Kumame (Kutsal Kabir) Kilisesi
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Kumame (Kutsal Kabir) Kilisesi
Bu şehir içinde 7 kilise [mabedi] vardır. İkisi Yahudilerin, ikisi Ermenilerin, üçü Rumların. Bunlardan Rumların Kumame kiliseleri Yanko ibn Madyan Yunanlı İskender'den (—) yapmıştır. Yunanca ile kapı üzere yapılış tarihi yazılmıştır. Hazret-i İsa asrında Hıristiyanların kâbeleri idi. Hâlâ her sene keferenin Beyza-i Ahmer günleri yani Kızıl Yumurta bayramlarında 5-10 bin kâfir toplanır. Yedi iklimden Rum, Ermeni ve 18 krallıktan Frenkler de toplandığı günler paşa, molla, şeyhülislâm, vilâyet ileri gelenleri ve bütün sultan askerleri silâhlı bu Kumame mahallinde hazır olurlar ki "5-10 bin kâfir ziyaret yoluyla toplanır istila etmeyeler" diye Kumame önünde hazır dururlar. Kumame mütevellisi İslâm padişahına hayır dua ve kâfirlere beddua edip Kumame kapısının mührünü paşa ve molla bozup kapısını açarlar. Zira bir seneden bir seneye mühürlü durur. Ama içinde Frenk, Rum, Ermeni, Kıptî ve diğer Hıristiyan milletlerden 300 kadar kıssis, patrik, çelipa, ruhban, papaz, rahip, keşiş ve kisdofa vardır, mahpus gibi orada dururlar.
Yiyecek ve içecekleri dışarıdaki kiliselerinde imaretlerindedir. Oradan mûğpîçeler getirip bu kapının deliğinden yiyecek verirler. Daima böyle kapanıp perhiz ile birer sene kilisede itikâfa çekilip riyazî ilimlerle meşgul olurlar.
O günkü paşa ve molla huzurunda kapısı açılıp içeri giren girer, dışarı çıkan çıkar. Bu mahalde içeri ziyarete giren kâfirlerden onar altın alıp kapıdan içeri korlar. Bu altınlardan paşa ve molla pay alırlar.
O gün kâfirlerin çok büyük âyinleri olup ta akşama dek toplantı olup paşa kapıyı kapatıp giderler. Ama asker taifesinden pür-silâh muhafız korlar, şehri ve kaleyi koruyup kollarlar, zira bazı zaman 20 bin kâfir toplanır.
Üç gün bu hâl üzere üç kere kapıyı açarlar. Daha sonra kapatıp toplanan paradan âlim ve şeyhlere de hisse verirler. Zira bu Kudüs halkının bu Kumame Kilisesi mahsulü sanki zeamet mahsulüdür. Ayin günleri tamam olup tellâllar çağırıp bütün kâfirler dağılıp diğer ziyaretlerine giderler.
Sözün kısası bu yeryüzünde böyle bir görmeye değer ibretlik bir büyük kilise yoktur. Meğer Alman diyarında Beç şehri içinde İstifan Manastırı ola. Ama bu ondan sanatlı ve süslü, nakışlı kilisedir. Bütün duvarları öyle ibretlik nakışlarla süslenmiştir ki zamanımızda sanatın bütün inceliklerini bilir olgun ustalar vardır ama bu kilisenin kapısı pencereleri kemerlerinde olan mermercilik sanatı bir binada yoktur. Sanki hıtâyî kâğıdı makasla Fahrî oyması gibi beyaz mermeri oymuşlar. İnsanın aklı perişan olur.
Kapısının iki yanında üçer ince ham mermer sütunlar var. Bu kapının solunda 17 basamak taş merdiven ile çıkılır Kostantin'in bir sanatlı yüksek kubbeli köşkü var. Bu da ibretlik köşktür ki meğer Kisra Köşkü ola. Kapısı önünde avlusu beyaz mermer döşelidir.
Hakir bu Kudüs-i şerifi nice kere ziyaret eyledim ama 1058 [1648] tarihinde IV. Mehmed Han cülusunda Zileli Çavuşzâde Mehmed Paşa Kudüs-i şerif Eyaleti'ne mutasarrıf iken bu,
Kumame temaşası için rica edip mührünü bozup seyrettiğimizi bildirir
İbretlik bukalemun nakışlı Kumame'nin anlatılması: İlk kapısı Muhammedi kıbleye açıktır. Ondan içeri e'ûzü billâh ile girip küçük büyük yedi kubbe vardır. Ortası harpüşte kubbe tavandır. Ama büyük kubbe 4 yapma ayaklar üzerinde bir kubbedir. İçi zer-ender-zer altınlı sırça mina ile büyüleyici Rum nakşıdır.
Bir düzgün kubbe de 4 somaki kırmızı sütun üzere yapılmıştır ki her direk birer Rum haracı değer. Bu sütunlar öyle parlaktır ki insanın yüz rengi belli olur. Kıblesi doğu tarafına olup bir yarım altınla süslü kubbedir.
Bu ortadaki kubbenin batı tarafına bitişik yüksek bir kubbe daha vardır, sanki Selânik şehrindeki Ayasofya kubbesidir, ama bunun ortası açıktır, İbn Abbas Tarihi'ne göre Büyük İskender'in vefatı tarihinden Hazret-i Peygamber'in doğumuna kadar 882 senedir. Yunan tarihine göre Hazret-i İsa zamanından Hâtemü'lenbiyâ'ya kadar 600 sene, Rebiülevvel ayının 12. gece İsneyn [Pazartesi] gecesi saadetle dünyaya gelip Kisra Takı, Havarnak Köşkü, Ayasofya kubbesi ve bu Kumâme kubbesi o gece yıkılıp nice kralların yardımıyla tamir edilip asla temel tutmayıp örtüsü hâlâ açık telden kafes edip kuşlardan emin olmuşlar.
Sonra bir kralın malı ile bu açık kubbenin altına bir küçük kubbe dahi inşa etmişler. Bu da ibretlik hoş bir eserdir. Bu kubbenin kıble tarafında Rum Hıristiyanları sakinlerdir. Büyük kapıdan tarafa Frenkler sakindir. Kuzeyden tarafa Ermeniler olurlar. Köşe köşe çeşitli milletlerle doludur ama hüküm Rumlarındır. Zira Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Rum kayser elinden fethedip ruhbanlarının ellerinde olan Hazret-i Peygamber'in ahidnâmeleri üzere Hazret-i Ömer de ahidnâme yenileyip bu Kumame'yi Rum eline verip bütün ruhbanlarını haraçtan muaf edip ellerine afnâmeler verdi.
Sonra Yavuz Sultan Selim Han fethinde tüm rahipler Hazret-i Peygamber'in, Hazret-i Ömer'in ve diğer Mısır meliklerinin ahidnâmelerini gösterip Selim Han da yeniden ahidnâme verdi. Hâlâ her Osmanlı padişahın tahta çıkışında beratları yenilenir, o yüzden hüküm Rum elindedir.
Bu kilisenin altı baştan başa zir-i zeminlerdir. Yedi iklim krallarından ve bütün Hıristiyan milletlerinden gelen adaklar bu büyük kilise içinde dolu olarak durur ki bu kadar bin yıldan beri hesabını Cenâb-ı Bârî bilir.
Bunda olan sanatlı, altınlı avizeler ve çeşit çeşit mücevher kandiller bir kilisede yoktur. O kadar putlar, heykeller ve timsaller var ki her biri Vüdd, Suvâ, Yeğûs ve Yeûk gibi putlardır ki anlatılmaz.
Bu kiliseye hayrat ve hasenat edip adak gönderen kralların suretleri var ki sanki Âzer işidir, gören hayran olur. Mihrapları tarafında bir mahfil üzere bilâ-teşbih Hazret-i İsa timsali var, sanki münâcât eder gibi iki ellerini kaldırıp dua eder. Sordum, Rûhullah'dır, diye cevap verdiler. Sanki canlıdır, her ne tarafa baksan o da o tarafa bakar, sağına ve soluna varsan sana bakar. Gülsen o da gülümser. Ağlasan o da ağlar gibi olur. Tanrı hakkı kalemini çekmede Mânî, Bihzâd, Erjenk, Velican âcizlerdir. Beyt:
Güzel tasvir edersin hâl [u] hatt-ı dilberi amma
Füsûn-ı işveye geldikde ey Bihzâd neylersin
mazmununca bu eski kilisede büyüleyici resimler çoktur.
Bu İsa resminin önünde bir büyük billur kandil büyük kubbenin ortasında asılıdır.
Nur kandilinin özelliği: Yanlış inançlarınca "Kudretten yanar" derler, ama hakir dikkatle inceleyip sırrını öğrendim. Bu kandil mücevher ve sanatlı kıymetli bir necef veya moran yahut billur bir kandildir. Bu kubbenin ortasından bir acayip mücevher zincirle asılıdır. Kızıl Yumurta yortularında yanmasının sebebi odur ki bu kubbenin ta zirvesinde kurşun içine gizlenmiş bir çinko küp vardır, o küp içinde zeytinyağı ve biraz da neft yağı ile karıştırılmış yağ vardır. O yortu günlerinde sıcağın şiddetinden küpteki yağ kandilin o zincir içinden akıp bir kefere haberdar olmadan kandil dolmada.
Sonra usta mühendis doğu tarafında kıbleleri olan mihrabı üstünde billur, necef ve moran ibretlik camlarla bu duvarı süslemiştir. Kızıl Yumurta günleri ise yakıcı güneşin şiddetli sıcağının değdiği yerdir. Öğle vakti elbette güneşin etkisi o necef ve billur camlara gelir, camlar da ateş parçası olunca camların şiddetli sıcağı büyük kandile tesir edip o an tutuşur. Eğer bu Kızıl Yumurta gününde havada yoğunluk olup güneşte tesir yoksa akıllı rahibin biri gizliden kubbe üzerine çıkıp zincirin ucuna ateş gösterdiği gibi neftle karışmış yağ zincirden aşağı ateş insanların önünde iner. Bütün kâfirler gökten nur iniyor düşüncesiyle başlarını açıp "Kiryeleys, Kiryeleys" diyerek dua ederler.
Bu üslup üzere kandile ateş inip alev alev Nemrud ateşi manastırın içini aydınlatınca ruhbanlar o kandilden nice bin küffarın elinde olan balmumlarını yakıp iklim iklim kâfirler balmumlarını bu kandilden yakıp iklim iklim kâfirler kâfûrî mumları götürüp Hıristiyanlara dağıtırlar.
Bundan da bol gelir hâsıl olur. Ama gerçekten de acayip kandil sanatıdır. Bu sırrı o kilise içinde ömrünü tüketmiş rahipler bile öğrenememiştir. Ancak bu kandile hizmet eden bilir. O ölmeyince biri daha hizmet edemez. Aralarında bir sırdır.
Bu kubbenin ortasında bir gölgelik vardır. Dört tarafındaki direklere iplerle bağlı bir nakışlı ve kıymetli altınlı cibinliktir.
Bu kilise halılarla kaplı değildir. Zemini kuş gözü Hint püsûs-kârîsi gibi küçük kıymetli taşlı döşemedir.
Bu kilisenin dört tarafı nice yüz kıymet sandalyelerdir ki her biri birer kralın ve birer büyük kâfirin yadigârıdır. Doğu tarafında bir kemer altında Meryem Ana timsali var, sanki Hazret-i İsa'yı bebekliğinde kucaklamış. Bu da sanki canlı olup Rûhullah annesidir. Gerdanında olan iri inci, la'l, yakut ve elmas beş Mısır hâzinesi mal eder. Ve çeşit çeşit heykeller var ki her biri birer kâfirelerin hediyesidir.
Bu kilise içinde Hazret-i İsa'nın nalını, siyah hırkası, hurma lifi kuşağı, siyah başlığı ve bir sahih İncil'i bir mücevher sandukadadır. Ve bir mücevher sanduka içinde de Hazret-i Resûl'ün "Lâ ilahe illallah" mührüyle mühürlü ahidnâmesi ve bu ana dek gelen meliklerin ahid ve şartnâmeleri hep bu kilise içinde saklıdır.
Burada kalan rahiplerin perhizlerine aşk olsun, ama biz ona bakmayız. Zira bizim mezhebimizde ""İslâmda ruhbanlık yoktur" Hikmet bu ki bu kadar süs ve ziynet ile ruhaniyet yoktur. Sanki bir seyirliktir.
Hakir bunu seyrettikten sonra bir köşede iki rekât hacet namazı kılıp Müslüman mabedi olması için dua edip dışarı çıktım. Hakir ile içeri girip gezdiren papaza dışarıda sordum. Keferenin mülhidi şeklinde bir fecere idi.
"Bre melunlar! Bu yaptığınız putlara ne taparsız ve ne selâm edip mabut edinip tazim edersiz?" dedim. O da cevap verdi ki,
"Vallahi biz onlara ne secde ve ne ibadet ederiz. Ancak bizim Rum taifesi bir alay ahmak inanan adamlardır. Vaaz ve öğütlerde rahiplerimiz anlatamadıklarından resimlerini gösterir ve her kim manastırımıza bir adak gönderse yahut bir yerini imaret eylese onun resmini yapıp filân hayrat sahibidir diye manastırda defnederiz. Nice yüz bin altın malını alıp onu görenler itibar edip zeametimiz olup bütün mallarını bu yolla alıp paşalara, size ve bize mal toplarız, yoksa secde ve ibadet Allah'adır" diye güzel yorumladı.
Sonra bu kiliseden 7 adım yol ile kıble tarafında yine bu kilise duvarına bitişik bir çanlığı var. Tam 20 kat göklere doğru yükselmiş çanlıktır ama çanı çalınmaz. Tepesini Hazret-i Ömer yıkmıştır. Ama bu mahalde yine kiliseye bitişik bir erganun-hane vardır. Yortu günlerinde erganunla rehavî makamında Hazret-i Davud mizmarlarını icra ederler ki mest olup insanın aklı gider.
Buradan merdiven ile çıkıp bir kapıdan içeri girdik, meğer bu kilisenin imareti imiş. 200 kadar pis, kirli, idraksiz ve sinesi açık aşçıları var. Bütün yemekleri perhize yönelik yemeklerdir, canlı kısmı mutfakta pişmez, dediler.
Bu kilisenin bütün yapıları kalın kurşun örtülüdür. Kurşunun her bir parçasının boyu ve eni dörder karıştır. İstanbul kurşunu gibi 3 zirâ değildir. Bazı kuyumcular bu kurşunda altın çoktur, derler ve altın olan yerde kurşun dahi olur derler. Bu mutfağın kapısından yola çıkıp,
Kumame Kilisesi'nin yapıcısının anlatılması: Yunan tarihçilerine göre, İstanbul'u kuran Kostantin'in annesi Hellane Mayfirav kadın Ruha şehirli bir melik kızı idi, Hazret-i İsa'nın doğumundan 328 sene sonra Kostantin'den 40 milyon mal ile Kudüs'e geldi. Hazret-i İsa'nın bazı eserlerini bulup hayratlar yaparken Kudüs'te Magaryos adında çok yaşlı bir papaz buldu. Meğer Yahudi kavmi Hazret-i İsa'yı bu papaz üzere asmışlar ve asılan ağacı bu papaz bilirdi. Sonunda Magaryos papaz Hellane kadına İsa'nın asıldığı ağacın yerini gösterdi. Hellane emriyle dibini kazıp içinden bir kabir ile salipler şeklinde, yani haç gibi üç parça ağaçlar çıktı. Hıristiyanlar inancına göre o ağaçlan bir bir o kabir içindeki ölü üzerine bıraktılar. O an o ölü hayat bulup dirildi. O gün ki, Eylül'ün 14. günü idi, hâlâ Hıristiyanların o gün suya haç atmaları ve kefere haçlarına tazimleri bundan kalmıştır. Ölü üzerine o haçları bırakıp dirildiği Kıptî ve Yunan tarihlerinde yazılıdır.
Sonra bu Hellane kadın bu haçları bir altınlı mücevher sandıkta sakladı ve yedi yılda bu Kumame Kilisesi'ni yaptı ki Hıristiyanlar "Hayat bulan ölü üzerindedir. Ve o ölü ise hâşâ sümme hâşâ Hazret-i İsa olup daha sonra göklere yükseldi" derler. Bir fırkası "Yok hayat bulup halkını yine davet edip vefat etti" derler. Ama bir zümresi "Rûhullahtır" der, bunlar Mesih kavmidir. Hâlâ göklerde İdris Nebî ile İsa Nebî sağdır. Aralarına şek şüphe düşmüş bir alay yanlış inançlı Hıristiyanlardır.
Bu Hellane, Kumame Kilisesi'ni ve Mescid-i Aksâ'yı tamir edip Sahratullah'ı süsledi ve Beytüllahın'ı yeniden yapıp her birine birer cennet bahçesi imaretler yapıp Rum diyarına yola çıktı. Nice kere yüz bin Yahudileri kıra kıra Kostantin'e gelirken büyük bir alay ile Makedonye [İstanbul] şehrine girip altın sandık ile İsa kabrinden çıkan haçları İsa'nın yadigârıdır ve Allah'ın ismidir, diye Kostantin'e hediye verdi. O da haçlara yüzünü sürüp sakladı. İşte Kudüs'te Kumâme Kilisesi böyle yapılmıştır.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗