Mamşuh Vilayeti
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Mamşuh Vilayeti
Bu kabile de Mekke ve Medine'den gelen Serakeys'ın evlâtlarındandırlar. Bunlar da Abaza dağları dibinde gayetle sarp dağlar ve sık ağaçlık ormanlar içinde sâkin olur, 10 binden az, başsız ve buğsuz adamlardır ki cengâver asker değil bir alay zanaat ehli kavimlerdir. Ancak her köylerinde birer ikişer soylu Takaku adamları vardır, yani papazları var hâkimleridir, ama yine kitabî olmayıp bir mezhepten değiller.
Bunlar bir kavim ile asla alışveriş etmezler ve karışıp bir kabileden oğul kız alıp vermezler. Başka aşiret adamlarıyla asla yemek yemezler. Ve bir taife bunların bir şeylerine yapışmazlar. Bunların da hayvanlarının boğazlarında çanları celacülleri olup hayvanlan dağlarda çobansız gezerler. Bunlar da tavuk ve domuz yemezler, bir kimsenin malları ve rızıklarını alıp yemeğini yemezler. Ama konuklarına gayet iyi davranıp bir şeyini çalmazlar. Ve kan edip sefer etmezler.
Bal, peynir, bakla, nohut ve pasta yemekleri var iken bıçak ile boğazlanmış hayvan eti yemezler. Meğer başka yemekleri olmaya. O zaman semiz hayvanlarını boğazlayıp yerler.
Koyunları, kuzuları ve sığırları çoktur, ama domuzları yoktur. Bal suyu içip boza içmezler. Bunların bir oğulları veya kızları doğsa hepsi evlerinden çıkarak bir yere toplanıp o gün ve o gece ağlaşırlar. Bir adamları ölse yine hepsi bir yere toplanıp ölünün çevresinde yiyip, içip, gülüp, oynayıp,
Yarada varada vas varada,
türkülerini ırlarlar.
Garip hikâye anlatıcıları vardır. Pak silâhını kuşanıp eline 10,15 kadar incecik dört köşe tahtacıkları, birbirlerine bağlı şeyleri elinde tutup ölen adamın, yiğitliğini, asaletini, cesaretini, işini, gücünü, kazancını övdükçe elindeki tahtacıkları söz başlarında çaşırdatıp ve şakırdatıp tahtacıkları öttürür. Elbette her söz başında o tahtaları çıkır çıkır öttürür. Bir seyirlik kıssahandır ki türlü türlü şekillere girip ölünün başı ucunda halkı güldürür, garip ve acayip seyirdir.
Daha sonra bunlar da ölülerini yine ulu dağlar içinde ulu ağaçların dallarına sandukalar ile korlar. Zira yere gömseler o gece Alman ayıları kadar fil gibi iri ayılar ölülerini çıkarıp yerler. Onun için pis leşlerini korlar. Fukaraları pis leşlerini yere gömüp tepe tepe topraklar yığıp daha üstlerine büyük ağaçlar, taşlar ve çalılar yığıp birkaç gün ölülerini tüfenkler ile bekleyip ayılardan ve kurtlardan korurlar.
Bunlar Han'a çok izzet ikram ettiler, ama yardım etmediler, zira askerîler değillerdir.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗