Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camii
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camii
951 [1544-45] tarihinde başlanıp 963 [1556] tarihinde tamamlanmıştır ki tarif edilmeye ve anlatılmaya ihtiyacı olmayan ibret verici bir camidir. Tarih:
Kale abdi abid tarihahu
Ma 'bedullalız vescüd vakterib. (Sene 963 ) [1556].
Yazar bilginlerden tarih yazan ve o vech ile sikkeyi mermerde Kazan fazıl tarihçiler övgü yazmada acizliklerini ve eksikliklerini itiraf ederler, ama bu hakir Evliya cüret edip elden geldiği kadir bu benzersiz camiin övülmesine cesaret edeyim.
Önce zemini daha önce Fatih'in yaptığı Eski Saray'ın yarısını bölüp Süleyman Han bu camii denize bakan yüksek bir tepe üzere benzersiz bir cami yaptı. Bütün Osmanoğulları ülkesinde ne kadar bin becerikli usta mimar, yapı ustası, işçi, taş yontucu ve mermer ustası var ise toplayıp üç sene tam üçer bin ayağı bağlı forsa temelini yerin dibine indirip dağ delicilerin kazma vuruş sesleri yerin dibindeki dünya taşıyıcısı olan öküz duyardı. Ta bu mertebe yerin dibine kadar kazıp sonra temeline rıhtım yaparak üç senede binanın temeli yeryüzüne çıkıp belli oldu.
Sonra bir sene hali üzere durup başka temellere ve çeşitli taşları tıraş etmeye başladılar. [43b] Bir seneden sonra Sultan Bayezid-i Veli'nin mihrabı peresesine (hizası) göre mihrap konup dört tarafındaki duvarların kubbe kemerlerine kadar üç senede bitirdiler. Sonra dört sağlam ayak üzere yüksek kubbeyi yaptılar.
Süleymaniye Camii'nin tarzı ve şekli: Bu büyük camiin mavi kubbesinin en tepesi Ayasofya kubbesinden yuvarlak ve 7 arşın yüksek cihanı seyreden bir kubbedir. Bu benzersiz kubbenin dört ayağından başka camiin sağında ve solunda dört adet somaki mermer sütunlar var ki her biri onar Mısır hazinesi kıymet eder. Yine Mısır diyarında (---) şehrinden Nil ile İskenderiye'ye oradan Karınca Kaptan sal gemilere yükleyip uygun havayla İstanbul'da Unkapanı'na getirip oradan Vefa Meydanı'na, oradan Süleymaniye Camii'nde Karınca Kaptan dört adet sütunları Süleyman Han'a teslim ettiğinde Beyt:
Karıncalar budun çekmiş çekirgenin Süleyman' a
Size layık nemiz vardır kabul eylen fakirane
dediğinde Süleyman Han hoşlanıp hizmeti karşılığında Karınca Kaptan'a kadrince Yılanlı Adası ve Rodos Adası sancağı ihsan olunur, ama Huda bilir öyle dört somaki kırmızı renklidir, cihanın dört köşesinde benzeri yok ellişer arşın yüksek güzel direklerdir.
Büyük kubbenin mihrap üzere yarım kubbe ve kıble kapısı üzere yine yarım kubbe ile yapılmıştır, ama anılan sütunlar üzerinde yarım kubbeler yoktur. Sütunlara ağır yük olmaması için üstad Mimar Sinan billur, necef ve moran camlar etmiştir ki hepsi ( ---) moran camlardır. Mihrap ve minber üzere olan renk renk camlar Sarhoş İbrahim'in işidir ki bunun da övülmesinde zayıf insan aciz kalır. Ne zaman ki öğle vaktinde bu camlara alemi aydınlatan güneşin ışığı vurunca camiin içi aydınlanıp bütün cemaatin gözbebekleri kamaşır. Her parça cam nice kere yüz bin parça çeşit çeşit küçük camlar ile çiçekler ve Esmaü'l-hüsna (Allah'ın güzel isimleri) yazıları ile süslenmiş, kara ve deniz seyyahları içinde övülmüştür ki felekte benzeri görülmemiştir. Gerçi mihrabı, minberi ve müezzin mahfili beyaz ham mermerdendir, ama usta mermerci (---) ince sütun üzere bir müezzin mahfili yapmıştır ki sanki cennet mahfilidir. Yüksek ham mermerden bir minberi ve sürahi tacı var ki benzeri sanki Sinop Camii minberi ola.
Mihrabı sanki Hz. Süleyman mihrabıdır ki üzerinde Karahisari hattıyla "Zekeriyyil mabedde onun yanına her girişinde" [AI-i İmran, 37] ayeti lacivert altın ile yazılmıştır.
Mihrabın sağında ve solunda burma çizgi çizgi yapma sütunlar var ki mucizeli sihirdir. Yine orada birer insan boyu saf bakır ve saf altın ile kaplanmış şamdanlar üzerinde yirmişer kantar beyaz balmumları var ki her birine on beşer basamak ağaç merdiven ile çıkılır. Her gecelerde yakılıp cami içi aydınlık içinde aydınlık olur.
Bu camiin sol köşesinde ( ---) sütun üzere bir yüksek makam, hünkar mahfili vardır. Bunun başka mihrabı vardır. Bu mahfilden başka dört sütun ayaklar köşelerinde dört adet aşır okuyanlar için maksurecikleri var.
Onlardan başka camiin iki tarafında yan sofaları üzere· ( ---) adet küçük çeşitli sütunlar üzerinde cami içinde cemaat safaları vardır. Camiin dışında yine bu sofalara denk ince sütunlar üzere denize bakan ve sağ tarafı çarşıya bakan katlar vardır. Cemaat çok olduğunda bu sofalarda ibadet ederler.
Cami içre kubbede ve direkler üzere iki kat tabakalar daha vardır ki onlarda mübarek gecelerde kandiller yakarlar. Toplam 22.000 kandil ve nice bin askı avizeler vardır. Camiin dört tarafında toplam (---) pencere vardır. Her birinden birer tür hafif rüzgar girip cemaat yeni hayat bulup cennete girmiş olurlar.
Bu camide Allah'ın emriyle güzel bir koku var ki insanın dimağı kokulanır, ama dünyanın çiçek ve gülleri kokusuna benzerliği yoktur. Bu cami içinde geride kıble kapısı tarafındaki iki ayaklarda bir çeşme vardır. Bütün cemaat tatlı suyundan içip susuzluklarını giderirler. Bazı kemerler altında üst hazine maksureleri var ki şehrin ileri gelenlerinin ve binlerce yolcuların Allah emaneti [44a] malları var ki hesabını Allah bilir.
Karahisari hattının (yazısının) övülmesi: Bu camiin içinde ve dışında olan Ahmed Karahisari hattı bu günde ne yazılmıştır ve ne yazılması gerektir. Bu yolda Cenab-ı Bari onu başarılı etmiş. Önce büyük kubbenin ta ortasında: "Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru içinde lamba bulunan, penceresiz oyuğa benzer. Lamba cam içerisindedir" [Nur, 35] ayeti yazılmıştır ki gerçekten Nur ayeti yazmada ustalığını belli etmiştir.
Mihrap üzere yarım kubbe içre (---) yazılmıştır. Kıble kapısı üzere yarım kubbe içre: "Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim" [En'am, 79] ayeti yazılmıştır.
Dört ayakların köşesinde "Allah", "Muhammed" birinde de "Ebubekir" bitinde "Ömer", "Osman", "Ali", "Hasan" ve "Hüseyin" yazılmıştır.
Minberin sağındaki pencere üzere: "Mescidler Allah'a mahsustur, Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin" [Cin, 18]. Bunlardan başka üst pencereler üzere hep Allah'ın güzel isimleri yazılıdır, ama kalem-i şikafidir (yırtık yazı). Lakin kubbedeki yüksek yazılar güzafi hattır ki her bir elifi, lamı ve yırtık kafı onar arşındır, zira kubbenin boyu posuna göre yazılmıştır ki aşağıdan rahatça okuna.
Bu camiin beş kapısı vardır. Sağ tarafında imam kapısı, sol tarafta hünkar mahfili altında vezirler kapısı ve iki yan kapıları var, sol yan kapı üzere "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur." [Ra'd 24, 18]. yazılmıştır. Sağ yan kapı üzere ( ---) yazılıdır ve kıble kapısı üzere
............................ (2 satırlık yer boş) .................................
Sol taraftaki kitabe içinde "Ketebehu Ahmedü'l-Karahisari. Sene (---)" diye yazılmıştır.
Beyaz avlunun vasıfları: Camiin anılan kapısına ve güzel avlunun üçer adet yüksek kapısına ( ---) basamak taş merdiven ile çıkılır ve inilir, ama bu has avlu, beyaz mermer ile döşenmiş bir ak yayladır ki her bir parça mermeri birer haliçe büyüklüğünde parlak, yaldızlı ve düzgün döşenmiş billur gibi boşluktur. Uzunluğuna ve enlemesine dört köşe olup yan sofalar ile bile ( ---) ayaktır, ama cami içi bu avludan büyüktür.
Kıble kapısından ta mihraba kadar ( ---) ayaktır. Eni ( ---) ayaktır, ama bu avlunun dört tarafında kırk ayak enli yan sofaları üzere hepsi rengarenk büyük direkler üzerinde (---) adet değerli direkler ve her sütun üzerinde çeşit çeşit taşlardan kemerler var ki her biri gökkuşağından nişan verir. Daha üstünde fırdolayı ( ---) adet kubbeler vardır.
Bu avlunun dört tarafına bakan toplam ( ---) pencere vardır ki her bir demir şebekesi pazu kalınlığı demir pencerelerdir. Demir ustası Davud sanatını edip öyle törpü urmuş ki halen cilasına bir toz zerresi etki etmeyip Nahçıvan demiri gibi cilalı pencerelerdir. Bu pencerelerde (---) camlar vardır.
Bu beyaz avlunun ta ortasında ibret verici bir havuz vardır. Bu da seyre değer sihirli dört köşe bir havuzdur. Ancak abdest havuzu değildir. Dört tarafı mermer kafeslerdir. Cemaat hayat suyundan içerler.
Üstü yassı kurşun örtülü alçak kubbedir, ama gariplik bu ki bütün havuzun şadırvanları atıldığı için şadırvan derler, ama bunun hayat suyu kubbesinden aşağı sebil gibi akar. Garip seyirliktir ki insafla bakan hayran olur. Bu avlunun kıble tarafı sofası pencereleri üzere kaşi çini lacivert üzere (---) (---) (---) yazılıdır.
Avlunun sol yan kapısı üzere ( ---) ( ---) ( ---) ayeti yazılıdır.
Avlunun sağ kapısı eşiği üzere (---) (---) (---) (---) (---) ayeti yazılmıştır.
Avlunun kıble kapısı üzere (---) (---) (---) (---) ayeti yazılmıştır, ama bu avlunun kıblesi bütün kapılardan yüksek bir sanatlı kapıdır ki yeryüzünde bu güzel kapıya denk beyaz ham mermer eşikli, kat kat girişme yivli, külüplü ve medineli bir kapı [44b] görülmüş değildir. Hepsi beyaz ham mermerdir. Üstad mermer-tıraş bütün taşları birbirlerine öyle kaynaştırmıştır ki her taşın aralarını değme adam fark edemez.
Bu kapının yüksek eşiği üzere mihrap gibi mermerden oyma mukarnas mebrumlar içre başaşağı mermerden ibret verici laleler ve çeşit çeşit sanatlar, yine yine mermerden zincir ile sanatlı avizeler var, Cemşid ilminden haberdar olan bilir.
Bu kapının iki tarafında ta kubbe bitinceye kadar dörder kat odalarda muvakkıt, salacılar, kapıcılar· ve kayyımlar oturmaktadır. Bu kapıdan içeri bir büyük kırmızı yuvarlak somaki döşelidir ki bu da benzersiz cilalı ve parlak taştır, ama büyüklüğü bir sofra kadar vardır. Bir tarafı biraz yaralanmıştır.
Avlunun sağ tarafındaki kapının iç yüzünde dört köşesinde düzgün bir somaki üzere bir haç yazılmıştır. Üstad onu kazımış, ancak yine haç izi bellidir. Kafirler bu taşa bir milyon vermişler, ancak vermemişlerdir. İşin sonunda bir deniz şenliğinde Galata'da yatan kafir kalyonlarının direği üzerinde bir şahi top güllesini kasten atıp ta Süleymaniye Camii'nin sol avlu kapısının aşağı eşiğini kırıp top güllesi gelip anılan haçlı somaki üzere karar etmiştir, ama yerde olduğundan bir zarar isabet etmemiştir.
Sözün anlamı odur ki mel'un kötü renkli Frenk ne düşmanlıktır ve ne derece usta topçusu vardır ki Galata'dan isteyip Süleymaniye kapı eşiğini vurup kıra. Hala vuruş izleri bellidir ki insanların seyirliğidir. Bu avlunun dört tarafında olan sütunların aşağı kısımlarında tunç bilezikler vardır. Evkaf tarafından hakkak (oymacı) tarihçi vardır. Bütün büyük olayları, mesela yangın, tahta çıkış, deprem ve halk ayaklanması gibi şeyler yazılmıştır ki acayip tarihli sütun ayaklarıdır.
Bu camiin dört adet minareleri var ki her biri birer ezan makamıdır. Sultan Süleyman Han, Osmanoğullarının onuncu padişahı olduğundan ona alameten dört minare on şerefe yapmışlardır. Camie bitişik iki minare üç şerefeli göklere baş çekmiş (---) yüz basamak benzersiz minarelerdir.
Avlunun geri köşelerindeki iki minare onlardan daha alçacık ikişer şerefeli düzgün minarelerdir, ama sol tarafındaki üç şerefeli minareye cevahir minare derler, adının sebebi odur ki Süleyman Han bu camii yaparken biraz sağlamlaşması için bir sene feragat edip başka hayratlar yaparlardı.
Acem Şahlarından Şah Tahmasb, Süleyman Han'ın camiden feragat ettiğini duyup tez bir büyük elçi tedarik edip bin kese mal ve bir kutu kıymetli çeşit çeşit mücevher ile mektubunda eyle yazmış ki,
"Duyduk ki camii tamamlamaya kudretiniz kalmayıp feragat etmişsiz. Size dostluğa binaen şu kadar hazine mal ve bu kadar mücevherler gönderdik. Bu mücevherleri satıp bu malı sarf edip camii tamamlamaya çalışın, bizim dahi hayratınızda hissemiz ola" diye bu gibi hakaret edici mektuplar ile alelacele elçi Süleyman Han'a geldiği sırada cami denizler gibi işçi ve ustalar ile yapılırken gelip Süleyman Han mektubun içeriğinden ateş gibi olup bin kese malı bütün İstanbul Yahudilerine elçi önünde dağıtıp bir parça kalmadı.
Elçiye hitap edip buyurdular ki beyt:
Rafızi ruz-i kıyamet har büved zir-i Yehud
"Böyle olacak size binecek Yahudi topluluğu efendilerinize malınız nasip ola ki Kıyamet gününde size bindiklerinde mahmuz ve kamçı vurmayalar. Yohsa sizcileyin namaz kılmayan insanların cami hayrında ilgileri ne ola".
Bir kutu mücevheri yine elçi önünde Mimar Sinan'a verip,
"Bu değerli diye gönderdiği taşları benim camimin taşları yanında değersizdir. Tez bunları diğer taşlar içre koyup harcın içine kat" dedi.
Elçi bu hali görünce akıl dairesinden çıkıp sustu ve hayrette kaldı. Mektubuna karşılık nice boş sözler ile mektuplar yazılıp elçi Revan tarafına yola çıkmada. Beri tarafta usta Mimar Sinan bu mücevherleri birer tür sanat ile minarenin her altıgen [45a] süsleri içine kitabelerin ortasına türlü türlü yapma mermer güller içine bu cevahirleri süslemiştir. Onun için o minareye hala Cevahir Minare derler. Güneşin ışığı bazı taşlara yansıyınca ışık verir, ama bazı taşlar sıcağın şiddetinden, kar ve yağmurdan bozulup ışığı yok olmuş ama camiin kıble kapısı sofa kemeri ortasında bir Nişabur firuzesi vardır ki bir yuvarlak kase kadar vardır. Hala parıltısından insanın gözü kamaşır. Bu camiin iki tarafında kırkar adet abdest yenileyecek muslukları vardır.
Nurlu türbe bahçesinin vasıfları: Mihrap önünde bir ok atımı mesafede bir güllük gülistanlık ve dünya yarısı ağaçlık içinde Süleyman Han meşhedi toprağı güzel olsun yüksek bir kubbe içinde gömülüdür ki bu kubbenin benzeri bu gökkubbe altında yoktur, zira şirin işli usta küçük bir kubbe üzere bir kat yüksek kubbe daha yapmış, biri biri içinde böyle· sanatlı kubbe bir diyarda yapılmamıştır. Bu acayip ve garip tarz görülmemiştir. Bunda olan kafesli ve kat kat mermer sanatları bir yapıda yoktur.
Dış avlunun özellikleri: Bu camiin üç tarafında bir kat dış avlu daha var ki iki tarafı birer at menzili toprak boşluktur. Çeşit çeşit uzun çınarlar, salkımsöğütler, servi, ıhlamur ve kuşdili ağaçları ile bezenmiş büyük avludur ki üç tarafı toplam (---) adet pencereli duvarlardır.
On adet kapıları vardır. Kıble tarafına iki kapısı var. Biri Mera kapısı, biri Eski Saray kapısı, güneyde Mektep kapısı ve yine güneye Çarşı kapısı, güneye Sağmedrese kapısı, yine güneye Hekimbaşı kapısı, batıya İmaret kapısı, Tavhane kapısı ve yine garba Ağa kapısı (---) basamak merdiven ile çıkılır. Ondan kuzeye Binbir Çivili Kubbe kapısı yirmi ayak taş merdiven ile çıkılır bir kapıdır. Kubbesi içinde bin bir çivi mıhlı olduğu için böyle isimlenmiştir. Doğu tarafına bakan Hamam kapısı, bundan (---) ayak merdiven ile hamama inilir, ama bu tarafta avlunun duvarı olmayıp İstanbul şehrini seyr için bir kenarına alçak duvar çekilmiştir.
Bütün cemaat orada durup Rünkar Sarayı, Üsküdar, Boğazhisar, Beşiktaş, Tophane, Galata, Kasımpaşa ve Okmeydanı baştan ayağa görünür. İstanbul halid ve Boğaz içinde nice bin pereme, kayık ve diğer gemilerin yelkenlerini açıp yüzdükleri birer birer görünür cihan seyri bir avludur.
Bu avlunun dört tarafından Süleymaniye Camii fırdolayı ( ---) 1.000 adımdır ve bir küçük avlu da Süleymaniye ile Eski Saray duvarı arasında ser-çeşme-i küşte-giran Pehlivan Demir Meydanı adıyla meşhur bir alandır. Hala ikindiden sonra tekke pehlivanları o güzel yerde güreşirler. Türkçesinin doğrusu güraşdır.
Bu camiin sağ ve solunda dört mezhep müftüleri için dört adet büyük medreseler var ki hala amil ve kamil alimler ile mükemmel dopdoludur.
Bir darülhadis, bir darülkurra, başka tıp medresesi, bir sıbyan mektebi, bir şifa yurdu, bir mutfak, bir aşevi, bir yolcu misafirhanesi, gelen-gidenler için bir kervansaray, bir yeniçeri ağası sarayı, bir kuyumcular, düğmeciler ve kavaflar. sokağı, bir cihanın yarısı aydınlık hamam, medrese tetimmeleri ve 1.000 adet hizmetçi evleri yapmıştır ki bu cami etrafında bin bir kubbe sayılmıştır.
Galata tarafından bu Süleymaniye İmareti'ne bakan sanki gömgök kurşun ile döşenmiş bir büyük bir şehir görür.
Toplam 3.000 hizmetçisi var, vakfı çok güçlüdür. Akdeniz'deki bütün adalar( Sönbeki, İstanköy, Sakız, Rodos ve diğer adalar bütün Süleyman Harap evkafıdır ki mütevellisi 500 adam ile yönetir.
Bu camiden başka Süleyman Han yedi iklimde fethi olması sebebiyle toplam (---) hutbesi okunur, ama İslam ülkelerinde bu Süleymaniye Camii'nden sağlam ve dayanıklı imaret yapılmamıştır. Bütün mühendislerin sözbirliği ettikleri budur ki,
"Bu yeryüzünde Süleymaniye [45b] yapısı gibi sağlam yapı yapılmamıştır ve bu yuvarlak kubbe gibi parlak bir kubbe görülmemiştir" derler.
Temel kuruluşunda olan sağlamlık, köşesinde olan zarif eserler ve her sihirli sanatın en olgun şekli bu camiin içi ve dışında mevcuttur. Hatta bina tamamlanınca Koca Mimar Sinan,
"Padişahım sana bir cami inşa ettim ki kıyamet gününde Hallac-ı Mansur gelip yeryüzünde olan dünyanın kazığı olan yüce dağları hallaç yayından pamuk gibi attıkta camiin kubbesi Mansur'un yayı çillesi önünde çevgan topu gibi yuvarlana" diye camiin bu mertebe sağlamlığını över. Gerçekten bu cami yüksek bir tepe üzere kurulmuş olduğundan temelini başta ta Tahtakale üstündeki sedden, Siyavuş Paşa Sarayı seddinden, Yeniçeri Ağası seddinden, Küçükpazar sarnıcı seddinden, Ağa Mektebi'nden, tavhane, imaret, kurşunhane ve bimarhane tarafları sedlerinden bütün Süleymaniye Camii temelleridir ki bu şekilde bu büyük cami sağlamlık bulmuştur.
Hatta bu hakir bir kere gördü ki on adet Frenk keferelerinin hendese ve mimari ilminde yetkin ve söz sahipleri gelip kapıcılar ile bu nurlu camii seyrederken kapıcı kayyımlar bu kafirlerin ayaklarına başka mest giydirip seyrine başlayıp her ne tarafa baktılarsa ağızları açık kalıp şaşkınlıklarından birer parmaklarını ısırıp hayran olurlardı.
Yapıların Hind sedefkarisi kanatlarını gördükçe başlarını salıp ikişer parmaklarını ısırırlardı. Başaşağı dönmüş kubbeyi gördüklerinde bütün başlarında manlifke şapkalarını çıkarıp "Merye Merye" diye hayran oldular. Kubbenin eteğinde olan Kisra kemerinden nişan verir dört adet kemerleri gördüler ki beyt:
Kehkeşan-asa semaya ser çeküp
Zirve-i a 'laya salmışdır kemend
mazmununca bir gökkuşağı gibi kemerler var ki sanki her biri birer Kudret eli kemeridir.
Gerçekten anılan kemerlerin tarihi: "Kudret kemeridir." Sene 944 [1537-38].
Tam bir saat dikkat üzere bu kemerleri ve cami içini dudaklarını ısırarak seyredip dış avluya çıkıp dört minare, dört rükün, altı yüksek kapıları, latif avluyu ve etrafında hazır kemerler üzere kubbeleri, bütün sütunları, kat kat düzgün kubbeler üzerinde bütün yaldızlı alemleri gördüklerinde parıltısından gözleri kamaşıp yine başlarından şapkalarını çıkarıp başı açık cami-i şerifin dört tarafını seyredip aşırı şaşkınlıklarından hepsi onar parmaklarını ısırdılar ki onların arasında şaşkınlığın en sonu on parmağını ağzına komaktır.
Hakir bunların tercümanına,
"Bu binayı nice gördünüz?" dedim. Hemen biri konuşulacak biri imiş, dedi:
"Her mahlukat ve varlıkların, bina ve yapıların ya içi veya dışı güzel olup iki güzellik bir yerde olmaz, ama bu camiin içi ve dışı öyle şirinkarlık üzere yapılmıştır. Bütün Frengistan'da dahi böyle bir ibret verici hendese ilmi üzere yetkin ve mükemmel bina görmedik" diye binlerce takdirlerini bildirdiler.
Hakir "Ya Ayasofya ile bu cami nicedir?" Dedim.
Onlar "Evet, bundan büyük tuğla yapı eski bir eserdir. O zamanın sağlamlığı üzere sanatlı büyük bir yapıdır, ama zariflik, hoşluk, incelik ve şirinlikte bu ondan daha sanatlı, ibret verici bir yapıdır. Harcanan mal yönünden de bu camie Ayasofya'dan fazla mal gitmiştir" diye nice sözler söyleyip gittiler.
Gerçekten bu camiin on miskal taşı bir altına mal oldu, derler.
Süleymaniye Camiinin masrafı: Cami tamamlanınca bina emini, nazırı ve mutemedi muhasebeleri üzere 890.383 yük filori olmak üzere cami muhasebesi görülmüştür.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗