Tophane Binası
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Tophane Binası
Koca Süleyman Han (---) tarihinde 48 sene padişah olup sekiz iklimdeki düşmanlarından intikam alıp bütün padişahları ve kralları işittik, itaat ettik deyip aman dilediler. Yalnız Alman kralı aman demeyip daima düşmanlık ederdi. Süleyman Han'ın 48 senesi gaza ile geçti. Dört sene Arap'ta, dört sene Acem'de ve dört sene Venedik kafirinde ceng edip 36 sene kamil Nemse (Avusturya) çasarıyla ceng etti. Süleyman Han, sonunda onların diyarlarında zahir (iltihaplı mesane) hastalığından öldü. Nemse böyle kuvvetli, cengaver, hile ve şeytanlıklar sahibi kalın kafirlerdir.
Bunlar top ve tüfeğe sahip olduklarından Süleyman Han da topçular sınıfına rağbet edip memleketin her yerinden ve kafiristandan ihsan ve paralarla topçular ayartarak ataları Mehmed Han ve Bayezid Han'ın yaptığı tophaneyi yıkarak yeniden bir tophane yapmıştır. Onu görmeyenler dev işinin, insan kuvvetinin ve ademoğlunun aklının neye erdiğini bilemez. Hala din düşmanı olan yere batasıca kafirlerin ellerinde büyük kaleleri fethetmek ve kurtarmak için önemli savaş aletlerinden olan topların her türlüsü işlenecek eski bir işyeridir.
Top İşliğinin anlatılması: Deniz kıyısından 100 adım uzak yüksek bir dağın eteğinde dört tarafı duvarlı kale gibi bir yapıdır. Kuşatılsa bile cenge dayanır sağlam bir duvardır. Onun ta ortasında yine dört köşe yüksek bir duvar vardır. Yüksekliği 40 arşındır, üzeri balıksırtı padavra tahtası örtülüdür. Bu kubbe üzerinde büyük bacalar vardır ki ateş ve dumanı o bacalardan dışarı çıkar. Bu padavra dam üzerinde adamların gezeceği yollar vardır. Damın üzeri merdiven merdivendir. Bu damın ta tepesinde ve dört tarafında yüzlerce bal fıçıları ile sular hazırdır. İhtimaldir ki tunç eritirken ateşinden bir kıvılcım çatıya isabet ederse, çatı üzerinde gezen adamlar sular ile o ateşi söndürürler.
Top kalıbı dolaplarının vasıfları: Bu işlik içinde nice yerde dolaplar vardır, onlarda top kalıpları yapıp hazır ederler. Kalıbın içine, gülle yerine kırkar ellişer okkalık gülle kalınlığı olması için, kırkar ellişer bin yumurta ile karıştırılarak macun olmuş çamuru, demir millere ipler ile sarıp top kalıpları içine karlar. Aşağılarını yine demir sikkeler ile boşlukta tutarlar. Bu top kalıbı içinde tunç dökülüp top olduğunda topun içinden yumurta ile karışmış mili çıkarırlar. Bu şekilde top olur.
Tunç fırının vasıfları: Bu fırın, anılan işlik içinde iki yerde yapılmış kubbe fırınlardır. Dört tarafı (---) adasında bulunan ateş taşıdır. [131a] Başka taşın o Nemrud ateşine dayanması ihtimali yoktur. O adaya özgü yeşil renkli bir taştır. Bu ocağın altı boştur ve üzeri kubbedir. Bu kubbelerin içinde kırkar ellişer bin kantar bakın ve maya için eskiden yapılmış ve parçalanmış top kırıklarını yerleştirirler. Kubbelerin dışında alargada nice bin kantar kalay hazır ederler. Katipleri de ne kadar bakır ve ne kadar kalay hazır olduğunu deftere kaydeder, zira bakırına göre top kalıpları hazır ederler.
Top kalıbı yerlerinin anlatılması: Yukarıda yazılan tunç kubbelerinin önünde cehennem çukuru gibi çukurlar içine ağızları yukarıya top kalıplarını korlar. Eğer balyemez top ise her ocağa onar top kalıbı koyup yirmi top eder. Eğer kolomborna top ise yirmişer kalıp, eğer şahiler ise yüzer kalıp, eğer içine adam sığar şayka toplar ise beşer yüzer kalıp koyup hepsinin ağızlarını Kağıthane balçığıyla sıvarlar. Bostanları sulamak için yaptıkları gibi su yolları ederler. Yolları tunç eriyecek kubbenin yolu ağzında son bulur. Bu gibi tedariklerle hazır ederler.
Tunç kubbelerinin dört tarafında dağlar gibi çam ve katran odunları hazırdır. Bir sene önce bu çam odunlarını yüzlerce usta kesip iki ucunu mekik gibi sivri birer kulaç ince odun edip kuruturlar.
Daha sonra top dökecekleri günde bütün kalfalar, ustalar, dökücübaşı, topçubaşı, vardiyanbaşı, muvakkıt eline kum saatini alıp işyeri imamı, müezzinleri, duacıları hepsi toplanıp dua, sena ve Allah Allah sesleriyle iki fırın ateşlenir.
Muvakkıt saat tutup mekik çam odunlarını devamlı tunç kubbesinin iki taraf deliklerinden bırakırlar. Tam bir gün bir gece alev alev ateş olduğundan sonra bütün dökücüler, ateş atıcılar çelebi elbiselerini çıkarıp pabuçları ve bir tür örtülü maskara külahlar giyerler, sadece gözleri görünür, sanki her biri birer gölge oyunu Karagözleri gibi olurlar.
Sırtlarında yine keçeden bol maskara elbiseleri giyip hizmet ederler; zira yirmi dört saatten sonra Nemrud ateşinden ve tunç deryası ateşinden, başka elbiseli adam yanına varsa bizzat insanlar, kebap olur, değil ki çelebi elbiseleri tahammül ede.
Ustalar ona keçe elbiseler giymek yolunu bulmuşlar. Cehennem ateşinden bir kıvılcım görmek isteyen bu tophane ateşini görsün. Yirmi dört saatten sonra sadrazama, şeyhülislama, kadıaskerler, nice duası kabul olunur şeyhlere ve diğer vezirlere haber verilir.
İşlik içine vezirler ile kırk adamdan başka dökücü ustalarından da kırk adam girer, başka hizmetçileri tamamen dışarı kovarlar, zira tunç deryası aktığında kötü nazarı sevmez. Peygamberimizin "Göz değmesi hakdır." hadisi vardır.
Ustalar bütün vezir ve şeyhlere "La havle ve la kuvvete" duasına devam etmeyi emredip bir hayli uzak safalar üzerine oturarak esma ile meşgul olurlardı. Bütün ustalar toplanarak ağaç kürekler ile yüzlerce kantar çubuk kalayları tunç deryasına atmaya başlarlar. Hemen dökücübaşı sadrazama, diğer vezirlere, alimlere ve şeyhlere;
"Sultanım din-i mübin aşkına zekat ve sadakanızdan altın ve kuruş tunç deryasına bırakın" deyince sadrazam birkaç kese altın, padişah tarafından hazinedarbaşı birkaç kese altın ve diğer vezirler birer ikişer kese altını dökücübaşıya teslim ederler.
O da insanların gözü önünde tunç deryasına "Bismillah" ile atar. O an uzun ince çam gemi serenlerini tunç deryasına sokup kalay ve altın kuruşları karıştırdıkça çam direkleri mahvolur. Yine başka direkler ile saatlerce karıştırıp ( ---) saatte tunç deryasının yüzü kaymaklanmaya başlayınca ustalar bilirler ki tunç deryası tam kal oldu. O an ateşi artırırlar.
Bu işyeri içinde bir damla su kalmaması için ustalar uyarırlar, zira tunç deryası akarken bir damla su kokusu duysa yolları pare pare olup Allah korusun, orada bulunanların hepsi helak olur.
Daha sonra kalıp ocakları [131b] kenarında iki tarafta kırk ellişer koyun kurbanları hazır olup oradaki bütün vezirler, vekiller ayağa kalkar, iş yeri duacısı hazır olur, muvakkıt saatiyle ocakbaşına gelip tunç deryası ağzını açmaya yarım saat kalınca haber eder, duacı duaya başlayıp bütün hazır olanlar temiz kalp ile "Amin" deyip herkes tam teveccühle ağlarlar, zira gayet tehlikeli, korkutucu ve helak (yok olma) yeridir ki nice usta ve vezirler helak olmuştur.
Tunç deryasının ateşten kurtulacağı zaman gelince muvakkıt haber edip dökücübaşı ve diğer ustalar keçe giyecekleri ile tunç deryasının ağzını demir çapalar ile "Allah Allah" deyip açarlar, tunç deryası ateş gibi akmaya başlayınca yüz adım yerde olan adamların yüzlerine ve elbiselerine sanki alev yapışır.
Vezirler ve seyircilerden bazıları üzerlerine beyaz çarşaf alıp gülbang-ı Muhammedi başlayınca ve iki tarafta yüzlerce kurbanlar kesildikçe tunç deryası ateş gibi yokuş aşağı akarak en sondaki top kalıbına akar.
Balyemez top ise yarım saatte dolar. Keçe ile sarılmış bir çeşit yağlı çamur vardır, tunç ırmağı yolunu onunla kesip ondan yukarıdaki başka bir topun yolunu açarlar ve ona dolmaya başlar.
Bu halde iken yine dua ve sena yapılır. Ta bütün toplar dolup tamam olunca dua da hayr ile tamamlanır.
O gün 70 kişi padişah hil'atlarıyla nasiplenir, terakkiler (terfiler) verilir. Daha sonra topçubaşı sadrazama ziyafet verir. Hepsi keçe külah elbiselerini çıkarırlar. Dökülen toplar yerde tam bir haftada soğur. Sonra millerin içinden çıkarıp bütün kuyumcu sanatkarları eğe ile topları parlatırlar.
Bundan sonra marangoz ustaları topları şefkatli anneleri gibi kundaklayıp çeşit çeşit terbiye ile cenge hazır ederler.
Bu işyeri içinde top arabası yapanların başka işyerleri vardır. Karadeniz Boğazı'nda Sarıyer Kasabası dağlarından gelme top kalıbı çamurlarını ağaç kılıçlar ile mayalandıranların başka işliği vardır. Top kalıpları yapılan kalıp atölyesi başkadır. Top falyası delinen işyeri başkadır. Bir ulu yerdir ki diller ile anlatılması mümkün değildir, zira mısra:
Şeniden key büved manend-i dide.
Bu ibret verici işyerinin güneye bakan bir kapısı üzere dökücübaşının yeri ve pek çok sayıda odası vardır.
Dökücüler esnafı: Hepsi (---) bölüktür, odabaşıları ve çorbacıları vardır. Tamamı ( ---) neferdir. Senelik maaşları ( ---) kese olur, has ve makbul askerdir.
İslam ordusunun topçu sınıfının binası: Bu da Fatih, Bayezid Han ve Süleyman Han yapısıdır. Dökmeciler binasına yan yana bitişik, deniz kıyısına yakın kale gibi bir binadır. Bir kapısı, deniz kıyısında kıbleye, bir kapısı da kuzeye bakar. Denize bakan kapısı çeşit çeşit ibret verici askılar ile süslenmiş yüksek bir kapıdır. Kapının bir tarafında bir arslan bir ceylanı avlamış ve bir tarafında zincire vurulmuş bir arslan şekli vardır ki ibret vericidir. Bazı ressamlar seyredip Şahkulu resmidir der.
Bu bina içinde kat kat (---) adet bölük odalar vardır. Hepsi (---) adet çorbacılardır, altlı ve üstlü madud odabaşı, eskiler ve aşçıları yeniçeri gibi meşin ferace giyip gümüş zincirli bıçak taşırlar. Binlerce yiğit askerlerdir.
Hakirin katıldığı ve gördüğü yirmi iki savaşta bunlardan yürekli asker görmedim, zira kafirler topu, daima topu bunların attığı topa atarlar. Bunları top atarak kırkar ellişer şehit ederler, bunlar da top sesinden kurtulurlar.
Bir düşmanları da kendi toplarıdır. Böyle iken yine her topun ardında fakir topçular karınca gibi kaynarlar. Allah'ın emriyle bunlara bir dua tesir etmiştir.
Binalarının kapısı üzerinde olan köşke İbrahim Han gelip kalmıştır. O zamandan beri padişahlara mahsus köşk olmuştur. [132a]
Bu binanın deniz kıyısında Hafız Ahmed Paşa _( ---) tarihinde Bağdad serdarı olduğunda 1.700 parça çeşit çeşit toplar vardı, her biri birer ülke haracı değer toplardı ki altın gibi parıldardı. 60 parça toplar var idi kim her birinde eskiciler işleyip bazısı içinde evsiz barksız garipler kalırlardı. Hala ol topların gülleleri dağlar gibi yığılıp durur. O toplardan ancak 6 adet büyük top kalmıştır. Bunlardan başka nicesi kıymetli büyük ustaların topları vardır.
Münakkaş Ali Paşa topu gayet ibret verici, cilalı, parlak ve tezhipli toplardır.
Süleyman Han topları, Fatih topları, Bayezid Han topları, üçer ağızlı top, şeşhane top, hurma top, Fransa topları, kırk karış Küpeli topu, Ali Balı, Ese Balı, Hamza Balı, çul tutmaz, kundak tutmaz, Dev Balı, Seki Balı, Kara Balı, Ejder Balı, Kırkmil Balı, Şaki Balı, Palamarkıran ve Deli top adlarında ibret verici toplar var ki her biri birer kale değer toplardır.
Bayram günlerinde, sevinç ve şenlik günlerinde padişah geçtiğinde deniz yüzüne sektirme gülleler atılır, her biri karakuş gibi seker. Her bir toplar bu şekilde kırkar ellişer kere atıldığında yedi başlı ejderha gibi gıjgırdıklarında adamın ödü patlar, yer ve gök tir tir titreyip bütün düşman korku çekerler.
Bu topların hepsi büyük çınarlar, uzun serviler, ıhlamur ağaçları ve salkımsöğütlerin gölgesinde tertipli şekilde dizilmiştir. Burası bir mesire olduğundan her bayramın ikinci günü binlerce adam toplanırlar. Her biri denize doğru rahatça yatarlar. Osmanlı padişahlarının büyük bir hazinesi de bu toplardır ki bir padişah sahip değildir. Topçubaşı defteri üzere Osmanoğullarının ellerinde bulunan 7060 büyük kalelerde, palanka, mendirek, kavaye ve kulelerde toplam 17045 top vardır. "Bin parça top Donanma-yı hümayündadır" diye Topçubaşı Ali Balı kardeşimizden işitmişizdir, vesselam.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗