Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiRumiye (Urmiye)
ORTADOĞU & ASYA & AFRIKA

Rumiye (Urmiye)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Rumiye (Urmiye)

Bu Rumiye Kalesi'ne halk Toprakkale derler. Acem tarihçileri Sûr-ı Tılâ-yı Gazan derler. Zira 694 [1295] tarihinde Muhammed Şâm-ı Gazan yapmıştır. Moğol kavmi bu kaleye Urumiye derler. Acem Rumiye-i Kübrâ derler. Bazı tarihçiler İran Türkistanı derler. Zirâ Türkmeni gayet çoktur. Sonra 932 [1526] tarihinde Şah Tahmasb genişletti. Daha sonra Ferhad Paşa, Hadım Cafer Paşa, Hadım Süleyman Paşa ve Cığaloğlu Sinan Paşa hepsi imar ettiler.

Ama hepsinden imareti baştan başa sarı çim pâk toprak ile ve darı sapıyla ve kamış köküyle çim üstüne çim konmuş pâk toprak ile sağlam bir kaledir.

Ve bütün duvarının yüzü beyaz cibiz kireç ile sıvalı ak kuğu gibi süslü kaledir. Beden dişleri yoktur. Hemen baştan ayağa mazgal delikleri ile bezenmiş ve metin tabya kuleleriyle donanmış sağlam bir kaledir.

Batı tarafa ancak bir demir kapısı saklıdır. Kale içinde han sarayı vardır. Bütün hanlar Rumiye Şehrindeki İrem Bağında olurlar. Ama kale içre Gazan Camii var, cemaati yoktur. Buğday ambarları, su kuyuları ve 300 adet nöker neferat odaları vardır, gayri han, hamam ve çarşı pazarı asla yoktur. Fırdolayı büyüklüğü 11.700 adımdır, 7 tabya ve dörtgen şeklindedir. Hendekten duvarının boyu 70 melik arşınıdır. Duvarının genişliği otuzar arşındır ki üstünde atlılar çevgân oynarlar.

Ama bir büyük hendeği vardır ki sanki Kıbrıs Adası'nda Magosa Kalesi'nin yahut Rodos Kalesi'nin hendeğidir.

Üstad bu Tila Kalesi'ni yaptığında önce hendeğini kazarken çamur edip kale duvarına sarf ederek hem hendek kazmış ve hem [294a] kaleyi yapmış. Öyle derin kazmış ki tam 40 kulaçta pınarlar çıkmış. Tam 80 arşın enli hendeği vardır ki fırdolayı kaleyi kuşatmıştır. Hendek kenarınca fırdolayı 15.000 adımdır.

Ve kale mazgallarından hendek üzre uzun demirler uzatmıştır. Her gece o demirlere meşaleler asıp kaleyi ve hendeği aydınlatırlar. Bütün bekçiler ve gözcüler "Hudâ hûb!" diye ta sabaha dek yâd ederler.

Ve her Cuma günü kale duvarım filandıra sancaklarla ve bayraklarla süslerler.

Tamamı 4.000 askere sahiptir. Dizçöken ağası hükmünde anahtarları olup bekçilere sahiptir. Yasavul ağası, topçuları ve cebecileri vardır. Özdemiroğlu Osman Paşa zamanından beri 7.000 şedde barutu, 400.000 güllesi ve hepsi 310 adet küçük ve büyük topları vardır. Ama aşağı katta 700 adet balyemez topları var ki Erzurum'da Tebriz Kapısı'ndaki toplara denk kale döven toplardır. Zira bu kale Acem'in Osmanlı tarafına sağlam şeddi ve son sınırıdır. Hendeği üzere kapanlar ile kalkar tahta köprüsü vardır, her gece köprüyü kaldırırlar. Kalede her gece kös, nefir, kerenay, zurna, davul ve kudüm fasılları olur.

Bu kaleden dışarıda asla yapı yoktur. Hemen Rumiye Sahrası'nda beyaz kuğu gibi durur parlak bir kaledir. Ancak hendek kenarında bir çevgân meydanı köşkü vardır, o da bir ufak tefek bir Havernak köşküdür. Yakınında başka bir eser yoktur, geniş ovada yalnız güzel bir kaledir. Gerçekten de kale gözetmek Acem'e kalmıştır. Ona hayret ederim ki bu kale topraktan ola da duvarları üzerinde ve hendek diplerinde ottan, çöpten bir şey bitmeye, insan hayran olur.

Bu kalenin güney ve doğu tarafı bir tuzlu göldür ki keskin zehirdir. Kale ile göl arası tam bir merhaledir. Ve yine kalenin kuzeyinde Rumiye Şehri bir top menzili uzaktır.

Bu kale göle yakın olduğundan havası ılımandır ki kışın ve yazın sebzeleri eksik değildir. Kış mevsiminde kar yağar ama tez kalkar. Bu sağlam kalenin doğu tarafında Azerbaycan tahtı olan Tebriz ile arası tam 16 fersahtır. Ama gölden uygun hava ile Tebriz'e giden bir günde varır, ama bu sağlam kale Azerbaycan toprağında başka hanlıktır.

Rumiye hanı askerinin özelliği

Bütün eyaletinde 11 sültandır ve bütün sültanlarıyla han askeri 15.000 nöker olur. Bu sayılan nökerlerin hepsi şah çöreğin çekenlerdir. Yoksa başka nökerleriyle tamamı 20.000 adam olur. Şehir daruğası [subaşı], kelenteri [alaybeyi], münşisi, yasavul akası [alay çavuşu], kurçı başısı, dizçöken akası [yeniçeri ağası], şahbenderi, mihmandârı [misafir konduranı], eşik ağası, kadısı, müftüsü ve nakibi vardır. Hatta şah tarafından henüz bir zurzuvile taçlı bir müftü gelip bütün halkı Şafiî mezhebinden çıkarıp Caferî mezhebine davet ederdi. Ve gerçi askerî kavmi tamamen pür-silâh gezerler ama er ve cesur değillerdir. (—) (—) (—) (—)

İran Türkistanı, yani Azerbaycan Rumiyesi Şehri

Rumiye Ovasında kurulmuş bağ, bahçe ve gül-i gülistanlı şenlikli bir şehirdir ki ancak hemen şehrinin fırdolayı büyüklüğü 17.000 adımdır. Ama bağ ve bahçesiyle bir günde atlı güç ile dolaşır. Kaleden bir top menzili uzakta ve gölün doğusunda bir merhale uzaklıkta kurulmuştur. Çevresinde asla suru yoktur. Eski zamanlarda çevresinde fırdolayı hendeği var imiş ama zaman geçtikçe toz toprak ile dolmuş. Ama yine her tarafta tedribe kapıları vardır. Çok çok eski bir beldedir.

Genellikle halkı sünnî mezhep olduğundan Osmanlılar yağmalamazlardır. Onun için bakımlı ve şenlikli mamur bir şehirdir. İlk defa kurucusu Abbasî halifelerinden Harun Reşid'dir. Nice devletten devlete intikal etmiş şehirdir.

Tamamı 60 mahalledir ve hepsi 6.000 adet pâk amber kokulu toprak ile örtülü, duvarları da toprak ile mamur evlerdir. Bunlardan Rumiye Hanı sarayı sanki bir İrem'dir ki 70 adet oda, sofa ve maksureleri [294b] vardır ve 600 adet nöker odaları vardır.

Sonra Kelenter Sarayı, Münşî Sarayı, Hoca Nakdî Sarayı ve hâlâ Diyarbakır'da gömülü Rumiye Şeyhi Sarayı, merhum aziz bu Rumiye'den olduğundan Rumiye Şeyhi derler. Hâlâ akraba ve taallukatları bu şehir içinde çoktur.

Ve Münşî Sarayı, Şahbenderoğlu Sarayı ve Kadı Sarayı, daha nice bunun gibi ağaçlıklı süslü saraylar vardır.

Ve tamamı 80 mihrapdır. Eski sultan camileri çoktur. Evvelâ,

Sultan Uzun Hasan Camii: Azerbaycan şahı iken yapmıştır. Fatih Sultan Mehmed çenginde Sultan Haşan yenilip Tebriz'de ölünce bu nurlu cami yarım kalmış, oğlu Yakub Şah tamamlamıştır. Uzunluğu 80 ayak ve genişliği 150 ayaktır. Tamamı 8 kubbedir. Bir düzgün minâresi var, gayet sanatlıdır. Mihrap kapısı gayet süslü, nakışlı ve sanatlı garip kapıdır. Ama gerçekten de cemaatten de gariptir. Zira bu diyarda masum âdil imam olmadığından asla cemaatle beş vakit namaz kılınmaz. Hemen herkes namazını yalnız kılıp "Namaz duadır" diye duasızca kapıdan dışarı fırlarlar.

Cami içi öyle hendesî tasarruflar ile yapılmıştır ki anlatmakta dil kısa kalır. Ve yüksek kubbesinin övgüsünde kalemler kırıktır. Avlusunun ortasında Şafiî mezhebi üzere ona-on büyük bir havuzu var ki sanki Kevser havuzudur.

Avlusunun çevresi çeşit çeşit sütunlar bezenmiş olup üzerleri sanatlı Nil renkli kubbelerdir. Avlusunun 3 kapısı vardır. Hakir bu camii seyr ederken müezzin ezan okurken "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah "dan sonra "Aliyyün veliyyullah, Aliyyün veliyyullah [Ali Allah'ın velisi]" dedi ve ezandan sonra "Yâ düşmenân-ı Ali-râ ve şehîdân-ı Kerbelâ-yı Velî-râ [Ey Ali'nin ve Kerbelâ şehitlerinin düşmanları]" diye efsaneler edem derken bizi görüp sustu

Minâreden aşağı inince "Getir şu teberrâyi!" deyip müezzin hocayı alt edip sünnet üzere Sünniyâne Râfızîye kırbaçlar vurdukça,

"Yetiş yâ Ali!" dedikçe hakir:

"Ebubekir, Ömer ve Osman aşkına!" deyip tam 100 adet kırbaç vurup melunu birkaç kere havuza daldırıp sövücülüğünden pâk ettim. "Seg her sahra" deyip koyverdim.

Ondan başka uygunsuz sözler işitmedik. Sözün kısası Sultan Haşan camii yahşidir ama cemaatleri böyle yamandır. Sonra,

Ali Han Camii: Aydınlık gönül açan bir camidir.

Cafer Paşa Camii, Ferhad Paşa Camii ve Koçağa Sultan Camii: Rumiye şeyhi atalarının camiidir.

Kelenter Camii ve Şeyh Akay Camii, meşhur camiler bunlardır, geri kalanı mescitlerdir. Ama bu şehir içinde asla kurşun ile örtülü mamur yapı yoktur.

Tamamı 6 medrese, 3 tekke, 40 adet sıbyan mektebi, 11 adet tüccar hanları ve (—) adet hamamı vardır. Evvelâ bunlardan,

Rumiye Şeyhi Hamamı: Büyük yapı ve eski ziyaret yeridir. Genellikle hasta girse Allah'ın emriyle şifâ bulur. Bir büyük havuzu vardır, suyu ve havası güzel aydınlık hamamdır.

Kelenter Hamamı: Bu da hoş süslü bir hamamdır ve tellâkleri mahbûbdur.

Daruğa Hamamı ve Korkud Han Hamamı, bunlar hep havuzlu hamamlardır, ama nice yüz ev hamamları da vardır.

Tamamı 200 adet şah çarşısıdır ki bütün caddeleri üstü örtülü, açık olmak için bacaları vardır.

Bütün dükkânlar nice bin çeşit çiçekler ile süslenmiş dükkânçelerdir ki ham amber misk çiçeklerinin güzel kokusundan alış veriş edenlerin dimağları kokulanır.

Bu diyarda berberlere Selmânîler derler. Hepsinden pâk ve süslü dükkânçeler berberler, terziler ve saraçlardır. Bütün sokakları sadranç nakşı döşenmiştir.

Kahvehaneleri; Şam ve Haleb gibi havuzlu şadırvanlı kahvelerinde hanende [okuyucular], sâzende [çalıcılar], taklitçiler, dansçılar ve mahbûbları vardır ve gayet süslüdür. Yemen kahvesinden başka çay, bâdyân, salep, mahlep, şeker şerbeti ve saf süt pişirirler. Ve nice bin otları ve gıdaları karıştırarak yapılmış güçlendirici ve rahatlatıcı türlü türlü macunlar dağıtırlar. Her kahvede çiçek kokusundan dostların ahbapların dimağları kokulanır. Ve her kahvenin dört tarafı elbette [295a] güllük ve yeşillik bahçelerdir ki her köşesi birer çeşit irfan ocağıdır. Berber dükkânları da öyle, zariflerin mekânıdır. Güneş parçası Selmân-ı Pâk köçeklerinin hepsinin başlıkları üzerinde çiçekleri vardır.

Ve bir bedesteni vardır ki sanki kaledir. Dört kapısı Çârbağ'a ve pazara açıktır. Tamamı kubbeler ile donanmış ve dolaplar ile bezenmiş güzellik pazarıdır.

Zengin bezirgânları vardır. Bütün diyarların en değerli malları, kâmhâ, hârâ, dârâyî, zîbâ, şîb ve zerbâfı bu pazarda bol bol vardır.

Ama ekmekçilerine ve aşçılarına aşk olsun.

Ve hâkimlerinin Şeyh Safî narhı diye zabt u rabtlarına ve sikkelerinin pâkliğine aşk olsun; abbasî ve bistîlerinde "Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah, Aliyyün veliyyullah" yazar. Bu sikke üzere hilâf eden adamı ve sikkeyi kalp edip kesen adamı o an aman ve zaman vermeyip katlederler.

Bütün pazarlarında bütün yiyecek ve içecek satanlar Ali vezni [tartısı]) ile satarlar. Hatta buğday ve yumurtayı, pişmiş tavuğu, beyaz ekmeği, kısacası her şeyi terazi ile satarlar. Hatta aşçılar bile çorba, kebap ve pilâvı da tartı ile satarlar. Kim kâdirdir ki Safî narhına karşı çıka? Hilebazın gözüne mil çekerler, başına kızgın tas oturturlar, nicesinin ödünü çıkarırlar ve nicesinin kamını yarıp yüreğini çıkarırlar. Gayet zabt u rabt-ı Ali vardır.

Bu şehrin bütün yapılarını, bağ ve şebekeli bostanlarım sulayıp halkının içtiği âbıhayatlar bu şehrin batı tarafında Çevlân Dağlarından, Harir ve Enzelî Dağları'ndan gelip bu şehri sulayıp doğu tarafta Rumiye Gölü'ne akar.

Bu Rumiye ülkesi toplam 150 parça bakımlı ve şenlikli köylerdir ki her biri ikişer üçer bin haneli, bağ ve bahçeli, cami, han, hamam ve şah çarşılı büyük köylerdir.

Ve tamamı 41 pare kasabadır ve 50 adet sağlam kalelerdir. Ha denilse bu ülkeden 20.000 asker çıkar, ama 300.000 reaya yazılmıştır.

Büyük Rumiye’nin yiyecek ve içeceklerinin anlatılması

Evvelâ 7 çeşit buğdayı olur ki sanki Şam Havranı tahılıdır, arpası sanki Sivas arpasıdır ve baklası ikişer dirhem gelir iri baklası olun ke bir diyarda olmaz. Diğer tahılları da ona göre kıyaslansın.

Kelenter sözüne göre 20.000 bağdır, dedi. Bunlardan sulu üzümü, Şam'ın zeynî üzümünden, Bozcaada'nın misket üzümünden ve İstanbul yakınında Pazarköy kumla üzümünden lezzetli, sulu ve yemesi güzel üzümü olur. Hatta halkın dilinde ve başka yerlerde bir zaman mahbûbunu bir uygunsuz, yakışmayan adam ile görseler,

"Şele-i dirrende [sepet] içre Rumiye engürü [üzümü] gibi yanalmış [ezilmiş] cüvândır" derler. Hâlâ halk dilinde darb-ı mesel olmuş bir kokulu, sulu ve taze üzümü olur.

Ve diğer meyve çeşitlerinden beğenilen meyveleri 70 çeşittir. Ama nebî armudu ve meleçe armudunun asla benzeri yoktur. Öyle sulu armutlardır ki şırası şır şır akar, eriği ve kayısısı gayet hoş olduğundan asla kabuğu yoktur ve kalınları badem gibi lezzetlidir.

Suyu ve havasının tatlılığından mahbûb ve mahbûbesi beğenilir.

Ama âlimleri meşhur değildir, ancak salihleri gayet çoktur. Hatta gizlice cemaatle namaz kılar Sünnîleri dahi çoktur. Hepsi Nakşibendî tarikati mensuplarıdır ki Koçağa Sultan âsitanesidir.

(—) iklimde bulunup arz-ı beledi (—) ve gündüzü (—) saat ve derecedir. Ve imareti tâlii başakta bulunup Utarid toprak evidir, demişler. Bundan dolayı bütün tahıllarının başakları miete habbe [yüz başak] olup çiçekleri Utarid-i ıtriyat gibi insan dimağını kokulandırır.

Azerbaycan diyarında bu da büyük şehir imiş. Acem eline girmek ile "Orta belde" demişlerdir. Gerçekten de batı tarafında Şehrezûl Şehri, kuzeyinde Salmas ve Tesûy Şehri, doğusunda Tebriz Şehri ve güneyinde Erdebil Şehri, bütün bu şehirler Rumiye'ye dörder menzil mesafe olduğundan hâlâ İran ülkesi tarihçileri bu Rumiye'yi "Belde-i Evsat (Orta Belde)" ile anarlar. Hâlâ ortada bir beldedir. Allah imar etsin. [295b] Hatta bir yiğit atıyla istese bu şehirden Van ve Revan Şehri'ne dörder menzilde gidilir, ama hakir cihanı gezip görmek için beşer ve altışar saat giderdik.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗