Korta Ban Sarayı
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Korta Ban Sarayı
Eğer bu güzel sarayı olduğu gibi anlatsak sözü uzatmış olup seyahatimize engel olur. Gerçi sanatlı saraydır, ama şehrine göre dar saraydır, ancak 5 kat tamamen kârgir şeddadi yapı bir saraydır ki zerre kadar bir tarafında bozulmuş yeri yoktur. 300'den fazla odaları, salonları ve diğer kiler ve mutfakları vardır, ama divanhane şekillisinde duvar yüzünde geçmiş beylerin resimleri ve Osmanoğlu'nun gelecek padişahlarının ve kendilerinin gelecek banlarının resimleri ve esvaplarıyla yıldızlar ilmine göre gelecek Osmanoğlu sultanlarının ve beylerinin resimlerini yapmışlar ki bunlar insanı büyüleyici resimlerdir.
Ama Sultan IV, Murad Han asrında Erzurum diyarında celâlî olup kapanan Abaza Paşa, isyandan vazgeçip Husrev Paşa ile İstanbul'a gelince suç defteri üzerine af kalemi çekilip Bosna serhaddi bağışlandığında bu Dobra-Venedik Sarayı'ndaki divanhanedeki resimleri duyup "Niçin bu kâfirler Osmanoğlu'nu kendi banlarının alt yanlarına yazarlar?" diye Bosnasarayı'ndan at sürerek bu Venedik Kalesi yanma gelip kaleye girmek için izin isteyip sarayı yıkmak diler. Nice kâfirler "gelsin" diye rıza verirler. Uyanık bir papaz,
"Gelip kaleye girerse yâ kaleden kim çık diyebilir. Bir kere Erzurum'a girip kapandı, 8 yılda 8 vezir Erzurum'dan çıkaramadılar. Sonunda kendi ayağıyla Sultan Murad'a gelip suçu bağışlandı. Şimdi buraya girerse bu kaleden onu kim çıkarabilir. Hemen az verelim ve çok yalvaralım" deyip, Venedikli Abaza Paşa'ya 100.000 altın verip kaleye girmeden vaz geçirirler, ama anılan Nazarete yanında gömülü [153a] olan Şem'un-ı Safâ hazretlerini ziyaret eder, görse ki siyah manlifke şapka ile türbede yatar. Hemen Abaza Paşa,
"Baka kâfirler. Bu Hazret-i İsa halifesi Şem'un-ı Safâ değil
midir?" deyince,
"Evet sultanım, odur" derler.
"Yâ melunlar bir Müslüman ola da bunun başına niçin böyle şapka kodunuz" deyip şapkayı Şem'un-ı Safâ'dan çıkarıp kendi başındaki selimîsini Şem'un-ı Safâ'nın başına koyunca tüm kâfirlerin akılları başlarından gidip yüz bin altın daha verip kavuğu çıkarıp:
"Baka kâfirler, sarayınızda olan krallarınızın resimlerini Osmanoğlu resimleri üzerinden bozun. Yohsa bir daha gelip öyle bulursam kalenizi yerle bir edip hepinizi kılıçtan geçiririm" deyip gider.
O zamandan beri bu sarayda olan kesimlere öyle ibret verici bukalemun nakışları etmişler ki değme adam bu resimlerden haberdar olamaz, ama resimden anlayan insaf gözüyle bakarsa resimlerin tadına varıp seyreder.
Hakir bu saraya girip ban hareminden dışarı çıkınca bu sanatlı haneyi gönlümün istediği gibi gezip bir iskemle üzerine oturduk.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗