Purunduk Kalesi
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Purunduk Kalesi
Bunu da 939 tarihinde Süleyman Han asrında Kasım Voyvoda fethederken büyük cenk olup hâlâ şehitler mezarlığı şehrin kıblesi tarafında yığın yığın yatıp "Hayvanlar ölüleri çiğnemesin" diye kâfirler şehitlerin çevresine hendekler kesmişler. Bir mezar taşında "Mihaloğlu Mehmed Bey ruhiyçün el-fâtiha" diye yazılmış mezarlıktır.
Bu İskender Şeddi kalesi bir sahra sonunda şeddadi sağlam bir yapı, bir küçük iç kalesi var, ama orta kalesi İstanbul'un Galata'sına benzer eşsiz bir kaledir. Taşra varoşu Haleb Kalesinden büyük olup içinde 70 adet manastır çanlığı saydım.
Bir büyük şehirdir, ama bu varoşun etrafı kale değildir. Ancak mahalle kapıları gibi üzerleri toplu, saçma ve kumbaralı sağlam kapılardır. Ve her tarafında mazgal delikleri ve dirsekleri var.
Hemen seher vaktinde bütün kâfirler uykuda iken tüm Müslüman gaziler ormanlar içinden çıkıp at koyup kale dibine gelince Allah Allah seslerine yol buldurup varoş duvarına sarılıp bütün asker arı ve karınca gibi damlara, çatılara ve duvar yüzlerine tırmaşıp 70-80 kadar yerden bu şehri ateşe vurdular. Nice yüz yıllık yapı alev alev olup tüm kâfirler Nemrud ateşi içinde kalıp bazı avratlar hemen oğlunu kucağına alıp kocasıyla evinden dışarı çıkınca yakalarını ele verip esir oldular.
Kalede olan [4a] kâfirler bu feryadı işitip yüzlerce toplar atmaya başlayıp hemen kaleden kâfirler domuz gibi çıkıp hepsi bize saldırdı. Biz de biraz cenk edip sonra ovaya doğru yan verdik. Kâfir bundan habersiz bizi kovarak sahraya çıkıp atlıları ve yayanları dermansız kalınca hepimiz bir kere "Dönek kaytavul" diye kâfir üzerine dönüp hemen bu geniş ovada kâfirleri ortaya aldık. Bir anda kılıç yemi edip kılıç artıkları kalelerine kaçarlarken bizler de artlarından kaleye girdik. Allah'a hamd olsun çok kolay bir şekilde kale zapt olundu. Kale kapılarını kapatıp tam 7 saat bu kale içinde konup sağdan soldan çekinmeden vilâyet sahibi gibi tüm kâfir karılarına ve kızlarına yemekler pişirtip yedikten sonra bu büyük şehirden o kadar gümüş kaplar, o kadar şamdan ve buhurdan, o kadar değerli kumaşlar, o kadar nadir elbiseler, o kadar az bulunur cinsinden değerli cevahirler, bütün kiliselerden o kadar mücevher putlar, saf altından haçlar alındı ve 700 adet bıtrik, kıssis ve ruhbanlar esir oldular.
Merhametsiz Tatarlar birkaç avratların emceklerini, yani memelerini kesip kadınların başlarına giydirip "Mal nerededir?" diye sorduklarında yer altlarından o kadar saklı ve gömülü çok mal ve gümüş kap kacak cinsi o kadar gömülü eşyalar çıktı ki götürmeye güç yetmeyip nice Mısır hâzinesi malları toz toprak içinde bırakıp götürmeye gücümüz kalmadı.
Sözün kısası 170 araba kıymetli mal ve 3 bin güzel yüzlü mahbûb ve mahbûbe ay yüzlü bakire Alman kızları ele girdi ki saçlarının her belikleri bin yük Tatar müşkü değer. 3 binden fazla atları arabalara koştuk. Bu Püründük şehri Alman Dağı'nın eteğindedir. Kasım Voyvoda şehitleri ruhları için Fâtiha-i şerife okuduk. 7 adet şehitlerimizi bu mahalle gömüp tüm şehitlerin ruhaniyetlerinden yardım talep edip sonra şehri ateşe verdik. Sözümüz üzere daha önce esir olup kılavuzluk eden kâfirlerin ikisini serbest bıraktık. Otuz sekizini de nice avlardan sonra serbest bırakmaya söz verip yine onları da atlar üzere bağladık.
--------------------------------------
"Kelleye gelecek gelir, makul olmayan sözdür, hemen ganimet isteriz" dediklerinde az çoğa tabi olup o gün Püründük şehri altından kalkıp batı tarafa Tuna'nın başı olan Alman Dağlarının eteğinde at sürerek gidip,
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗