Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiMiyafakirin (Silvan)
TÜRKIYE

Miyafakirin (Silvan)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Miyafakirin (Silvan)

İsimlendirilme sebebi ve meşhur galatı odur ki bu kale Şat Nehri ile Batman Nehri arasında bulunup [218a] iki nehir arasını belli ettiği için kal'a-i Mâ-i fârıkayn'dan bozma Miyâfârikin derler. Araplar arasında Mafrık-ı Ermen Kalesi derler. Kürtler bu kaleye Müfarkın derler. Ermeniler (—) (—) derler. Acem kavmi Miyân-fark Kalesi derler. Yani "Beli ince ayrılmış kale" demek olur. Yunanlılar (—) (—) derler.

Eski kale ve büyük şehir idi. İlk defa, Musul Kalesi içinde gömülü olan Hazret-i Cercîs Nebî'nin ümmetlerinden Handik adlı bir melik tarafından yapılmıştır ki Hazret-i Cercîs'in öğretmesiyle yapılmıştır.

Hazret-i Cercîs bu şehir kavmine gönderilmişti. Peygamberliğine inanmadıkları gibi Hazret-i Cercîs'i bu kale yakınındaki Mefârikin Dağı üzerinde kırk kere ateşte yakıp küllerini havaya savururlardı. Cenâb-ı İzzet rüzgâra emir verip Cercîs'in küllerini toplayıp yine Cercîs Nebî hayat bulurdu. Nice tefsirlerde ve nice bin inanılır kitaplarda yazılıdır. Hâlâ Mefârikin Kalesi ensesinde olan yüksek dağ üzerinde Cercîs'in küllerinin düştüğü toprakta ve narin vücudunun yakıldığı toprakta asla ot ve yeşillik cinsinden hiçbir şey yetişmez. Ermeni halkı o pâk toprağı yüzlerine sürüp ziyaret ederler.

Daha sonra Cercîs Nebî bu kale halkına beddua edip Van deryâsı kenarında Sübhan Dağı’nda bir ejderha ortaya çıkıp bu şehrin bütün halkım yiyince kalesi muattal kaldı.

Sonra Buhtunnasr Yahya Nebî'nin kanını talep için ayaklanıp bu kaleyi yıktı. Ermeniler elinde yine imar olup Abbasîlerde iken Hulâgu bu kale kavmini yok edip kalesini de yıktı.

Bundan sonra (—) tarihinde Seyfüddevle ibn Hemedanî bu kaleyi imar edip Kürtlere ve Ermenilere ün saldı. Öyle imar oldu ki hemen 70.000 alaca çapar atlı askeri var idi. Başka askerlerinin hesabım Tanrı bilirdi.

Ordusundaki sayısız askerinin çokluğu şundan kıyas edilip anlaşılsın ki, her gün Keykâvûs mutfağında 40 adet deve yükü tuz aşına harcanıp askerlerine türlü türlü yemekler dağıtılırdı. Hâlâ Seyfüddevle saraylarının temelleri bellidir. (—) tarihinde bu kaleyi Timurleng harap etmiştir. Hâlâ kalesinin yıkılan yerleri açık seçik bellidir.

Daha sonra 920 [1514] tarihinde Sultan I. Selim Han Çıldır gazası dönüşünde Diyarbakır fethine Bıyıklı Mehmed Paşa'yı serdar edip Diyarbakır'ı fethettiğinde bu kaleyi sulhla Selim Han veziri Ebû Şevârib yani Bıyıklı Mehmed Paşa'ya teslim eylediler. Süleyman Han yazımı üzere Kara Âmid toprağında sancakbeyi tahtıdır.

Padişah tarafından beyinin hâssı (—) yük akçedir. Beyinin adalet üzere 10 kese geliri olur. (—) adet timar sahipleri ve (—) adet zeamet sahipleri cebelüleriyle sefere giderler. Tamamı (—) adet silahlı ve donanımlı asker olur.

150 akçe kadılıktır ve nahiyesi toplam (—) adet köylerdir. Kadıya senelik üç adet kese hâsıl olur.

Alaybeyi, çeribaşı ve muhtesibi vardır, ama müftüsü, nakibi, sipahi kethüdayeri, yeniçeri serdarı, kale dizdarı, neferatları ve cebehaneleri yoktur. Zira iç il olmak ile neferatlara ihtiyaçları yoktur. Ancak sancakbeyi tarafından kalede birkaç topları var, bayram günlerinde ve Ramazan ayının hilâli belli olduğunda atıp köylerdeki Müslümanları uyarırlar.

Meyâfârikin [Silvan] Kalesi'nin şeklinin anlatılması: Rum tarihçileri bu kale hakkında Şat havzası ve Fırat Nehri arasındaki büyük havzadadır diye yazmışlar, ama yanlış yazmışlar. Hakir bu mahalde on sene kadar sağa sola koşuşturmuşluğum vardır. Bu yüzden bu konularla ilgili şeyleri en ince ayrıntısına kadar biliyorum. Fırat ve Murat Nehri Malatya yakınında Kömürhanı yanından akıp 40 menzilde Kurna Kalesi yakınında Şat Nehri'ne katılarak Şattularab olur. Şat Nehri Diyarbakır'ın Fızkayası dibinden geçip iner, Hasankeyfâ, Cizre, Musul, Bağdad ve Kurna dibinde yine Fırat Nehri'ne katılır. Bu kere Diyarbakır'dan köprüyü geçip kuzeye iki gün gidip bu Mefârikin Kalesi'ne gelir. Bu takdirce bu kale nasıl Şat ile Fırat arasındaki havzada olmuş olur. Bu pek kusurlu hakir insaf nazarıyla bakıp böyle gördük. Ancak bu kale Şat Nehri ile Batman Nehri arasında bulunan havzada bulunup iki büyük nehrin aralarını ayırdığı için Mâ-fârıkayn derler. Gerçekten de böyledir. [218b]

Mefârikin Kalesi'nin temelleri: Yine Mefârikin Dağı'nın eteğinde bir top menzili uzağında doğu tarafında bir düz geniş, biraz yüksekçe yeşillik zeminde dörtgen şekilli, kesme taşlı Şeddâdî yapı güzel bir kaledir.

Eski yapı olduğundan her taşı hamam kubbesi ve Mahmudî fili cüssesi kadar vardır, ama duvarlarının boyu 20 arşından yüksek değildir, ama 15 arşın derinliğinde sağlam ve dayanıklı duvarlardır. Hatta nursuz Timur yıkarken zorluk çekip hâli üzre bırakıp gitmiştir.

Toplam (—) adet kapuları vardır. (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) (_) (_) (__)

Ve fırdolayı büyüklüğü 11.000 adımdır, ancak hendekleri toz toprak ile dolmuştur.

Dörtgen şeklinden kuzey-güney yönüne doğru uzunlamasına vaki olmuştur. Büyük kale olduğundan içinde yapıları gayet azdır. Ancak bin kadar temiz toprak ile örtülü bağlı ve bahçeli, tek katlı ve iki katlı mamur evleri vardır. Bey sarayı ve Sücâh Bey sarayı (—) (—) mamurdur. (—) (—) Camii,

.................... (4 satır boş).....................

Çarşı pazarı azdır. Bu kalenin dört tarafında küçük akarsular akıp en büyük akarsuyuna Ayn-ı havz derler. Büyük İskender içip büyük bir havuz yaptığı için Ayn-ı havz derler, gerçekten de âbıhayattan nişan verir billûr gibi tatlı sudur. Bostanları, bağları ve cennet bahçesine benzer bahçeleri sulayıp iner, Şat Nehri'ne katılır.

Bu Mefârikin Kalesi toprağında büyük nehir Basinfa'dır. Gerçi kaleye uzaktır ama bu topraktan doğup nice köylerin ve kasabaların ekinliklerini sulayarak İbn Ömer Ceziresi üstünde doğu tarafında 5 fersah uzaklıktaki bir mesafede Dicle Nehri'ne yani Şat Nehri'ne katılan âbıhayatın biri de bu nehirdir.

Ve bu Mefârikin Dağları'ndan nice akarsular çıkıp ve nice sayısız kaynaklar toplanıp Hısînkeyfâ Kalesi'nde, Cezîre ve Musul'da birbirlerine ulaşırlar.

Ve Yukarı Zarbeyn ve Aşağı Zarbeyn zayıf olup bu ikisi burada olan kaynaklardan sonra Zarbeyn şiddetli bir nehir ve güçlü akan bir su olup daima gök gürültüsü gibi gürleyerek aktığından Irak tarihçileri Zarb-ı mahbût (?) derler. Tikrit Kalesi'nde, Bağdad, Vâsıt ve Batâyıh'da da nice nehirlerin Şatt’a karıştığı yukarıda Şat Nehri başlangıcı yazıldığı sırada yazılmıştır.

Ve Mefârikin Kalesi'nin suyu ve havasının tatlılığından Kürt güzelleri meşhurdur.

Ve üzümü de beğenilir. Ve kalenin kuzey tarafı dağlardır ve dağlar üzere bağlardır. Onun için halkı sağlam yapılı olup sağlardır.

Ve kalenin kıble tarafı ovalardır ki (—) menzilde Hasankeyfâ Kalesi'ne varılır. Doğu tarafında Batman Köprüsünü geçip bir günde Hazzo Kalesi'ne varılır. Kuzey tarafa dağları aşıp (—) kalesine varılır. Kıble tarafında bir günde sürat ile Cizre'ye varılır. (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—) (—)

Mefârikin ziyaret yerlerinin anlatılması: Evvelâ kale içinde eş-Şeyh Hazret-i Necmeddin Sûrânî, sonra el-Melik Seyfüddevle ibn Hemedanî ziyareti, bu kaleyi sonra yapandır, mezar taşıyla bilinen halkın ziyaret ettiği bir yerdir.

.................... (4 satır boş).....................

Tarihçi Mıkdisî'ye göre Nuh Tufam'ndan sonra imar olan Cudi Şehri'dir, sonra Sincar Kalesi'dir, bundan sonra da Mefârikin Kalesi'dir. Ama Cudi Şehri sahibi Hazret-i Nuh ümmetinden Melik Kürdim 600 sene yaşayıp Kürt diyarlarını gezip dolaşarak bu Mefârikin'e gelince suyu ve havasından hoşlanıp bu yere yerleşmiştir. Burada çoluğu çocuğu gayet [219a] çok olup İbrî dilinden kendine göre ayrı başka bir dil peyda etti ki ne İbrî'dir, ne Arapça, ne Farsça, ne Derî dilidir ve Pehlevî dilidir, ona hâlâ Kürdim dili derler. Bu Mefârikin diyarında ortaya çıkıp hâlâ Kürtler arasında kullanılan Kürt dili Hazret-i Nuh ümmetinden Melik Kürdim’den kalmıştır, ama Kürtlerin yaşadığı yerler dağlık, taşlık ve uçsuz bucaksız ovalar olduğundan 12 tür Kürt dili vardır. Bunların hepsinin kelimeleri ve özel lehçeleri farklıdır, birbirlerine aykırıdır. Çoğu birbirlerini tercüman ile anlarlar.

Büyük memlekettir, bir ucu Erzurum diyarından Van diyarına, Hakkâri diyarı, Cizre, İmâdiye, Musul, Şehrezûl, Harir, Ardalân, Bağdad, Derne, Derteng ve ta Basra'ya varıncaya kadar 70 konak yerde bu dili konuşan insanlar bulunur. Irak-ı Arab ile Osmanoğlu arasında bu yüksek dağlar içinde 6.000 adet Kürt aşiret ve kabileleri sağlam bir engel olmasa Acem kavmi Osmanlı diyarını istila etmeleri çok kolay olurdu.

İnşaallah yeri geldiğinde 6.000 adet aşiret beylerini de yazmaya cevher saçan kalemimi elime almışım. Ancak bu Kürtlerin yayıldığı bölgenin derinliği uzunluğu kadar geniş değildir. Doğu tarafında Acem sınırında Harir ve Ardalân'dan Şam toprağına ve Irak-ı Arab toprağı ki Haleb toprağıdır, o iki temiz toprağa kadar genişliği 20-25 konak ve daha azı 15 konak yerlerdir.

Ama bu kadar ülkeler içinde beş kere yüz bin (500.000) tüfengatar Şafiî mezhepli ümmet-i Muhammed vardır. Ve tamamı 776 adet kale sayılır ki hepsi mamurdur. İnşaallah kaleleri de yeri geldiğince anlatılır.

Bu yazılan büyük bir bölge olduğundan çeşitli dilleri vardır. Zaza dili, Lulu dili, Hakkarî Cülosu dili, Avnikî dili, Mahmudî dili, Şirvanî dili, Cizrevî dili, Pesânî dili, Sincarî dili, Harirî dili, Ardalânî dili, Sûrânî dili, Halitî dili, Çekvânî dili, İmâdî dili, Rojikî dili vardır. Ancak eski dil Arapça, Farsça ve Derî dilidir. Zira Kemalpaşazâde Dakâyıku’l-Hakâyik (kitap)’da: Hadis-i Şerif "Peygamber aleyhisselam dedi ki: Cennet ehlinin dili Arapça ve fasih Farsça'dır.” buyurmuşlardır. Ama Kürt dili budur ki yazılır.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗