp bütün kandiller ile aydınlanıp karanlık geceleri aydınlık gündüz olur.
Bu büyük kilisenin dört tarafında olan geniş avlunun döşemesi balıkgözü, firûze, yeşim, yerekan, harakan, Yemen akiki ve türlü türlü mermerler ile döşelidir ki sanki Mânî ve Bihzâd'ın bukalemun nakşıdır.
Bu avluda pek çok fıskiye, şadırvan ve selsebiller akmada.
Bu avlu içi çeşitli meyve ağaçları ile öyle süslenmiş ki Sübhanü'l-Hâllâk, hatta bir üzüm asması var nice bin kara ve deniz seyyahları bu kiliseye gelip konuk olduklarında bağcılık ki tabı yazanlara göre bu üzüm ağacına nice bin aşlamalar eyleyip nice bin çeşit salkım sulu üzümleri yetişir. Ama gariplik ve acayiplik odur ki bir salkımda 22 tür rengârenk iri yeşil, kırmızı, sarı, beyaz ve siyah taneler olduğundan başka yine bir salkımda parmak üzümü, tilki kuyruğu, hore, misket, ham, keşmekeş, düzenli, zeynî, razakı, beğlerce, hüsâmî ve kudsı taneleri bir salkımda olur Allah'ın hikmetidir.
Bu avlu bağı çevresinde 300 adet zerkârî odalar var ki her birinde Aristo akıllı bıtrik, irşekler ve papaslar var. Nice yüzü haftada bir fincan süt, bir hurma ve bir badem ile iftar edip perhiz ve az yeme ile iskelet gibi olup Van diyarında Ahlat şehri iskeletine dönmüşler ki her biri birer çeşit felsefi ilimlerle uğraşıp Aristo bilgili olmuşlardır.
İbret verici mutfağı sanki Keykâvûs mutfağıdır ki bu kilise içinde olan papazların ve bütün gelen gidenlerin çeşit çeşit nefis yemekleri tamamen Hazret-i İsa vakfındandır ki dostların dillerinde destandır.
Kaşa şehri şifa yurdu: Bütün dertlilere deva olmak için bir hastahanesi var ki cansız gelse canlı gider. Zira bu kilisede bütün bilimleri öğrenmiş, Eflâtun, Bukrat, Sokrat, Feylekos, Feylesof ve Fisagores-i Tevhidi gibi tevhitsiz mezhepsiz hekimler oradadır.
Hatta bir gün yine bu kiliseyi gezip dolaşırken bir keferenin vücudu sallanıp yıkılmaya yüz tutunca ömür yakasını ecel eli parça parça etmiş. O çaresiz kâfirin pis leşini Mesih âyini üzerine 4-5 bin alemlerle nice yüz papaz ve bıtrikler buhurdanlarını yakıp İncil âyetleri okuyarak bu kilisenin çarpık mihrabı önüne anılan kefere leşini gömdüler. Sonra bütün akrabaları feryat edip gittiler.
Diğer seyirlik: Ertesi gün bu şehirde bâtıl âyinleri üzere İsa aleyhisselâm doğum günleri imiş. Macar tarihçilerine göre,
"Hazret-i İsa doğumundan Hazret-i Muhammed'e kadar 600 yıldır. İskender-i Zülkarneyn vefatından Hazret-i Muhammed doğumuna kadar 882 yıldır" diye yazmışlar.
Gerçekten de tastamam öyledir ki yazmışlar ve sikkeyi mermerde kazmışlar. Ancak anılan İsa Nebî doğumu günleri bu Kaşa şehri içinde üç gün üç gece on kere yüz bin kâfir toplanıp adı geçen Kaşa Ban Manastırında ve Kaşa Ovası'nda kara nahır gibi kara şapkalı ve kara roklalı zünnâr sahibi cehennemlik keferenin büyük toplantılarını o gün seyredip Sübhanallah deyip hayran kalıp mest oldum.
Hatırıma bu geldi ki iki âlemleri yaratan Allah ne âlemlerin Rabbi'dir ki yeryüzünü çeşit çeşit milletler ile süsleyip bu kadar kere yüz bin kâfirleri de besleyip onlara da tac u taht, raht u baht verip onları bize ve bizleri onlara esir eder diye hayretler içinde kaldım.
Daha sonra bu büyük topluluk ile bütün kâfirler kaleden dışarı bizim Hüseyin Paşa'nın konakladığı lâlezâr ovaya çıkıp papazları İsa mevlüdü (doğumu) öğütlerini bir kürsü üzerinde okuyunca bütün kâfirler başlarını açıp garip hareketler ve acayip davranışlar ile dua ve yalvarışlarının sonucu bu ki ilâhi,
"Ey Marya Kot, yani ey valide Meryem ve ey Kot büyük Allah Osmanlı askeri Tise Nehri kenarına ve bu Kaşamız şehri altına geldiler. Osmanlı'dan ve Tatar askerinden sana sığınırız" diye yüzlerini sürüp [15a] yalvarıp dua ederlerdi. Oradan büyük manastıra gidip imaretinde yemek yerlerdi. Ve başka fakirlere de yemek yedirip yetim ve dulları giydirirlerdi.
İnsan eserinin seyri: Bu kilisenin yakınında dört köşe bir tek parça mermer üzere tunçtan bir siyah Mengerus fili yapılmış. Kulakları, başı ve hortumu hareketli olup gözleri saat rakkası gibi dönmekte. Ne zaman ki öğle vakti olur, o zaman fil bir kere harekete gelip gıjgırıp bir korkunç sesle gök gürültüsü gibi haykırıp hortumu ile göğsüne 12 kere vurur, göğsünü nakus gibi çandan etmiş. Fil hortumuyla kendi göğsüne darbe vurunca sesi göklere çıkıp tüm şehir halkına ondan belli olur ki fil saati 12 kere çalıp öğle vakti oldu, derler. Sonra bütün kefere o vakitte yemek yerler. Başka zamanda yemek yeme ihtimalleri yok bir alay perhiz ile geçinir aba giyer perhizli keşişlerdir.
Nakış ustasının ibretlik eseri: Bu sanatlı kilisenin papazlarıyla dost olup nice kere bu kiliseyi gezip dolaştım. Bir keresinde incelemek için bu kilisenin bütün duvarlarına baktım. Binlerce resimden başka bu kilisenin sağ tarafında bir açık duvarın yüzüne 50 adım uzunluğunda bir cennet tasviri yazmışlar ki insan görünce ruhunu teslim edip Fecr suresindeki "Ey huzura eren nefis, gir kullarımın arasına, gir cennetime" (Kur'ân, Fecr 29-30) âyetini okuyup cennete gireceği gelir.
Ona karşılık karşı tarafta bir karanlık duvarın yüzünde 50 adım yerinde bir cehennem tasviri yazmış ki sıratı gören Fâtiha suresindeki "Bizi doğru yola eriştir" (Kur'ân, Fâtiha 6) âyetini okur.
Terazi tasvirini gören (—) suresindeki "Tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın" (Kur'ân, Rahmân 9) âyetini okur.
Cehennemin çukur derelerinin tasvirlerini gören "Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar" (Kur'ân, Nisa 145) âyetini okur.
Gayya kuyusu tasavvurunu görünce Veyl suresindeki "Diliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işaretler yapıp alay eden her fesad kişinin vay haline!” (Kur'ân, Hümeze 1) âyetini okur.
Sözün özü, bu cennet ve cehennem, mîzân ve sırat tasvirlerini usta nakkaş öyle yazıp çizmiş ki sanki büyüleyici, Freng-işi, Freng-i Mânî nakşı etmişler. Eğer Acem ve Rum nakkaşlarından Erjeng, Bihzâd, Şahkulu ve Ağa Rıza adlı ünlü nakkaşlar hepsi bir yere gelip böyle Freng işine Firdevs, Adn-i berîn, Huld-i İrem, Illiyyin ile bir cehennem, sa'îr, sakar, gayyâ, derk-i esfel, veyl ve tamu tasvirlerini yazmaya kâdir değillerdir.
Zira Freng-i Mânî Erjeng usta nakkaşı, Ezelî Yaratıcı'nın celâl tarafını yazıp halkı korkutmak için öyle bir cehennem ve ateş resmi yapmış ki o cehennem dereleri içinde insanların neft, katran ve yakıcı ateş içinde pur-putur ve kokoç kebap olup zebânîler vurarak deve boynu gibi yılanlar, çıyanlar ve akrepler sokarak herkesin çektiği acı azabının resimlerini görenler hemen dünyayı terk edip her şeye tövbe ederek temizlenip yemeden içmeden el çekeceği gelip insana bir dehşet ve vahşet hasıl olur.
Sözün kısası, bu ünlü kilisenin bu mertebe anlatılmasında fayda yoktur. Değeri olmayan nesnelerin uzun uzun övülmesinde sıkıntı vardır, ama bu kadar yıldır seyahatimiz içinde böyle bir acayip eser ve ibret verici garip yapı görmediğimizden bu müsveddemiz içinde bu kadarca yazılarak yetinildi. Biz yine konuya dönelim.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗