Nazdi Kalesi
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Nazdi Kalesi
Bu da Dumbiye hükmündedir. Cerhac adında bir Zenci hakimi vardır. 40 bin çıplak askere maliktir. Kalesi göklere yükselmiştir, ama yukarı çıkmaya gücümüz yetmediğinden seyredemedik. Ancak aşağıda varoşu 2 bin kadar kamıştan ve çalaştan üstü topraklı hanelerdir. 2 camii, bozahane ve dükkanları önünde kakule-i kebir, fil dişi, sindiyan, palasanta ve abanoz ağaçları dağlar gibi yığılmıştır.
Oradan sabahleyin kalkıp yine kuzeye giderken sürü sürü fil, gergedan, sığın, ceylan, yaban eşeği ve kazık boynuz hayvanları var idi ki hesabını Yaratıcı bilir. Ve bu bir sahra idi ki otları ve başka ağaçları cihanı tutmuştu. Ve köşe köşe kuşların hoş sesleri cana can bağışlayıp ruha safa verirdi. Meğer Dumbiye Vilayeti'nde bu kuşlu ovaya Vadişe derlermiş. Yılda bir kere buna Dumbiye meliki gelip avlanırmış. Yer yer çadır ve matbah yerleri var.
Bu sahrayı tam 3 günde kona göçe çeşit çeşit şeyler seyrederek geçtik. Bu ağaçlık ovada maymunlar var ki Merzifon eşeği kadar, birbirine binmiş, bazısı keçilere binmişler, beyaz, alaca, kızıl, siyah, zincabi ve mavi maymunlar var ki hesabını Allah bilir. Bazısı omzunda nobutu, sanki kavastır veya bir işe memurdur, acele ile gider. Bazı iriyarı maymunlar vardır, seğirttiği sırada yer titrer. Kısacası türlü türlü maymunlar var ki insanın aklı gülmeden perişan olur, maskara mahluktur. Hakir yol üzerinde 3 tane yavrusunu bulup seyishaneler üzere koyup besledik.
Bu sahrada Dumbiye sultanı hududu tamam olup birinci iklimde Habeş sınırına girip selamete geldik diye kurbanlar kestik, ama ertesi birinci iklim hükmü tesir edip şiddetli sıcaktan tepemizden piştik, ama Allah'ın emriyle asla zarar etmez. Bu menzilde ileri karakol şeklinde daima onar adam giderdi. Gözümüz görürken en ileri giden adam attan yuvarlandı, at bizden tarafa kaçıp öbür yoldaşları da atlarının boyunlarına düşüp hemen har har soluyarak bize geldiler.
"Bre nedir aslı?" dedik.
"Vallahi bir kepçe kuyruk var imiş, garip adam bizden ileride idi, kepçe kuyruk melun sidiğini herifin üstüne serpince attan yıkılıp at size kaçtı" derken hemen at da tepesi üzere yıkılıp can verdi, bir anda şişip dağ gibi oldu, atın yanından tüm insanlar kaçıp at top gibi çatladı.
Bre hal nice olur? Başka yol var mıdır, oradan gitsek?" diye bir hay huy ile tüfenkler atarak ileri cüret edip vardık.
Kepçe kuyruk dedikleri melun hemen ceylan sıfatlı ve boyu bosu da o kadar, ama kuyruğu salkım saçak bir melun, dağlara çıkıp gitti. Attan düşen herifin yanına vardık, sanki pıhtı olup eriyip gitmiş.
"Varmayın ve bakmayın, zehirli kokusu tesir eder" diye bağırdılar. Biz de bırakıp yine yola devam ederken bazı arkadaşlar,
"Yazık yazık, merhumun kemerinde 700 altını var idi" diye üzüldüler. Ne fayda, herifin leşi bulamaç olmuş. Hüküm Allah'ındır diye yine kuzeye tam 6 gün 6 gece arslan ve kaplanlı, fil ve gergedanlı kara dağlar ve kara taşlı yerler geçerek,
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗