Lipul Bey Manastırı (Mănăstirea Sfinții Trei Ierarhi)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Lipul Bey Manastırı (Mănăstirea Sfinții Trei Ierarhi)
Sonra Yaş içinde Lipul Bey Manastırı görmeye muhtaçtır ki diller ile anlatılıp kalemlerle yazılmaz. Yakın zamanda yapıldığından sanki her taşı pan ağacı yaprakları gibi cilâlı, parlak ve bukalemun nakışlıdır. Hatta Sultan IV. Murad Han'a 100.000 altın hizmet edip bu kiliseyi 7 yılda inşa ettikte Sultan Murad'a yerip çekiştirirler ki,
"Padişahım, Lipul sizden izin alıp sağlam bir kale yapmıştır ki bizzat cenabınız derya gibi asker ile varsanız fethetmede zorluk çekersiz" dediklerinde Murad Han gizliden bir çaşıt gönderir. Varıp görse ki gerçekten de büyük bir yapı, ama kale değil, bir manastır ki yeryüzünde benzeri yok. Gelip padişaha bu sanatlı kilisenin tarzını şeklini gören adam bir bir anlattığında Sultan Murad Han buyururlar ki,
"İnşaallah ben onu cami ederim" diye göz yumar. Ama gerçekten de Müslüman mabedi olacak bir sanatlı kilisedir ki içi ve dışı Mâni, Hassan, Behzâd ve Ağa Rıza resimleri gibi canlı gibi resimleri var ki hemen hâl dilleri ve sözleri yok putlardır, ama gülümsemeleri ve yan bakışları ibrettir, ama bu suretlere uygun beyt:
Güzel tasvîr edersin hâl u hatt-ı dilberi amma
Füsûn-ı işveye geldikte ey Behzâd neylersin
Gerçekten de öyledir, zira tasvir eden, Yüce Yaratıcı’dır ki tüm varlıklara hareketi, duruşu, bakışı, gülüşü ağlamayı veren odur. Ama bunları anlatmadaki maksat odur ki bu kilisenin dokuz kemerli kubbelerinde, revak ve Kisrâ kemerlerinde olan Fireng tarzı küçük büyüleyici nakışları bir diyarda görmedim. Hatta nakkaş ustalığım göstermek için bu kilise içinde bir tarafa cenneti, bir tarafa cehennem ve cehennem çukurunu, Gayyâ kuyusu resmi edip cennette hûrî, gılman, Firdevs, Huld-i berîn, Illiyyîn, Adn ve Sidre-i müntehâ gösterip bir tarafına arş, kürsi, levh u kalem dahi gösterip türlü türlü süslü köşkler içinde cennet ehlinin hûrî ve gılmanlarla içip eğlenmelerini yazmış ki hemen gören adam o an ruhunu teslim edip Me'vâ cennetine gideceği gelir.
Cehennemin çizilmesinde Veyl Deresini, Gayyâ Deresini, Sakar Deresini, Tamu Deresi, Siccîn Deresi ve Saîr Beli (—) (—) alev alev renkli boyalar ile öyle Nemrud ateşi içinde Nemrud, Firavun, Karun, Şeddad, şeytanlık yapapları, kötüleycileri, koğucuları, inançsız, günahkâr, zina yapanları ve lutîleri (ibne) birbirlerine çatışmış resimlerini gösterip yılan, çıyan, akrep, karakuş sıfatlı zebaniler zift ve katran içinde anılan âsîlere nobutlar vurup yakıcı azap ettiklerini göstermiş ki gören adamlar her şeyden tövbe edip temizlenir,
"Cennet olmazsa [106b] bâri cennet ve cehennem ortasında a'râf olsun” demesi kesindir.
A'rafı da bir çeşit resmetmiş ki bu da bir şekilde anlatılmaz. Bir tarafta da mîzân, terâzi ve bir tarafta sırât-ı müstakimi Saîr ateşi üzerinde kılıçtan keskin ve kıldan ince öyle Sırat Köprüsü yapmış ki gören insanın vücudu güz yaprağı gibi titrer.
Bu kilisenin kapısı tarafına mahşer gününün Arasat meydanını resimleyip bin bir ayak bir ayak üzere bir karışıklık, bağırış, çağırış, ağıt, figan, feryat etmiş şekilli ibretlik resimler yapmış ki hiç bir şekilde tarifi mümkün değildir. Tâ ki gelip gözle görmeyince belli değildir. Bu hakir insaf gözüyle seyredince hayranlığımdan parmağımı ağzıma götürdüm. Bunların içinde hepsinden fazla hazzettiğim resim odur ki melun Şeytan fakiri, iblis, darrât, züll, künnes ve vesvâs er-racim resimlerini birer tür garip ve acayip şekilli, ucube görünüşlü yapıp zebaniler bunları çok yakıcı azap ile azap eder yazmış ki gören adamlar safâ edip gülmeden dermansız kalıp hakir de görüp bol bol güldüm. Sonra bir papazdan hakir sorup
"Bu tasvirleri niçin böyle yazarsın?" dediğimde Papaz:
"Vallahi ağam, bizim kefere taifesi ahmaktır. Biz onlara kürsülerimizde vaaz ve nasihatler ederken sözümüzü anlayamazlar ve sizin şeyhleriniz gibi açık dillilik ile sözlerimizi anlatamazız. O yüzden cennet böyle, cehennem ve Sırat ve haşr u neşr ve Arasat meydanı böyle, diye resimlerini yazdırıp vaaz ederken Hıristiyanlarımıza işte şöyle ve böyledir, diye bu resimleri gösteririz" diye cevap verdi.
"Ya bu putlara niçin Tanrı' diye taparsız" dedim. Dedi ki:
"Hâşâ tanrı demeziz. O resimler Hazret-i İsa, Meryem Ana, Havariler, Sarı Saltık, İsvet Nikola, Kasım Sultan, Avustos Sultan, bu kiliseleri yapanlar, diğer adak ve hayrat sahipleridir ki, onları gördükte başımızı açıp tapınıp tazim edip geçeriz. Yohsa Tanrı demeziz. Bu ne sözdür?" diye cevap edip:
"Biz onlara öyle saygı gösterdiğimizi diğer kefereler görüp kiliseler yapıp bize ihsanlar etsin diye kârımız için tazim edip tasvir ettiririz" dediler
Bu Lipul Kral Kilisesinin dış avlusuna bakan batı kapısının kanatları sâfî sedefkârî ve gümüş pullar kakma savatlı sanatlı kapıdır. Bu kilise içre olan altın ve gümüş buhurdan, gülâbdan, şamdanlar, çerağdanla, mücevher kandiller, çeşit çeşit kıymetli ve sanatlı askıları hesaba gelmez.
Mihrapları tarafında İncil konacak rahle gibi bir çelîpâ ve teçelpa sehpa var ki bir Mısır hâzinesi eder, derler.
Bu kilisenin dış duvarında olan parlak taşlar üzerinde türlü türlü çiçek resimleri var ki bir taşta olan resim bir taş üzere yoktur. Çeşit çeşit şemseler, bağlama, islimîler, mutahhıl ve kitabeler ile nakışlı taşlardır ki mermer ustası becerisini göstermek için bu duvarın taşlarına öyle taraklar vurup çiçekler yapmış, sanki sikkeyi mermerde kazmış. Benzeri, meğer Mora diyarı yakınında hekim ve filozofların şehri Atina şehrinde Eflâtûn-ı İlahî mabedinde ola, hâlâ Fatih camiidir. Allah bunu da IV. Mehmed Han'a cami etmeyi nasip ede.
Bu kilisenin geniş avlusu çevresinde 100 adetten fazla tek ve iki katlı papaz, kıssis ve ruhban odalarında 300’den fazla keşişler vardır ki perhiz ile sanki Roma papazı gibi iskelet olup çirkin çehre olmuşlar. Bu kilisenin evkafı çok olduğundan Mesihî mutfağında nimetleri çok pişip gelen geçenlere nefis yemekleri dağıtılır. Hatta Lipul oğlu yeni bey bu kiliseye 3.000 altın adak gönderip bir altın kandil gönderdi.
Avlu duvarının çevresi kale gibi beden bedendir. Kapısı üzerinde bir çanlık kulesi var ki göklere karışmıştır. En tepesinde hamam kubbesi kadar bir çanı var ki o çanın sesi bir konak yerden duyulur.
Kısacası bu kiliseye ehl-i kıble mimar ve mühendisler 10 Mısır hâzinesi mal gitti derler, vesselam. Tamam oldu.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗