Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiMescid-Aksa Avlusu
ORTADOĞU & ASYA & AFRIKA

Mescid-Aksa Avlusu

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Mescid-Aksa Avlusu

Evvelâ Sahra-i şerifin avlusu bir beyaz mermer döşeli bir alandır. Yedi yerde ikişer kemerli kapılardır, ama kapıların kanatları yoktur. Doğu tarafında bir kemerli kapıdır, 18 ayak taş merdiven ile Sahra-i şerif avlusuna çıkılır.

Kuzey tarafında üç yerden çıkılır kapılardır. Üçünün de kapı kanatları yoktur. Yirmişer ayak taş merdiven ile Sahra avlusuna çıkılır. Kıble tarafında da üç yerde kemer kapılardır. Bunun da kapakları yoktur. Bu kapılardan da yirmişer kademe taş merdiven ile Sahra avlusuna çıkılır.

Bu avlunun dört tarafından böyle merdivenler ile çıkınca bu avlu, zeminden 7 Mekke arşını yüksektedir. Sanki Sahratullah Mescidi avlusunun ortasında bir yüksek köşk gibi bir beyaz vadi ortasında Sahratullah'tır.

Altı baştan başa mağara mağara yeraltıdır. Hazret-i Süleyman devleri burada hapsedermiş. Hâlâ ip ve zincir yerleri bellidir. Cüret edenler girip temaşa ederler, zira bir karanlık ve korkunç yerdir. Hâlâ ecinne yatağı olmuştur.

İçi baştan başa kum döşelidir. Kaplı olan kapıları aralarından bazı yerleri bellidir, ağzına kadar kemik doludur.

Bu mağaraların üstü Sahratullah avlusudur. Beyaz ham mermer döşeli olduğu için Akyayla derler. Her kim mahzun ve üzüntülü bu avlu içinde dolaşırsa Allah'ın emriyle neşeli ve sevinçli olur, gam giderici avludur.

Büyüklüğünü çepçevre tam olarak ölçtüm, doğu tarafından batıya eni 200 adımdır. Ve 200 adım da Sahra'nın batı tarafıdır. Kıble ve kuzey tarafı da 300 adımdır. Bu hesap üzere Sahratullah avlusu çepçevre bin adımdır. Sahra bu bin adım meydanın ortasında göklere doğru yükselmiş nurlu bir kubbedir, vesselam.

Bu avlu içinde olan makamların ziyaretini bildirir

Sahratullah avlusu ziyareti: Evvelâ Sahra'nın batı kapısı ile kuzeye bakan Cennet Kapısı arasında Sahra duvarına yakın Kızıl Mihrap Makamı, dört ince mermer sütun üzerinde bir küçücük kubbeciktir. Mihrabı bir kırmızı Kudret taşından alçacık küçük bir mihraptır. Eski zamanda bu mihrap kızıl yakuttan imiş. Nuh Tufanı'nda azap suyu tesirinden rengi değişmiş, böyle kızıl kalmış.

Bu mihrabın sağ tarafında Hazret-i Risalet-penah'ın Miraç Kubbesi, sekiz köşeli hoş bir kubbedir. Her köşesinde ikişer ince mermer sütuncuklar bitişiktir. Usta mühendis öyle inşa etmiş, baştan başa mermer kaplıdır. Sanatlı kubbesi kurşunla örtülü ve altın alemlidir. Kuzeye bakan bir kapısı var, daima kapalıdır. Kubbe içinde ne olduğu malumum değildir. Dört tarafında penceresi yoktur. İçine girmek edebe aykırı olduğundan kapalıdır. Kapısı üzerinde bu tarih ile bu âyet yazılıdır ve bir beyaz kitabe üzerinde celî hattır.

"Bistnillâhirrahmânirrahîm, ve sallallâku alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyihi ve âlihî ve sellim." "... ve mâ tef'alû min hayrirı ya'lemhullâh" [Kur'ân, Bakara, 197] "Femen ya'mel miskâle zerretin hayren yerah." [Kur'ân, Zelzele, 7]

"Ka'betü'n-nebiyyi sallallâhu aleyhi ve alâ âlihî ve sellem. ilâ zikrihi ehlü't-tarih fi kütübihim kavlî ızhârehâ ba'de ademiha ve imâratehâ ba'de demârihâ(?) bi-nefsihi ve malihi, el-fakîrü ilâ rahmeti Rabbihi elemîrü'l-ehallü'l-isfehsâr el-kebîr Emîrü'l-mü'minîn Ebî Ömer bin Osman bin Azîz bin Abdullâh ve zâlike fî şuhûrı sene seb' ve seb'în ve hamse mi'e" [577] yazılmıştır.

Cennet Kapısı önünde Canlar Kapısı. Bu avluya yağan yağmur bu Canlar Kapısı'na akıp Temmuz'da içen canların canına can verdiği için Canlar Kapısı derler, büyük bir sarnıç imiş.

Bu avlunun kıblesinde Hutbe Kapısı, Miraç Gecesi'nde Hazret-i Peygamber bu minbere çıkıp bütün peygamber ruhlarına nasihat etmiştir. Bir küçük minberdir. Bazı zaman yağmur duası için vilâyet halkı orada toplanıp dua ederler.

Bu mahalle yakın Kubbetü'l-Ervâh ve buna yakın Mizan Kapısı. Bu mahalde mizan ve terazi şekli yapılmıştır.

Sahra'nın doğu kapısı önünde 7 adım uzakta Sahra ile saçak saçağa bitişik Hazret-i Davud Nebî aleyhisselâm Mahkemesi. Tek kat ve sanatlı bir köşktür. Tamamen sütunlar üzere oturmuştur, duvardan eser yoktur.

Taşra kat sütunları 9 kıymetli sütundur. İç katı 6 değerli sütun üzerinde yüksek kubbedir. Bu kubbenin içi dışı tamamen lacivert çinidir.

Kubbesi öyle sanatlı kurşun örtülüdür ki misli meğer İstanbul'da Süleymaniye Camii kubbesi ola. Bu kasrın sütunlardan taşra büyüklüğü çepçevre 50 adımdır.

Baştan başa ham mermer ile döşelidir. Bir mihrabı vardır. Orada da dua ve sena edip bu mahalde Sahra avlusunun ziyaretleri tamam oldu. Yine Sahra haremi içre Mizan Kapısı'na varınca büyük bir taş üzerinde Fisagores-i Tevhidî'nin büyüleyici güneş mîkâtı yeryüzünde benzeri yoktur. Sahra ve Mescid-i Aksâ müezzinleri buna uyup medreseler minarelerinde ezân-ı Muhammedîler okunur. Mescid-i Sahra'da minare yoktur.

Bu Sahra-i şerif avlusunun dört tarafında 40 medrese hücreleri vardır. Her birinde mazınne hâl ehli kimseler vardır. Bazısı haftada bir iftar eder. Bazısı 40-50 seneden beri canlı eti yememişlerdir. Böyle sülük sahibi canlar vardır. Her biri ledün ilmine malik padişahlardır.

Bu mahalde Sahratullah avlusunun anlatılması tamam oldu, vesselam. Bu avlunun dört tarafında,

Mescid-i Aksâ büyük hareminin anlatılması

Sahra-i şerifin avlusunu kuşatmış bir geniş alandır ki bir taraftan bir tarafa oradakilerin kadın veya erkek idiği anlaşılmaz bir yeşillik vadidir. Kıble tarafında Mescid-i Aksâ sırasında 400 adımdır. Kuzey tarafında Bâb-ı Hıtta [Hıtta Kapısı] sırası ile de 400 adımdır. Doğu tarafında kale duvarı sırası ile de 600 adımdır. Batı tarafında Mahkeme Kapısı sırası ile de 600 adımdır. Bu hesap üzere bu avlu 2 bin adım gül gülistan, sümbül, reyhan ve şakıyan bülbül yuvalı ağaçlıktır ki güzel ağaç çeşitlerinden, Me'va Cenneti ağaçlarından çınar, kavak, salkımsöğüt, nice bin zeytin, incir ve uzun boylu ibretlik servilerle süslenmiş bir dinlenme ve gezinti yeridir. Ulu ağaçların gölgelerinde 83 yerde ibadetgâh sofacıkları var. Her birinin birer mihrabı var ki her biri birer büyük velinin tekkesidir.

Bu avlunun dört tarafında olan yollardaki kapıları bildirir

Evvelâ kuzeye bakan Meryem Kapısı, onun sofalarında Hintliler kalırlar. Yine o sıra ile Hıtta Kapısı: "'Hıtta!' (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım" [Kur'ân, Bakara, 58] âyeti inmiştir.

Yine o sırada Küçük Hıtta Kapısı ve Paşa Sarayı dibinde Nazar Kapısı. Bu 5 kapı kuzey tarafına açılır ve ağaç kapılardır. Sonra Gavrânî Kapısı ve Demirkapı. Demir hakkında bu âyet-i şerif gelmiştir: "Biz demiri de indirdik" [Kur'ân, Hadîd, 25] âyeti inmiştir.

Kattânîn Kapısı, Mutavazzeyn Kapısı ve Silsilî Kapısı. Bu kapı iki kat yan yana pirinç kanatlı kapılardır. Bu kapıya Mahkeme Kapısı da derler, gayet kalabalık kapıdır.

Sonra Mağrib Kapısı, bir küçük kapıdır ve demirli kanadı vardır. Paşa Sarayı dibinden buraya gelinceye kadar 6 kapıdır ve batıya bakarlar. Mescid-i Aksâ sırasında ve doğu tarafınca kale duvarları olup uçurum yer olmak ile bu iki yerde kapılar yoktur. Ancak bu yazılan 10 kapı ulu avlu kapısıdır.

Bu avlunun kıble, batı ve kuzey taraflarında 360 yapma sütunlar üzerinde kubbeler ve kemerler vardır. Bütün kemerlerde her gece kandiller yanıp aydınlık gün gibi olup bu sofalarda konuk olan Hintli, Bindli, Belhli, Acem, Kürt, Tatar, Moğol ve Anadolu fukaraları çıraya muhtaç olmayıp Kur'ân okuyup zikredip hayır sahibine hayır dua ederler.

Bu sofaların adaları yazılan kapıların yollarıdır ki iki yanları duvardır ve birer mihrap vardır. Bu avlunun doğu tarafı kale duvarı olmak ile o tarafta yan sofalar yoktur. Ama bazı burçlarda tekkeler vardır.

Bu zikrolunan kapılardan Sahratullah'a veya Mescid-i Aksâ'ya geçmek için bu çimenlik avlu içinde beşer onar arşın enli beyaz ham mermer kaldırım vardır. İnsanların ayakkabısına zerre kadar toz toprak bulaşmaz.

Bu büyük avlunun üç tarafında ve Sahratullah avlusunun altında avluyu kuşatmış 200 adet medrese odaları vardır. Şehir içinde olan medreselerin küçüğü büyüğü ile toplam 360 medrese ve zaviye vardır.

Bunlardan mükellef ve mükemmel Hıtta Kapısı Medresesi ve minaresi var.

Sonra Nasriyye Kapısı Medresesi, Paşa Sarayı dibinde, köşededir ve bir nazik minaresi vardır.

Gavrânî Kapısı'nda Gavriyye Medresesi. Bu medrese minaresizdir.

Mutavazzeyn Kapısı'nda Sultaniye Medresesi. Bunlardan büyük ve mükellef mamur medresedir. Bir düzgün minaresi var, 3 kat ve 130 basamak yüksek minaredir. Hakir bu minareye çıkıp şehri baştan başa seyrettim.

Bu avlu etrafında, bu üç minareden başka minare yoktur. Mescid-i Aksâ'nın ve Sahra-i şerifin de minareleri yoktur. Ezân-ı Muhammedi bu üç minarede okunur ki şehre yakındır. Ama Aksâ ve Sahra bir sahrada bulunup minareler inşa etmemişler ki şehre uzaktır.

Bu büyük avlunun Mağrip Kapısı dibinde Maliki Camii, kârgir toloz bina hoş bir mescittir. Kıble kapısından mihraba kadar boyu 200 ayaktır ve eni 70 ayaktır. Ancak minaresi yoktur. Sabah namazından sonra bu mescitte bir tevhid ve tezkîr sürülür. Bütün âşıklar mest ü medhuş olurlar. Kurşun ile örtülü mamur bir mescittir.

Silsilî Kapısı üzerinde şeriat-i Muhammedi mahkemesi de büyük avluya bakar. Ona yakın Sultan Sarayı 4 kat yüksek binadır, hâlâ medresedir. Bunda olan büyüleyici altın, süs ve sanatlar meğer Sahra-i şerifte ola. Bu medresenin dört tarafı duvarları yeşim, yerekanî ve çeşit çeşit somaki mermerler ile kaplıdır.

Bu avlunun dört tarafındaki binaları öğrenebildiğimiz kadarıyla anlatsak büyük bir kitap olur. Ancak büyük avluda olan ziyaretleri ve makamları yazalım, sevaptan hâlî değildir.

Mescid-i Aksâ avlusundaki ziyaret yerleri

Evvelâ Mağrip Kapısı dibinde Maliki Mescidi, Mescid-i Aksâ, Hazret-i Hızır Makamı ve Aksâ doğusunda Hazret-i Davud Nebî kubbesi.

Bu avlunun doğu köşesinde Hanbelî Mescidi 12 yapma sütunlar üzerinde kurulmuş kubbelerdir. Bu mescidin altı ta Mescid-i Aksâ'ya kadar baştan başa mağaradır. Burada da Hazret-i Süleyman devleri hapsedermiş. Bazı yerleri 70 adet yapma sütun üzere mağaralardır.

Bu mağaraların doğu tarafı köşesinde 20 basamak taş merdiven ile inilir bir mağara vardır, Meryem Ana Makamı'dır. Halkın sataşma ve hakaretlerinden rahatsız olup bu mağarada kalırlardı. Bir küçük mihrabı vardır. Mihrabı doğuya bakmaktadır. Burada Hazret-i İsa beşiği tekne gibi bir cilâlı ve parlaktır. Bu makam içinde Hazret-i İsa'nın 12 halifeleri ki onlara havariler derler, orada Havariler Makamı vardı.

Yine burada Hazret-i Cibril Makamı, bu yazılan beş makam bu mağaradadır. Allah'ın hikmeti bu mağaraya 20 basamak taş merdiven ile inilir. Bir yerden zerre kadar ışık girecek yeri yoktur. Bir karanlık yer olması gerekirdi, ama Cenâb-ı Bârî Hazret-i İsa beşikte gün aydınlığında rahat olsun diye kudret nazarıyla nazar etmiştir, Cenâb-ı Bârî'nin nazarı değdiğinde sanki bir aydınlık mağaradır. Ne ateş, ne kandil, ne çıra ve ne güneş ışığı vardır, böyle bir Tanrı nazargâhıdır.

Bu mağaranın sağında bir küçük mağara deliği vardır, ondan içeri bazı canlardan can baş terk edenler girip seyrederler. Ama o kadar karanlık mahal değildir, insan insanı seçer. Tâ Mescid-i Aksâ altına dek büyük mağaradır. Meğer Süleyman devlerinin hapishaneleri imiş bir karanlık köşedir. Dev ve peri kemikleri doludur. Bir incik kemiği yedi karış geldi ve bazı kafalar Rum kilesi kadar idi.

Bu mağara içinde yarasa kuşları var ki güvercin gibi kanat çırpıp insanın yüzüne vurur. Bu mağara içi baştan başa saat kumu gibi ince kum döşelidir. Eski zamanda devler bu kumlar üzerinde kumlara belenip yatarlar.

Bazı kaya deliklerinde hurma lifi ipleri bağlıdır. Bize kılavuz olan hizmetçiler "Hazret-i Süleyman devleri bu iplerle bağlarmış" dediler.

"Ama akla aykırı. Tutalım, mucize ile devleri o iplerle bağlamış. Ama Süleyman Nebî zamanından Muhammed bin İshak Tarihi'ne göre Hazret-i Peygamber'in dünyayı şereflendirmesine kadar 1.600 sene oldu. O hesap üzere Hazret-i Peygamber'in doğumundan beri bu Kudüs'ü ziyaret ettiğimiz zamana gelinceye kadar 2.043 sene oldu, zira biz Kudüs'ü bu ziyaret ettiğimizde tarih 1081 [1670] idi. Ve 63 sene Hazret-i Risalet-penah yaşadı. Bu hesap üzere Hazret-i Süleyman Nebî zamanından 1081 tarihine kadar 3.640 yıldan beri devler bağlanan hurma ipleri çürümedi mi?" dedim. Kudüs ulemâsı böyle buyurdular ki,

"Hazret-i Süleyman insanların, cinlerin, kuşların ve vahşilerin halifesi idi. Böyle iken hurma yaprağından sepet dokuyup geçimini sağlardı ve devleri bağlamak için hurma lifinden mübarek elleriyle sağlam ipler örüp devleri bağlardı. O ipler eli emeği olduğundan bozulmamıştır" diye hakire cevap verdiler, ben de itimat ettim.

Sözün kısası bu mağara içinde olan kum üzerinde hayvan izleri belli oldu ki bir mahlûkun ayak izine benzerliği yoktur. Hemen rehberimiz dönüp beri mağara kapısına gelirken bazı ziyaretçiler bu kum üzerinde taşları beşer onar birbiri üzere yığarlarmış, onları geçip mağaranın deliğinden taşra çıkıp Meryem Ana mağarasından dışarı çıkıp hamd ü sena ettik.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗