Üçkilise (Eçmiadzin)
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Üçkilise (Eçmiadzin)
Bu mahal Revan sınırındadır. Üç yüksek dağ üzerinde üç büyük kiliselerdir ki her birinde yüzer ikişer yüz patrik, rahip, keşiş ve Mıkdısi Ermeni papazları ve patrikleri var. Ve güzel güneş parçası, muğpeçe tatlı buğda (al yanaklı) oğlanları var ki gelen ve gidenlerin önüne durup canla başla hizmet ederler.
Bu kiliselerin birini Nuşirevan yapmış, birini Rum kayseri yapmış, birini de Ermen Zenan yapmış ki hala beş yüzden fazla bakire kızlar vardır. Bütün alığsız bakla yerler.
Bu kiliselerde her müsafire ve çevredekilere o derece hizmet ve ikram ederler ki, şirhurma ve katr-ı nebat hamuru yedirip altınla süslenmiş yataklar döşeyip bütün atlara çul torba çıkartmayıp hizmet ederler.
Hıristiyan milletleri içinde Ermeni milletinin bu kiliselere gayet inançları olduğundan bütün Hıristiyan memleketlerinden bu kiliselere adaklar gelir, gayet sağlam vakıftır. Her birinde beşer onar mihmandarları ve kırkar ellişer aşçıları vardır ki keşkeği ve herisesi dünya yüzünde meşhurdur. Baş Mıkdısi olan papazı iki yüz rahip ile elçilere ve hakire, ziyafete davet edip yemekten sonra hediyeler verdi.
Üçkilise'nin garip ve acaipliği
Bu kilisenin büyüğü Nuşirevan yapısıdır. Orada senede bir kere kırk elli bin kefere Frengistan'ın uzak yerlerinden toplanarak gelip bu Üçkilise Dağı'nın en yüksek tepesinde, pür-çemenzar sahrada bir eski bir halıça vardır, onu döşerler ve o dağlarda ne kadar otlar, bitkiler ve yararlı ilaç olacak ağaçlar varsa bütün bu otları büyük bir kazan içine karlar. Anılan halıça üzere sacayak koyup kazanı ona yükleyip anılan halı üzerinde alev alev ateş yakarlar.
Tam bir saatte kazan içinde bütün otlar, kereviz ve maydanoz pişip bir saat yanan ateşten asla halı yanmayıp nice bin adam seyrine hayran olur, seyretmeye değer bir halıçadır.
Daha sonra otlardan yapılan yemeği bütün keferelere dağıtırlar. Uğur ve şifa için hakkalar ile Frengistan'ın en uzak yerlerine götürürler. Bazıları orada yiyip hamdederler, zevk edip eğlenirler. [294a]
Hakir bu durumu rahiplerden sordum:
"Vallahi bu halıça odur ki Hazret-i İsa bu halıça üstünde ana rahminden doğmuştur ve İsraili korkusundan bir mağaraya kapanıp on iki havarileriyle dağdan otlar toplayıp bu halıça üzre pişirirdi. Ve Beni İsrail, İsa Nebi'den mucize isteyince bu halıça üzerinde bir melik ölüsünü diriltti. Bütün İsraililere mucize için bu halıça üzerinde yemek pişirip yemek dağıttı. Daha sonra bu halıça Buhtunnasr eline geçti. Ondan Nuşirevan'ın eline geçip bu kiliseyi yaptığında yılda bir kere üzerinde yemek pişirip yine tertemiz edip bağçalar içinde başımızla beraber saklarız.
Hatta "Süleyman Han Nahçıvan seferine geldiğinde bu seccade üzerinde iki rek'at namaz kıldı" diye söylediler. Ama ibret verici halıça ne ipektir, ne pamuktur ve ne yündür. Bir çeşit sincabi renkte büyük bir seccadedir. Lakin gayet ağırdır.
Ama bu hakirin kıt aklıyla öyle yorumladım ki Kıbrıs Adası'nda (---) adlı yerde büyük bir dağ vardır. Tanrı'nın hikmeti o dağın taşını tokmak ile dövünce keten gibi olur. Daha sonra hayal iplik eğirip abdest peşkirleri, güzel ve süslü donlar ve gömlekler dikip İstanbul'un ileri gelenlerine ve padişaha hediye getirirler. Hatta Kaya Sultan efendimize Sultan Murad Han latife edip,
"Kayam, sana kayadan yapılma bir taş gömlek vereyim" diye bir don gömlek hediye etmişti.
Birkaç zaman Kaya Sultan kayadan gömleği giyip kirlendiğinde ateşte yakıp pak ve beyaz olup ibret için yine giyerdi. Hayal ve ince bir gömlek idi. Genellikle ileri gelenlerde çoktur. Hatta Kapdan Hüsamzade hakire bir mendilini bağışlamıştı. Kirlendiğinde Melek Ahmed Paşa huzurunda ateşte yakıp pamuk çiçeği gibi oldu. Allah bilir anılan halıça da Kıbrıs taşından dokunmuş ola, vesselam.
----------------------------------------------------
Rum Kayseri yapısıdır, derler. İbret verici acaip bir kilisedir. Üç kilisenin birinde bütün Ermeni kızları sakin olur, birinde Rumlar ve birinde Ermeniler sakin olur, üç büyük kilisedir. Acem ülkesinde bilinen ve övülen eski kiliselerden biri bu Üçkilise'dir. Biri Nahşıvan yolunda Yedikilise'dir, ama burada da ibret verici garip eserler acaip tılsımlı şeyler vardır.
Görülmeye değer ibret verici şeylerden biri "miron yağı" adıyla bir yağ bu kilisede elde edilir. Otların ve bitkilerin çok olduğu bu topraklarda bütün rahip ve papazlar bütün otları toplarlar. Büyük bir kazanı ipek bir halı şekilli bir döşeme üstüne korlar. Alev alev yanan bir ateş hazırlarlar. Üç saatte bütün otlar pişer ancak halıçaya asla ateş tesir etmeyip eskisi gibi durur. Daha sonra anılan kazan üzere atların yağı gelip ol yağı testilere ve küplere doldururlar. Bu yağı bütün Frengistan ve kafiristana teberrüken gönderirler, onlardan da bu kiliseye adaklar gelir. O yağı bütün hastalıklara ve bütün yaralı olanların yaralarına sürünce şifa bulduğuna inanırlar.
Diğer acaiplik: Bu kilisenin havlısında muhabbet meydanı içinde yüksek bir kemerin altında asılı kalın bir demir vardır. Hemen daima asılı durur. Bir noktaya, altı cihetten bir yere [325b] bağlantısı yoktur. Gerçekten de hayret verecek sihirli san'atlı gizli ibret verici bir iştir. Bütün keferelerin yanlış inanışlarına göre Hazret-i İsa havarilerinden Şem'un Safa'nın kerametiyle böyle asılı durmuş ola. Ebleh Müslümanlar da gördüklerinde hayran kalıp inanırlar. Zira şiddetli rüzgar bu demir direğe isabet ettikçe sallanır. Nice kötü adamlar el koymasınlar diye dört tarafına sağlam sunta ağacından parmaklık çekmişler.
Ama demir direğin marifeti, eski yapıcı feylesof usta bu demir direciğin üstünde önce o kemeri yapıp kemerin ta en yüksek kısmının ortasına büyük bir taş mıknatıs komuş ve bir büyük taş mıknatısı da hendese üzere yüksek mıknatısın aşağısı olan yere komuş. Daha sonra bu demir direciği bu iki mıknatıs taşlarının arasına koyunca iki taş mıknatısın ortasında asılı kalmıştır. Yoksa ne Havari Şem'un'un kerameti ve ne Şemsun'un tılsımıdır. Her gören parmağını ısırıp hayran olur. Bu pek kusurlu hakir kısacık aklımla böyle düşündüm. İnşaallah düşüncemde hata yoktur.
Ve bu kilisenin 500 kadar papaz ve rahipleri vardır. Acem tarafından ve Osmanlılar yönünden her gece beşer ve altışar yüz adet atlı gelip konaklarlar. Bunlar çul ve torba çıkarmadan bütün rahipler rehberlik edip şirihurma, katr-ı nebat-ı Hamavi ve Şami (Hama ve Şam katr-ı nebatları) hazır yemekler getirip gece ve gündüz hizmet ederler. Değişik bir Hazret-i Mesih kilisesidir.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗