Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiMahalletü'l-Merhum (Mahallat Marhum)
ORTADOĞU & ASYA & AFRIKA

Mahalletü'l-Merhum (Mahallat Marhum)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Mahalletü'l-Merhum (Mahallat Marhum)

İsim sebebi odur ki önce bu şehre Bağdad'dan bir Abbasi şehzadesi Hulagu baskınından kaçıp Mısır padişahlanndan Sultan (---) gelip dahil düşer, o da bu mahalleyi bu şehzadeye ihsan eder. Öyle mamur ve şenlikli eder ki büyük bir şehir olur. Allah'ın hikmeti bu şehzade merhum olup camii sahasında defnedip ölüm haberini Mısır halifesine arz ederler. Üçüncü günde cemaat Cuma namazını kılarken şehzadenin kabrinden bir feryat duyulur. Aya bu ne ola diye kabre varırlar, şehzadenin lahdi içinde feryat ettiğini işitirler. Derhal kabri açıp şehzadenin kefeni yanında bir cins hayvan şehzadenin pazısından yiyip ölmüş ve şehzadeden hayli kan akıp hayat bulmuş. Derhal şehzadeyi kabirden çıkarıp izzet ikramla sarayına götürüp 7 sene daha hayatta olur. Öldükten sonra Mısır'a götürüp Sitti Nefise civarına defnederler. Tarihi:

Es-Sultan Merhum İzzeddin Billah

yazılmıştır. Ve nice cifirciler ve yıldızcılar şehzadeye hayatında müjdelerler ki,

"Sen bir kere ölürsün, 7 günden yine dünyaya gelip, 7 sene halife olursun" derlermiş.

Bu istihracı edenler Cirid Mastabası'nda rnedfunlardır. Onun için bu şehre Mahalle-i Sultan Merhum derler.

Garbiyye adasında Menuf hükmünde bir şirin kasabadır. Vilayet ortasında bulunduğundan Menuf kaşifi tahtıdır, askeri ile daima bunda sakin olur. Ama eski tahtı Menuf şehridir, bazı zaman Menuf'ta da sakin olur.

Bu Mahalletü'l-Merhum 150 akçe şerif kazadır ve nahiyesi 70 adet köydür. Seyyid Ahmed el-Bedevi Tanta'sı bu kazaya nahiye olup naibi hükmeder. Mevlid günleri Mahalletü'l-Merhum kadısı kendi varıp zapt eder. Hayli mahsul elde edilir.

Bu Mahalle bir düz geniş ovaya kurulmuş bağlı ve hurma bahçeli bir süslü şehirdir. Büyük Nil'den 2 saat uzaktır. Lakin bahçeleri kenarında Nil'den ayrılma bir haliç vardır, ta Nehariye önünden akan haliç kenarındadır. Kış yaz bu haliç vardır, gemiler işler, ama burada son bulur. Nil taşkınında ta Dimyat'a giden Nil' e karışır, büyük haliçtir.

Bu şehirde toplam 2 bin kargir yapı, kireç ve toprak örtülü mamur hane vardır.

5 mahalle ve 40 mihraptır, ama ikisi cumadır. Bunlardan eski cami Merhum halife camiidir, Bağdadi Camii ve Medrese Camii derler, iki katlı, 6 basamak merdiven ile çıkılır, 2 kapılı, 1 minaresi 3 tabaka ve avlusuz süslü bir camidir. İçinde sütunları yoktur, ancak 4 kemer üzerinde nakışlı ve tezhipli, silu ve lacivert ile süslü bir küçük camidir. Ve çarşı içinde,

Camiü'l-kebir: Gayet kalabalık cemaati vardır. Boyu ve eni 120'şer ayaktır. Ve 38 beyaz mermer sütun üzerinde kemerlerdir. Çatısı sade tahta tavandır, nakışlı değildir. Ve minberi ahşaptır, taş değildir. Mihrabının sol yanında duvar üzerinde bu tarih var:

Tarihu seb'in in terüm (?) tahriren
An kadrihi fes 'el bihi habiren
Nazmuküm Ahmed el-Hatib eş-Şami.

Bu şehirde bu 2 camiden başka hutbe yoktur, gerisi mescittir.

Ve 7 han ve 8 mektep vardır.

Kaşif Sarayı dibinde bir basık küçük hamamı var, eski zamanda Bağdadi şehzadenin sarayı hamamı imiş. Hala sarayda kaşif oturur. Avlusunda olan tezhipli bukalemun nakışları bir diyarda yoktur, zira Acem nakkaşları işidir.

Bu şehir içinde 200 dükkan vardır. Kaşif Sarayı'ndan ta Ulu Cami'e kadar bin adım bir ulu yoldur. İki tarafı mamur dükkanlardır.

Suyu tamamen kuyulardandır. Ama Nil yakın olmakla bazı kimseler develer ile Nil suyu getirtirler. Ama 7 yerde mamur sebilhanesi var.

Havasının güzelliğinden mahbub ve mahbubesi övülür. Halkı gayet garip dostudur. Hepsinin ataları Bağdadlıdır. Bir tarihte Mahalle-i Bağdad-ı Menuf diye yazmışlar.

Garip taş: Bu şehir içinde Kaşif Sarayı'nın ardında yuvarlak somaki bir taş vardır, yine bir havuz gibi bir somaki büyük havuzun tam ortasında durur, 100 çift camız çekemez bir yuvarlak değirmen taşıdır. Ortasında mil deliği var. Eski zamanda Şehzade Merhum'un şekerhane değirmeni imiş. Hala onu 200 çift camız çevirmeye kadir değildir. Ama bugün şeker değirmenleri öyle taş ile değildir, bir sanat ile çark etmişlerdir. Bir sığır çarkı çevirdikçe bir adam durup hem sığıra hay der, hem şeker kamışını çarkın ağzına kor, çark döndükçe şeker şerbeti akar. Ondan alıp büyük kazanlarda kaynatıp büyük işlemlerle şeker ederler, anlatmaya muhtaçtır.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗