Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiSudak
BALKANLAR & KAFKASYA

Sudak

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Sudak

(— ) tarihinde Mengli Giray Han yardımıyla ve Gedik Ahmed Paşa eliyle Sultan Bayezid-i Velî Han Ceneviz Kralı Frengi elinden fethetmiştir. Bayezid Han yazımı üzere hâlâ Kefe Eyaleti'nde voyvodalıktır. Ve 150 akçe pâyesiyle kadılıktır, (—) adet köyleri vardır. Dizdarı ve 50 adet hisar eri var, başka hâkimleri yoktur.

Sudak Kalesi zemininin şekli: Emevîlerin korkusundan bir Ceneviz kral oğlu Girit Adası'nda Suda Kalesi'ni bırakıp gelip bu kaleyi yapıp ismini Suda kor, ama Tatar kavmi Sudak kirman derler. [135b] Hâlâ kalesi Karadeniz kenarında göklere doğru Samanyolu gibi baş uzatmış yüksek bir tepe üzerinde bir pilav tepesi gibi yaratılmış mavi kaya üzerinde dört köşe sağlam ve dayanıklı kalesi vardır. Şanlı halkı ve hâl sahibi kimseler vardır. Kahkaha gibi kalesi vardır ama içinde ev ve başka yapı yoktur. Ancak bir karakolhanesinde birkaç adam nöbet ile beklerler, zira azgın Kazak keferesinden korkarlar.

Daha önce bu iç kalede fener yanar imiş, zira Karadeniz içinde 150 mil uzak mesafeden, denizden görünüp fenerinden bilirler imiş ki "Suda Kalesi'dir" diye gece yarısında limanına gemiler girerler imiş.

Bu kale içinde insan olmadığının aslı gökyüzünde bulutlar içinde yüksek bir kale olduğundan insanlar inip çıkmada çok zorluk çektiklerinden kaçıp bu kalede tek bir fert bile kalmaz. Ancak nöbet ile bekler birkaç gözcüleri ve kuzey tarafa açılır bir demir kapısı var. Bu iç kalede 10 adet kâfiri kârgir yapı evlerin kapıları kapalıdır, ama sahiplerinin esvapları ve eşyaları var.

Kız Kulesinde ağzına kadar dolu darısı var ve ancak bir haber topu var, gece gündüz ağızlı ve sıkılı durur. Şahane ve uzun kale döver bir toptur. Gariplik bunda ki bu topu bulutlar içinde olan yüksek dağın zirvesine nasıl çıkarabildiler, garip seyirliktir. Bu iç kaleye Sudaktılar Kız Kalesi derler. Ondan aşağı,

Aşağı orta kalenin anlatılması: Buna iç kale derler. Bu da bir kat dolma kârgir duvarlı kaledir ki tam bin adım büyüklüğünde duvardır. Kuzeye bakar bir kapısı var, ama iki kat dolambaçlı demir kapılardır. 6 kulesi vardır. Bu bir kat kale içinde 10 kadar kiremit örtülü nefer evleri var, ama bunda da kimse kalmaz. Bu da çok yüksek kaledir, inip çıkmak çok zor olduğundan hisar içinde bir adam bile olmaz. Ancak bunda da bekçiler vardır. Bu ikinci kat kalenin deniz tarafında asla kale duvarı yoktur, zira o tarafı denize kadar tam 300 arşın yükseklikte yalçın kayalardır ki sanki Bîsütun Dağı’dır. Kayalar altına bazı ufak gemiler direkleriyle girip yatarlar. Bu derece şahin, zağanos ve miskî kartal kuşu yuvalı kayalardır ki kuş tırnakları ilinmez mavi yalçın heybetli kayalardır.

Hikâye: Kâfirler bu kaleyi Gedik Ahmed Paşa'ya vere ile vereceği gece bu kale kayasını bir gecede 3 bin ayak merdiven kesip bütün değerli eşyalarını gemilere koyup Girit altında asıl vatanları olan Suda Kalesi'ne varıp yine Suda'yı imar ederler. Onun için bu kaleye Sudak derler. Hâlâ kâfirlerin bir gecede kestiği kayadan merdivenler durur ki insanın yapacağı şey değildir. Bu orta kaleden aşağı düzde,

Aşağı hisarı bildirir

Yukarı kaleyi, bu aşağı varoş hisar yay şeklinde kuşatıp bir taraftan bir tarafa orta kaleyi sarmıştır. Büyüklüğü tam 3 bin adım dolanır taş ve sağlam duvarlı varoştur, ama yalın kat şeddadi sağlam binadır ki bir kaleye benzer duvar değildir.

Tamamı 24 adet yüksek Kahkaha kuleleridir. Her kulenin iki taraflarında dört köşe beyaz mermerler üzere Ceneviz Frengi keferelerinin damgaları ve tasvirleri var. Ve her bir kuleyi yapan banlar, krallar ve beylerin acayip şekillerle damgaları var, zira bu kaleye bin adet Frenk kâfiri beyleri yardım ederek yapılmış. Yoksa yüz yılda bitmez büyük bir hisardır. Onun için her beyin işaretleri her kulede damalarıyla yapılmıştır.

Bu kalenin hendeği Allah'ın emriyle kesme kaya büyük bir dere olmuştur ki cehennem çukuruna benzer.

Poyraz tarafına açılır ancak bir kapısı var. Liman kapısı ve bağlar tarafı kapısı daima kilitli durur.

Bu büyük kale içinde kefere zamanı tam bin adet küçük küçük kilisecikler var imiş. Hâlâ durur, ama içinde sığır ve sıpalar bağlanır.

O asırda bu kalenin mamurluğu ve şenlikliliği o kadar imiş ki bu kale içinde kayalara yapışmış, birbirleri üzerine yapılmış 40 bin adet evler varmış. O zamanın mamurluğuna adaletli tanık, hâlâ 40 bin adet bağlarıdır. Hâlâ şimdi bu aşağı varoş kalesi içre 100 adet kiremitli ve bazısı toprak örtülü evleri vardır.

...

Burada Hacı Bay Mescidi var, ama dükkânlar, han ve hamamlar, medrese, mektep ve tekkeler yoktur. Kalenin boş olarak kalmış yerleridir, ama bağ ve bahçeleri gayet çoktur. Bu mahalde su da yoktur, ama büyük su sarnıçları çoktur. Ancak atıl durumdadır ki henüz usta ellerinden çıkmış su sarnıçlarıdır.

Bu Sudak Kalesi ta yukarı iç fener kalesine kadar, aşağı hisar ile üç kat kale olmuş olur, ama aşağı kalenin batı tarafında havalesi vardır, ama yine bir yolla yanma varılmaz, zira her tarafı sarptır. Bir yerden lağım ve metris ile hendeği kenarına varılmaz. Ancak uzun sürecek kuşatma ile zayıf düşer. Eğer bir taraftan yardımı ve zahiresi gelmezse zayıf düşüp vere ile Gedik Ahmed Paşa'nın aldığı gibi alınır.

Aşağı kale kapısından taşra dere aşırı bir Müslüman mahallesi var, tamamı 200 adet toprak örtülü, 1 mescitli ve 1 âbıhayat çeşmelidir. Namazgâh sofası üzere duvarda çeşmenin tarihidir:

Çeşmesâr edip o kim buldu mahallinde vukû',
Zahir oldu sanasın ayn-ı hayât-ı selsebil,
Kandi bu hayr-ı şerifin hoş dedi tarihini,
Hacı Ahmed çeşmesi suyun ede cârî Çelil. Sene 956.

Bu çeşmeden aşağı olan varoşun daha aşağısında bir kayadan bir kayaya kadar bir kat kale duvarı daha var, ta yukarı orta kale kayalarına bitişik İskender Şeddi gibi sağlam bir duvardır. Daha önce kefere zamanı bir büyük iskele varoş imiş.

Deniz kıyısı tarafında büyük ve geniş bir kemer vardır. O derelerden akan sular bu kemerlerden geçip nice değirmenlere, bağ ve bostanlara uğrayıp denize karışırmış.

Ve yine deniz kenarında bir liman varoş var imiş. Kadırgalar yapılacak tersaneleri orada imiş. Hâlâ yapı kalıntıları bellidir. Limanı 50 pare gemi alır, iyi demir tutar yataklı limandır.

Sözün özü, eğer burada insan olup mamur olsa Kırım Adası'nın Meram-ı İrem'i olurdu, ama yine denizler ve karalar gezginleri içinde Sudak Kalesi'nin bağ ve bahçeleri meşhurdur.

Beğenilenlerinden: Havası hoş olup 40 bin adet bağlarında nice bin sedirler, nice bin matbah, odalar ve sanatlı Havarnak köşklerinde nice bin fıskiyeli havuz ve şadırvanlar vardır. Oturup dinlenecek, eğlenecek küçük köşkler ile süslenmiş Sudaklar bağlarıdır ki yeryüzünde Konya'nın Meram'ı, Malatya'nın Aspuzu'su, Maraş'ın Deride Bağı, Tebriz'in Cihanşah Hıyâbanı, Şam'ın Mize Bağları, Rumeli'de Peçuy Sirem-mânend İrem Bağı Baruthane'si, İstanbul'un Göksu ve Kâğıthane'si ve bu Kırım diyarının Sudak Bağı Rum, Arap ve Acem'de meşhur olup bu Sudak bağlarında zevk edenlerde asla sara olmazdır.

Beğenilen meyveleri: Evvelâ beyaz kirazı o kadar sulu ve yemesi hoştur ki Bosna diyarında Banyaluka şehri kirazından sulu ve lezzetlidir. İki kirazı bir esedî guruş ile denk gelmiştir. Bir insan bu kirazdan ne kadar yese asla vücuda ağırlık vermez, hazmı gayet kolay bir çeşit sulu beyaz ve has gülnarı, yani kirazı olur. Ve ayvası da beğenilir.

Elması yeryüzünde yoktur. Hatta Malatya'nın Aspuzu Bağı'nın nazlı elmasından ve Rumeli'nde Köstendil Bağı elmasından bu Sudak elması meşhurdur ki, misk ve amber gibi kokusu vardır. Hatta müelliflerden (— ) (— ) kimse [136b] (— ) adlı kitabı girişinde "Elma gibi faydası boldur. Utanacak şeyden Allah'a sığın" dediği elma, bu Sudak Bağı elmasıdır. İzmit Sancağı'nda Kocaeli şehrinin misket elmasından lezzetli ve yemesi hoş, bu Sudak elması ki sarı renkli, sekizi bir okka gelip içinde çekirdeği çığrar elmadır ki yiyenin beyni kokulanır ve gayet besleyicidir. Hatta beyaz kutular içinde pamuklara bu elmaları sarıp sarmalayıp Kırım hanlarına, sultanlara ve vezirlerine nice yüz kutu elmayı hediye götürürler. Özellikle nice bin kutu ve nice yüz sepetler ile pamuğa sarılmış miskli elmaları gemilerle ta İstanbul'da Osmanlı padişahına, âlim ve vezirlere hediye götürürler. Henüz tazeliği ve tatlılığı üzerinde olup uzun zamanda rengi değişmeyip sanki ağacından henüz kopmuş gibi lezzetlidir. Sözün kısası Sudak elması gibi bir elma olmazdır. Tanrı daha çok ede.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗