Sennare (Sennar)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Sennare (Sennar)
Ertesi sabahleyin yine divan olup hakir Kör Hüseyin Kan'ın gaza malından melike gönderdiği hediyeleri teslim ettik. Divandan sonra melik ile ülfet edip yemek yedik.
İlk başta yemekleri sünnet üzere arpa ekmeği ile zater-i Halil'dir. Ardından Hak nimetidir ki koyun kebabı, kuzu kebabı, ceylan ve deve eti ve sütü ile darı yerler, vessellam. Başka yemekleri asla bilmezler. Pirinç, mercimek ve bakla gelirse, Mısır'dan ve Circe'den gelir. Ama Ramazan girince pirinç pilavı, kabak, kurkas ve karnebit pişirdiler. Günlük bin tekne yemeği dağıttı. Huzuruna 5 çeşit yemek ve 200 Sudan tabakları ile gelir. Hizmetkarlarımıza 50 tekne yemek tayin edip 400 dan ekmeği ve 200 rub darı atlarımız için her gün gelirdi.
Kendileri bir yumuşak huylu, tatlı dilli genç şeyh şeklinde esmer tenli, güzel yüzlü, orta boylu, başında beyaz sarık, sırtına yine beyaz astar giyip daima ibadetle meşguldür. Ama divan günleri ağzını ve burnunu bağlar.
Huzuruna gelen şikayetçiler karnı üzere, yani yüzü koyun yatıp dava eder. Suçlanan kimse de yanına gelir, o da yüzü üzerine yatar, melik yanında kadıları dava dinler. Ama gayet fazıl Maliki alimidir, zira Berberistan Sudan diyarlanrı tamamen Maliki mezheplidir. Kadısının ismi şefiüddin, sultanları melik kakan, veziri kanfin'dir, defterdan dabir kan' dır, katibi birranı kan' dır, şehir hakimi sirdim'dir, kapıcıları hacib'dir. Askeri taifesi sülam'dır ki toplam 300 bin kara zaği Urbana maliktir, ulufeleri yoktur.
Reayasının hesabını Cenab-ı Bari bilir. Zira bu dünyada ne kadar esvap giyer adam var ise bu Mısır kıtasında bin kez o kadar çıplak, aç ve susuz insan vardır. Hastalık nedir bilmeyip yaşarlar.
Şehrinde üç mezhebin şeyhülislamı vardır, Şafii, Maliki ve Hanbeli müftüleridir, ama Hanefi müftüsü yoktur. Nakibüleşrafları vardır, zira sadat-ıkiramları az da olsa vardır. Bunlar daima melik divanında hazırlardır, gösteriş, azamet ve şevketleri yoktur.
İhtişam giyeceklerinden ipek cinsi giymezler. Bütün ayanı beyaz gömlek, beyaz sarık ve ayaklarına cimcime giyerler. Orta halli olanları yalınayak başıkabak gezerler.
Bir adaının katledilmesi gerekse bütün ileri gelenlerin toplanıp kararıyla ya öldürürler veya başka yere sürerler. Kadınlar divana gelse, melikin makamının bitişiğinde bir oda vardır, onun kamış örülmüş kafesi ardından derdini anlatır. Yoksa bu diyarda kadınların dışarıda namahrem huzurunda gezmeleri yasaktır. Ve 7-8 aylık yerden gelen şikayetçiler için başka misafirhaneleri vardır. Yiyecek ve içeceklerini melik tarafından verirler. Misafirlere gayet ikram ederler.
Vilayetleri çok geniştir. 645 şehir, 1.500 kale, 40 çöl, 70 büyük dağ, 300 sahra, 40 tatlı göl ve 50 tuzlu göle sahiptir. Bölgesinde 40 çeşit has madenler vardır ki bir padişah sahip olmamıştır. Hepsinden fazla, çöllerinde altın tibri toz toprağa karışmıştır. Ama yılan gibi bekçileri vardır, zehri insanı helak eder. Yine böyle iken seher vakti tüm yılan ve çıyanları mecalsiz iken altın tibrini toplayıp kaçarlar.
Gümüş madeni, bakır, demir, kurşun, neft, katran, cam tozu billur, alçı taşı, sürh ve kilermeninin temizi, kükürdün tane tane iyisi olur ki bir diyarda yoktur. Bunun benzeri nice madenler ve tılsımlı defineler vardır ki hepsi açıktadır. Ancak bir alay yaramaz ve uğursuz taife içinde olduğundan çıkarmaya güçleri yetmez.
Hayvan gibi işsiz bekar hovarda kavmi vardır. Bu taifenin hallerini, tavır ve davranışlarını yazsak söz uzar gider. Sayıları gibi halleri de çoktur ki yazılmaz.
Sudan sınırını bildirir
Kuzey tarafından 40 merhale uzakta Habeş ile komşudur. Doğu tarafı 10 merhale yerde Dümbiyye sultanıyla sınırdır. Güney tarafına 2 aylık yol Kırmanka meliki ile sınırdır ki mübarek Nil'in doğduğu yer bu Kırmanka ülkesinde Cebelü'l-kamer'dir. Batı tarafı 3 aylık yol Bağanıskı meliki ile komşudur. Yıldız tarafı 6 merhale yer Berberistan meliki ile sınır olup tüm reayası ile Berabire reayası karışıktır. Nil'in doğu tarafında yıldız rüzgarı üzre Alevi meliki ile komşudur.
Bu kadar geniş ülkede olan acayiplikler ve garipliklerden seyirlik çok şeyler vardır ki diller ile anlatılması ve kalemlerle yazılması mümkün değildir ama yeri geldiğinde elimizden geldiği kadar yazarız.
Böyle geniş ve büyük bir ülkede Yahudi, Hıristiyan, Kıpti, Rum, Ermeni, Frenk, Kızılbaş, Hint, Sind ve Anadolu kavmi yoktur. Ama Banyan kavmi vardır, ateşperestlerdir, Habeş'ten ticaret ile gelip giderler.
Firdan Vilayeti ki onun fethinde hazır olduk, orada Mugan kavmi vardır ki bu Sudan hükmündedir.
Bütün halkı esmer tenli, kırmızı tenli ve sarı yüzlü adamlardır. Hepsi iskelet gibidir, etli butlu adam görmedim. Hızlı, diri ve şiddetli sıcağa dayanıklı adamlardır. Kanaat edip tamamen çıplak gezerler.
Bu diyarda asla çuka, kumaş, kadife, kemha, hara ve başka ipek gibi şeyler yoktur. Ve altın guruş yoktur ve muhtaç değillerdir. Babalarından, dedelerinden böyle görmüşlerdir. Tüccarların getirdikleri malları deve, koyun, sığır, camız, fil dişi, gergedan boynuzu, keler derisi, fil kalkanları, zebat, kakule-i kebir, sadec-i Fund, sakankur-ı berri, tuti, abanoz, palasanta ve sac ağaçları gibi şeylerle değiş tokuş ederler, asla alışverişlerinde altın ve guruş yoktur. Tibrleri gayet çoktur, ama eritip altın sikke etmeye bilmediklerinden sikkeleri yoktur.
Ama hutbeleri çoktur. Arapça olarak Cuma günleri hatipleri minberde vaaz ederken tarzıye ve tasliyeden sonra,
Sahibu 'l-biladi's-Sudan, vasi'ü 'l-büldan, es-sultan ibnü 's-sultan, Kakan ibn Gulam Muhammed Kakan ibn İdris Kakan der. Sonra,
el-mevlana sahibü'l-haremeyn Muhammed, eyyedellahu saltanetehüma ila 'nkırazı'd-devran deyip "İnnallahe ve melaiketehu... Şüphesiz Allah ve melekleri ... " [Kur'an, Ahzab, 56] ayetini okur, müezzinler karnet edip iki rekat Cuma namazını kılıp camiden çıkarlar. Zühr-i ahiri ve sünnetleri asla kılmazlar, gelenekleri budur.
Bir kadını nikahladıklarında ta melik huzurunda nikah olmayınca olmaz. Bütün beldelerde melikten izin gider. Meliklerine peygamber kadar itibar ederler. Camie ve avlanmaya giderken melikin yolunda selama, secdeye yakın tazim ederler. Böyle iken melikleri camie yaya giderler ve nalınlarını kendi eliyle alır, o kadar alçakgönüllü adamlardır.
Sudan tahtı kalesi Sennare şehrinin özellikleri
Nil'in batısında Sudan Vilayeti toprağında geniş bir ovada büyük kale ve eski şehirdir. İlk yapıcısı Halha Kan Melik'tir. Tamamen kerpiçle yapılmış dört köşeden uzunlamasına sağlam kaledir ama hendeği yoktur. Dışarıdan da bir kat daha ahşaptan ağaç direklerle sıkı sıkıya birbirlerine bağlayıp içini doldurmuşlar. Bu kadar anlatmaktan maksat odur ki İbrim Vilayeti'nden beri Nil kenarında (--) adet küçük büyük kale seyrettik, bu hepsinden büyüktür, mamur ve süslüdür, zira Funcistan tahtıdır.
Çepçevre tuğla yapı kalesi 3 bin adımdır. Ve 3 kapısı var. Ve kale içinde kerpiçten Kakan İdris Camii: Minaresi vardır, genellikle geçtiğimiz kalelerin camilerinde minareleri yoktur. Melik Sarayı, vezirler, divan erbabı ve ayan haneleri kerpiçten ve Nil çamuruyla sıvanmış kamış ve çalaştan ufak tefek 2 bin bağsız ve bahçesiz evlerdir. Bunlardan Melik Barayı Nil'e nazır havadar saraydır. Bir hamamı ve Nil kenarında limon, turunç ve hurmalı ve reyhan gülistanlı süslü saraydır. Bu kale içinde asla çarşı pazar yoktur. Ancak kalenin batısında olan büyük varoşta 6 bin adet kerpiç, ahşap, kamış, çalaş ve hasırdan ev vardır. Bütün yolları temiz kumdur.
Bu diyarın nice kere yüz bin kavmi karalar genellikle kara obalar ile konup göçerler, salmada kalır adamları çoktur. Taşra varoş kalesini tamir etmek istediklerinde bu kavme ferman edip Nil adasında yetişen ılgın, santa ve sac ağaçlarını develeri ile getirip kaleyi mamur etmeye memurlardır. Yoksa Rum kaleleri gibi dizdarı ve neferleri yoktur. Ancak biraz cebehanesi, siyah barutu, 50 adet şahi topları ve bazı tüfenklileri vardır, ama atmaya o kadar cüret edemezler. Gayet pimpirikli ve hesapçı kavimdir.
Kale kapıları üzerinde iri fil inciklerinden demir bentler sarılmış topları vardır, hayli ses verir. Bir sefere gitseler bu fil kemiği toplarını develere yükletip götürürler. Ramazan ve bayram gecesinde hakire rağmen tüm topları atıp kös velvelesi, neft ve katran aydınlatması cihanı süsledi. Sabaha kadar öyle bir hay hu gürültü ettiler ki sanki padişah düğünüdür. Habeş Zencileri ve Mendebiyye Zencileri bu şehri yağmalamaya geldiklerinde haber topları attıklarında bir anda etraftan 70-80 bin zaği kavim uçup kalede konaklayıp yardım ederler. Berberi bu Mendebiyye kavminden gayet korkarlar. Onlar Müslüman değillerdir, haşr ü neşri inkar ederler.
Bu aşağı varoşta 7 cami kerpiçten, 40 mescit çalaştan ve 300 dükkan balaştan ufak tefek yapılardır.
Kahvehaneleri ve bozahaneleri sayısızdır. İnsanın çok olması yüzünden mamurdur. Yoksa Rum, Arap, Acem ve Haleb binası gibi büyük yapılar yönünden mamur değildir.
Kargir binalı han, hamam, bedesten, imaret, sebit mektep ve medrese gibi yapılar yoktur. Zira bu şehirde bakla kadar taş dahi yoktur.
Toprağı o kadar hoştur ki Çin fağfuru gibi kase ve testiler yapılsa mümkündür.
Gayet verimlidir. 1 kile darıdan 500 kile mahsul alır. Arpa ve buğday yine çok yetişir değerli bir toprağa malik diyardır.
Suyu ve havasının güzelliğinden zevk sahibi olan melikler yer yer bahçeler inşa etmişler. Limonu ve turuncu vardır, ama bağlarında ruh yoktur, ama bostanları gayet çoktur.
Siyah derili mahbub ve mahbubelerine nihayet yoktur. Yani esmer tenli olma cihetinden deve dudaklı ve çirkin yüzlü Zenci ola, hayır öyle değildir. Öyle yumuşak, gül dudaklı mahbubu, yürüyüşü, konuşuşu güzel işveli kızları var ki her biri aşığın gönlünü bakışlarıyla yaralarlar. Zira Kudret eliyle sürmeli marali ve gazali gözlü, şirin sözlü, nazik ve uzun boylu güzelleri olur ki gören hayran olur. Hala Maliki mezhebinde görüp nikaha almak caizdir ve mut'a nikahı [geçici nikah] yasaktır. Ama ulemaları bir zayıf görüş üzere mehil vermişler. Bir iki hafta bir hatunu mut'a nikahı ile kullanıp bir arşın bez nikahını verip koyun dalağını yad edersin, mahbubeleri ondan bellidir.
Ama mahbubları açık seçik, çıplak, esmer tenli oğlanları bir bakmaya muhtaç, aç ve biilaç serseri gezerler. Bir iplik versen 3-4 gün hizmet eder. Bazıları karın tokluğuna hizmet ederler. Halleri iç acısı, geçimleri böyle takdir olmuş çıplak kavimdir. Ama öfkelendiklerinde bir anda ateş parçası olurlar. Sırf sevda inatçı kavimdir.
Bu kavim Bankala, Donkola, Afnu, Bornu, Kırmanka ve Bağanıskı kavmi gibi kötü asıllı değildir, herkes dengini gözetir. Zira melikleri de öyle çirkin yüzlü ve nasipsiz kavim değillerdir. Dev başlı, deve dudaklı, fil ayaklı ve gulyabani boylu değillerdir; gayet düzgün, şirin yüzlü, nükteli, hokka ağızlı, esmer tenli, çene altı gamzeli, hurma burunlu, inci ağız ve siyah yüzle gül dudaklar arasında öyle berrak ve pak sıralı dizilmiş inci tanesi beyaz dişleri var ki sanki her biri birer Hürmüz incisidir. Yüce Yaratıcı'ya malumdur ki bunlarda olan nergis ve marali kudret sürmesiyle sürmelenmiş ceylan gözleri var. Her bir bakışı bir bakışta bir aşina bakışlarıyla uyarma işareti eder ki aşık vücudu uyanır.
Ama esvap ve giyimlerinde hafif, güzellikte ise son derecededirler. En zengini beline birer ceylan derisi ve koyun sahtiyanı bağlar. Kenarlarını da çeşitli boncuklarla süslerler. Boncuk da bunda gayet makbuldür. Sırtlarında birer Mısır peştemalı ve birer İskenderiyye ihramı vardır; o da şiddetli kış sırasındadır, başka zaman çıplaktır. Kadınları Said-i ali ihramları ve nakışlı pamuklu çarşaflar bürünüp ayaklarına ve kollarına yirmişer ve otuzar sırçadan Halilü'r-rahman halhalları geçirirler.
…
Bu şehrin irfanları ve kadınları çeşit çeşit fıracte okuyup tef ve dümbelek, makrafa ve kabaklar içine çakıl taşları doldurup düğün gece ve günleri çalıp bozayı, soğan ve sarımsağı yiyip varsağılar ve fıracte, yani murabbalar okurlar ki anlatılmaz.
Sennare Zühre'ye mensup olduklarından tamamen şuh ve şenlikli adamlardır.
…
Ancak bu kadınların içinde çok yoksulları vardır. Bu kadınlar avret yerlerini koyun, ceylan ve keçi derisiyle örtüp bu derinin ucunu dilim dilim edip her bir püskülüne boncuk takarlar. Vücutlarının başka yerleri çıplaktır. Şiddetli sıcaktan esvap giymezler, esvapları da yoktur. Baba ve dedelerinden Nuh Nebi bedduasıyla öyle göre gelmişlerdir.
Hayvanları gayet çoktur, ama katır yoktur.
İçecekleri, Nil suyu ve dan bozası içerler, ama Kırım bozasından fazla sarhoşluk verir.
Yiyecekleri, darı ve arpa ekmeği, koyun, keçi, camız, sığır, deve, fil, gergedan, zürafa, ceylan, devekuşu yumurtası, kedi, devekuşu, kazık boynuz, arslan ve kaplanları besleyip yerler ve lezzetini gayet överler.
Bu yedikleri hayvanların postlarını evlerine döşerler. Ceylan ve kuzu derisinden yastık ederler. Kadınları hanelerini devekuşu tüyleri ile ve yumurtalarıyla süsleyip sarhoş eden 5-6 günlük deve sütünü içip cilvelenirler.
Deve sütü bozadan fazla sarhoş eder, rakı gibi. Bağ ve bahçelerinde üzümü olmadığından şarabı ve rakısı yoktur. Boza ve sütten başka bir keyif verici bilmezler. Deve sütünün bu kadar sarhoş etmesinin aslı, halka kökü adında bir otun kökünü korlar, şaraptan daha fazla sarhoş eder. Hatta suya koysalar o sudan içen sarhoş olur. Bu diyarın şiddetli sıcağına bu keyif vericiler uygundur.
Vilayet halkına Allah'ın emriyle şiddetli sıcak tesir etmez. Hamd olsun hakire de tesir etmeyip Arafat'ta ihramda olduğumuz gibi yalınayak başıkabak gezip Funclulara uymadık. Bir gün tabilerimizle hastalanmadık Zira ikindiden sonra ta sabaha dek saba rüzgarı esip insana hayat verir.
Nil suyu bu mahalde çok tatlıdır. Zira doğduğu yer güneye doğru bir aylık yoldur, tuzlu yerlere, neft, katran, kükürt, demir ve zırnık madenlerine uğramadan gelir. Ve nice yüz bin kollar içinde yılan, karınca ve kepçe kuyruk gibi zehirli hayvanlar batmış, karışmış arklara uğramadan doğduğu gibi bu Funcistan'a gelir. Onun için bu diyarda Nil abıhayattır. Ancak gayet sıcak akar, ceylan tulumlarına doldururlar, hava alıp buz parçası olur. Ama orta halli olan sudan içmek daha akıllıcadır, zira o pek soğuk su o diyarda insanlara fazlaca yangınlık verdikçe çok içerler, bu yüzden ishale yakalanırlar.
Bu memlekette pire, kehle ve tahta biti olmaz. Zira tüm halkı say yağla yağlanıp güneşte camız gibi yatarlar. Kehle, pire ve tahta biti ise yağ olan yerlerde olmaz.
Bu memlekette hile, dalavere, düzenbazlık, dedikodu, iftira, zulüm, yalan, zina, livata ve gammazlık bilmezler.
Hastalıklardan veba, zatülcenb, felç, vücut titremesi, cüzam, sil, şirpençe, yenirce, abraşlık, kuba, sıtma, kısacası veba da nedir bilmezler. Hemen ecelleri geldiğinde ağrı hastalığı gibi bir hastalığa yakalanırlar, önceden zayıf oldukları için birkaç gün daha yiyip içmediğinden "Ala misafiri" deyip gömerler.
Tatar ve Arnavut kavmi gibi hasta ve ölüden kaçmazlar. Ve asla bir adamın öldüğüne ah edip ağlayıp sızlamazlar, belki gülerler. Hakir sorup,
“Niçin ağlamazsınız?" dedim.
"Biz dahi ölsek gerek. Niçin ağlarız? Ayıp şey değildir, kanundur, hepimiz ölürüz" diye cevap verdiler.
Sözün kısası tevekkül kapısına yapılmış bir alay kavimdir. Yiyecekleri bol değildir, hemen ne bulurlarsa yerler, bulamazlarsa aç gezerler. Sonunda Nil'den balık avlayıp karınlarını doyururlar.
Sözün özü, bu Sudan diyarının durumlarını, görüp öğrendiğimiz kadarıyla yazıp anlatsak bir cilt kitap olur.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗