Seki Yaylası
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Seki Yaylası
5 saatte Seki Yaylağı dağına akşama yakın çıkıp bir taşlık yalçın kayalar altında Karakeçeli obaları içinde bir meşeli yerde bir ağaç gölgesinde yüklerimizi yıkıp atlarımıza yemler asıp yemek yerken oba sahiplerinden 10 tane yaşlı Türkmen babaları, iş görmüş ataları gelip selâm verdiler. Selâm alıp yer gösterip kahveler aşk eyledik.
"Sultanım, safâ geldiniz, yediniz, içtiniz, bizden bir şey istemeyip çoluk çocuğumuz üzere gelmediniz, bu mahalle kondunuz. Has kişilermişsiniz. Sizden kötülük görmedik. Ey imdi size bir yahşi öğüdümüz var, kabul eylen" diye rica ettiler.
"Buyurun" dedim.
"Sultanım, seyishanelerin çıngıraklarını kesin, çıkarın. Bundan kalkıp şu dağların içinde bir ıssız yerde yatın. Buradan yer değiştirin, yoksa bizim başımıza belâ olursunuz, zira sizden evvel 5 atlı 5 yaya gelip 20 ekmek ve 20 yem aldılar ve 'Akşamdan sonra koyun almaya geliriz' dediler. Topaçoğlu adlı bir Türkmen asılacağıdır. Yüz atlıya maliktir. Yedi sekiz yıldır, gün bugündür Kaş yaylasında bir kervan bozup hayli adam kırıp bizden ekmek almaya gelen adamlarının biri de yaralı idi. Bu kadar yıldan beri bir müsellem onu ele getiremedi, biz ondan korkarız. İhtimaldir koyun almaya gelip sizi burada göreler, hâlimiz kötü olur. İşte acınacak hâlimiz budur" diye cevap verdiler. Hakir,
"Bre adamlar siz deli misiz, divane misiz? Biz size doğrulup Tanrı misafiri olayız. Ve biz padişah hizmetine memur olup gezeyiz, ileride geride 200 atlı kadar yoldaşlarımız vardır. Biz size kalabalık olmasın, diye geldik ve yoldaşlarımıza burayı gösterip geldik. Onlar sabah buraya gelip bizim ölümüzü dirimizi alırlar. Biz buradan bu vakitsiz zaman nereye gidelim, bu ne sözdür ki söylersiz? Emir Tanrı'nın, iki el bir baş içindir. Bu karanlık gecede bir adım gitmek ihtimalim yoktur" deyip asla oralı olmadım ama yüreğimden kan gitti, zira daha önce Tekkeşinli emirler,
"Kaş yolundan gitmen, cenk oldu" dediğine bunların cevabı uygun düştü.
Hakir bunlara bu şekilde cevap verince bunlar da kan kusmaya başladı. Gördüler ki bir şekilde hakiri kaldıramadılar. Hepsi bir yere gelip müşavere ettiler.
"Neyleyelim, bu gece misafirimizdir, uğuruna kırılalım" deyip çevrede olan obaların adamlarının hepsi silâhlı 200 adam kuzuları ile höşmerim, gölemez, kaymak ve yoğurtları ile çeşte ve tamburaları ile gelip yanımıza oturup hatırımızı hoş tutmaya başladılar. Yedi yere ateş yakıp her ateşe ikişer kuzu kebap çevirip sabaha dek Hüseyin Baykara meclisi edip kanlı kebaplar yedik. Meğer bir ihtiyarlarının gözleri ağrır imiş, ona bir sürme çekip ve birkaç hıyarşembe hapı verip iltifat ettiğimi görünce hepsi bizim ışığımıza pervane oldular.
Sabahleyin gördük ki, şeriflerin bize yoldaş verdiği Arap kaçmış, "Cehenneme kadar" deyip atları silâhlayıp seyishaneleri yükledik. 40 atlı ve 50 silâhlı Türkmen yayası önümüze düşüp 4 saat boyunca çektiğimiz şiddetli sıkıntıları Allah bilir. Hele yüz bin sıkıntıyla giderek Gök Bel adlı mahallin başına "selâmetle vardık" dediğimizde hemen bir sarp kayalı dere içinden 10 atlı ve 10 yayan üzerimize at sürünce bizim Türkmenler de onların üzerlerine at sürüp birbirleriyle hayli konuştular,
"Ses çıkarmayın. Bunlar bizim misafirlerimizdir ve padişah hizmetine giderler, yükleri çul torbadır." Açıktaki yoldaşlarımız silâha yapıştılar. Gelen melunlar geri o boğaza girip kaçtılar.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗