Santoron Adası (Θόλος Ναυτίλος)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Santoron Adası (Θόλος Ναυτίλος)
Bu Santoron adalarına yakın yine Santoron Adası derler yararsız bir ada var idi. Fırdolayı 7 mil kuşatırdı. Tanrı'nın hikmeti (---) tarihinde günlerden bir gün o ada yanıp gece ve gündüz Nemrud ateşi içinde kalıp kara dumanı göklere yükseldi. Yeryüzü, deniz yüzeyi ve kısacası bütün dünya aydınlık olup geceli ve gündüzlü sayısız toplar atılırdı. Ne türden toplardır ki her bir top atıldıkça tüm ada büsbütün titreyip bütün dünya halkı dehşet ve korku çekip kıyamet belirtisidir, derlerdi. Hatta her top, Tanrı hakkı için öyle gürültü çıkarıp ses verirdi ki gürültüsünden yeryüzü tir tir titrerdi. İnsan yapısı topun sesinin 3 saatlik yerden öte yahut bir merhale yerden fazla yerde işitilmek ihtimali yoktur. Gökyüzünde gök gürlese bir günlük yoldan öte işitilmesi imkansızdır.
Ancak Tanrı'nın hikmeti bu adanın Hak eseri toplarının sesleri 7 iklim ve 4 köşenin Irak-ı Isfahanında, Belh, Buhara, İran, Turan, Çin, Maçin, Fağfur, Hıta ve Hoten, [330a] Elburz Dağı, Demavend Dağı ve Alınan Dağı'nda işitilip tüm dünya halkı "Eşrat-ı saat alametleridir" diye korkuya düşüp dualar edip nice kere yüz bin kul her çeşit haramlardan tövbe ederek temizlenip vasiyetler ettiler.
Hatta 1 gün 1 gece bu Santoron Adası'nda öyle toplar atıldı ki Leh Vilayeti'nde bir şehir yere geçti. Moskov diyarında Heyhat Sahrası'nın bir mahalli yere geçmiş. Bu hakir Dağıstan padişahı Şemhal Sultan Mahmud Han'dan izin alıp Moskov Vilayeti'ne giderken yere geçen zemini görmek nasip oldu. Öyle büyük bir çukur idi ki cehenem çukuru gibi dibi görünmez büyük bir çukur idi. Sonunda bu çukurun 7 konak çevresini dolaştık, sanki cehennem derelerinden büyük bir çukur idi.
Kısacası bu Santoron Adası Tanrı ateşi ile yanıp kudret topları atılıp gürültüleri ta Donkarkız Vilayeti, Danimarka Vilayeti, İsveç ve Korol'da, Yenidünya'da, Lonçat'ta, İngiltere'de, Ungurus'ta, İslovin, Macar ve Erdel'de, Eflak, Bağdan ve Kırım' da, Dağıstan, Türkistan, Abaza ve Çerkezistan'da, Lazistan, Gürcistan, Kürdistan, Acemistan, Hindistan ve Irak-ı Arap'ta, Irak-ı Acem' de ve Irak-ı Dadyan'da, Bağdad, Basra, Lahsa, Yemen, Aden ve Habeş'te, Tübbet, Funcistan, Sudan, Kırmanika, Bağaniski, Daco ve Rümeyletü'l-hımal'de, Bornu Arapları, Berberistan, Afno, Fes, Meranküş, Telemsan, Tanca, Cezayir, Tunus, Trablus, Mısır, Kudüs, Şam, Anadolu, Rumeli, Kızılelma ve Dip Frengistan'larda, kısacası bütün iklimlerin büyük şehirlerinde, bütün Akdeniz kıyıları, Bahr-i Umman, Hazar Denizi, Kızıldeniz, Hürmüz Denizi, Bahr-i Okyunus, Bahr-i Magaylan ve Karanlık Deniz kenarlarında olan şehirlerde Santoron Adası'nın kudret toplan atıldığı duyulup Rum Vilayeti'nde kıyamet kopuyor derlermiş.
Bu Santoron Adası'nın yanan taşları, hamam kubbeleri ve cami kubbeleri gibi taşları Kandiye lağımı gibi havaya fırlayıp bütün taşları deryaya düşüp cemi'i dünya denizlerine yayıldı.
Allah'ın hikmeti ne çeşit yanmış taş idi ki hamam kubbesi kadar taşı ufacık bir çocuk taşıyabilirdi. Beyaz pamuk gibi göz göz taşlar denizin yüzünde yüzüp suya asla batmayıp ta Kaf Dağı'na ve Karanlık Deniz'e varmış kav gibi taşları nice yıl deniz yüzünde sekiz rüzgarda parça parça yüzüp gezerlerdi.
Hatta Septe Boğazı'nın dışında deniz üstünde yüze yüze bu taşlar Bahr-i Muhit'e çıkıp ta Bahr-i Malgayan'dan Yenidünya'ya ve doğu tarafında Bahr-i Umman içinde ta Çin ve Maçin Denizi'ne ve bir keskin lodos rüzgarlarıyla taşlar İstanbul'a, oradan Karadeniz ile ta Azak Kalesi'nde Ten Suyu'yla ta Moskov Vilayeti'ne ve Kili Kalesi boğazından Tuna Nehri ile ta Alman diyarlarına bu Santoron taşları akarsularla gitti. Cenab-ı Bari tüm dünya halkına sanatını göstermek için yanmış taşları gönderip herkes hayret edip parmaklarını ağızlarına götürürlerdi.
Hatta İstanbul Limanı'na nice bin hamam kubbesi kadar taş deniz üstünde yüzerek gelip nice yüz bin taşları parça parça edip hamamlarda ayak taşı ederlerdi. Sünger gibi göz göz bir çeşit suya batmaz hafif taşlar idi ki sanki kav idi. Gerçekte bir değirmen taşı kadar bir taş parçasını 5 yaşında bir oğlan kaldırırdı. Bir garip Tanrı işi idi ki bu adanın ateşi şiddetinden gemiler 10 mil yakınma varsa yelkenleri yanardı. Sorumluluk anlatanındır.
O zaman top seslerini işitirdim. Hamd olsun bu 1081 senesinde adasını ve göl gibi olan zemindeki çukurları hakir görüp hayretler içinde kaldım. "Allah her şeye kadirdir" [Kur'an, Bakara, 20].
Bu ada kudret ateşi ile yanalı (---) sene olup hala bizler gördüğümüze yine zemininin sıcaklığı vardı. Sadrazam da bir filikaya binip tamamen görüp hayretler içinde kaldı.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗