Kilis
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Kilis
Latince ismi (—), ama meşhur söylenişi (—). İlk defa Venedik penc-pirimleri tarafından yapılmıştır. Daha sonra 943 [1536/7] tarihinde Süleyman Han zamanında Gazi Hüsrev Paşa fethidir.
Süleyman Han kanunu üzere Kilis Sancağı beyinin tahtı idi ve 1500 akçe şerif kaza idi. Ancak (—) tarihinde Venedik küffân [138a] Tekeli Mustafa Paşa’yı Danilova adlı mahalde yenip bu kadar İslâm askeri kılıçtan geçti. Kötü küffâr Tekeli Paşanın otağını bu Kilis Kalesi altında kurup ceneral adlı kötü namlı kaptanı Tekeli Paşa'nın mücevvezesini başına giyip Osmanlı mehterhanesi çalarak tören yaptığında Kilis Kalesi’nin a'yanlarından dizdarı, Sultanzâdeler, Cafer Beyzâdeler ve nice ağazadeler dışarı törene gelince görseler ki tamamen küffâr askerleri içinde kaldılar. Hemen bunları kâfirler esir edip zincire bağladılar.
Daha sonra kale içinde olan gaziler "el-aman" diye Kilis Kalesi’ni kâfire vere ile verdiler. Kâfir de verdiği söze uyup bütün hisar erleri yerli yerlerine gittiler. Anılan küffâr ayanı kâfir elinde esir kaldılar.
Bu hile ve şeytanlık ile kâfir bu Kilis Kalesi'ni ele geçirdi. O zamandan beri bu ibret verici kale kâfir elinde kalıp camilerimiz kilise olmuştur. Hatta bu içler acısı hâl Sultan İbrahim Han zamanında olmuştur. Bu büyük olayı İbrahim Han duyup yiğitlikten nasipsiz veziri Hezârpâre Ahmed Paşa'ya:
”Lala benim ata ve dedelerimin fethettiği Kilis adlı ünlü kaleyi küffâr almış. Niçin bu kadar zamandan beri bana demezsin?" dedikte, vezir vızır yazır:
"Gerçek padişahım, Bosna serhaddinde küffâr bir kilise almış. Daha önce yine kendilerinin imiş. Haber gönderelim, yine kâfir bize kiliseyi versin" dedikte, saf-dil merhum İbrahim Han:
"A canım lala, ya ben kiliseyi n'eyleyim? Ben onu bir büyük şehir zannettim" der. Bu kale o zamandan beri keferelerde kaldı.
Kilis Kalesi zemini şeklini bildirir
Bu kalenin dört tarafı çep çevre birer top menzili uzak havaleli dağlardır, ama Gırıblan Dağı pek yakın eğimdir ki Melek Ahmed Paşa'nın bir kölesi bu kayadan hisar içinde olan küffârın birisinin başına bir ok vurup kâfiri tepeledi. Tâ bu mertebe yakın bir ok menzili bir havale dağdır. Ama bu dağlardan aşağı inerken sanki Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilir. Kale bu derelerin ortasında bulunmuş, göklere doğru baş çekmiş türlü türlü yalçın kayalar üzerine altıgen şekilli bir şeddadî kesme taş parlak ve cilâlı taşlar ile yapılmış sağlam bir kaledir. Gerçi havaleleri çoktur, ama aşağı kale dibine varıldıkta kalenin zirvesi göklerde kalır. Bir şekil ile bu kaleye yürüyüş olmayıp zafer mümkün değildir. Ancak kuşatma ile veya Osmanlının korkusundan vere edip feth ola.
Bu kale sanki bir kâse içindedir. Çevresi kâse kenarları eğimi yerleridir. Kalenin kendisi kâse içinde bir sivri pilav tepesidir. Ancak bir yolu ve bir kapısı var. İçinde küffâr dopdolu olup Allah'a hamd olsun İslâm askerine bir top atmayıp çevrelerini Müslüman gaziler yağmalayıp ganimet mallarıyla doyum oldular, ama kale dövülmedi. Bu Kilis'in batısındaki dağ başlarından deniz kıyısına kâfirin İspilet Kalesi görünür idi.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗