Urla
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Urla
Kraliçe Kaydefa'nın kızı Urlice adlı melike, Büyük İskender korkusundan yapmıştır. Sonra nice melikler eline girmiştir. Daha sonra, (—) tarihinde Sultan Alâeddin'in beylerinden Gazi İbrahim Bey Rum keferesi elinden fethetmiştir. Ondan Sığacıkoğulları eline girmiştir. Ondan Osmanlı'da Koca II. Murad Han eline girmiştir. Daha sonra Fatih zamanında kâfirler kaleyi istila edip Fatih tekrar fethetmiştir. Bir daha kâfir tamaha düşüp yine istila etmesin diye kalesinin bazı yerlerini yıkmıştır. Ama azıcık şeyle tamiri mümkündür. İç el olmak ile tamiri mühim değildir.
Bir kayalı yerde dört köşe sanatlı bir kaledir. Anadolu toprağında Cezayir kaleminde Sığacık Sancağı'nda 150 akçe şerif kazadır. Nahiyesi 40 parça köydür, ancak İzmir mollalarına katılmış kazadır. Her türlü vergiden muaf Manisa'da Süleyman Han validesi camiinin vakfıdır, 118 kese vakıf malı vardır.
Subaşılıktır, 200 adamla yönetip mal tahsil eyler. Bu şehrin kethüdayeri ve yeniçeri serdarı Pîrî Beşe'dir. Ayandan Mehmed Efendi, Topal Dersiam ivaz Efendi ve Halil Beşe, bu adamlar hanedan sahipleridir.
Bu Urla Şehri bir kayalı ve sarp iniş yokuş, dereli ve tepeli kanara taşlıklı yerlerde, yine bağlı bahçeli ve baştan başa toprak örtülü 3 bin kârgir taş bina, kale gibi ve kule gibi mükellef ve mamur evlerdir.
Tamamı 11 mahalledir ve 40 mihraptır. Lâkin her mahallesi birbirinden uzak dağlarda ve tepelerin topraklı yerlerinde kurulmuştur.
...
2 hamamı var, biri Hersekoğlu Ahmed Paşa Hamamı ve biri fatih İbrahim Bey Hamamı'dır.
2 medresesi var, biri Menfî Efendi ve biri Hulusi Efendi medreseleridir.
7 hanı var, bunlardan Hacı ivaz Hanı, kârgir yapıdır.
7 mektebi var, ikisi kurşun kubbeli ilim yuvalarıdır.
Bütün sultan çarşısı 200 ticarethanedir. Her dükkânın önünde birer sofa vardır, üstleri kiremit ile örtülü sofalardır. Onlarda da pazar günleri insan deryası toplanıp o sofalar üzerinde mallarını satarlar. Ama bedesten yoktur.
Allah'ın hikmeti bu güzellik çarşısının ortasında kahvehaneler köşesinde bir üzüm asması yetişmiş. İki adam ancak kucaklar bir cüsseli ve iri üzüm asmasıdır. Bütün çarşının caddesi üzerine uzun dallar salıp ana yolu baştan başa dalları ve yaprakları ile örtmüş ki toz girecek kadar, güneş tesir edecek yer yoktur. Bir koyahtır ki tüm kahvehanede ve güzellik çarşısında hazır olan âşıklar bu ağacın gölgesinde dilber temaşa ederler. Nice bin salkım üzümü yol üzere avize gibi sarkmıştır. Bütün gelen geçen atlılar üzüm salkımlarından alıp yerler. Aşlama ilminde ustalığı olan her bağban marifetini göstermek için bu üzüm asmasına bir kalem üzüm çubuğu aşlayıp bir çeşit daha üzümü hâsıl olur. Böyle herkes bu üzüm ağacına dal aşlaya aşlaya sarı, yeşil, kırmızı kış üzümü, kadın parmağı, ter gömlek, kıradina, kumla, razakı, beylerce, misket, alaca ve siyah üzümün de çeşitleri, kısacası hakir gördüğünde mahsulü zamanı idi, 37 çeşit üzüm rengini gördük ki sicil de de yazılmıştır. Arap ve Acem'de Urla'nın çarşı üzümü meşhurdur. Beyt:
Nazar kıl nev'-i inşâna kimi zehr ü kimi sükker
Aceb hikmet bir ağaçda olur yüz bin semer peyda
beyti bu üzüm asmasının hakkında uygun beyttir. Kısacası büyük velilerin nazarı değmiş bir ağaçtır.
Piri Beşe'nin babası 120 sene yaşamış bir yaşlı kimse idi. "Çocukluğumdan beri bu ağacı böyle bilirim. Ve babam da 100 yıl yaşamış idi, onlar da bu ağacı böyle bilirim, diye anlatırdı" diye Pîrî Beşe'nin babası böyle anlattı. Gerçekten de gezip gördüğümüz memleketlerde benzeri olmayan görülmeye değer bir üzüm ağacıdır ki yaz kış nice bin salkım üzümü asılı durur, kimi biter kimi yiter. Ve yedi kere üzüm verir dalları vardır. Hamd olsun hakir de teberrüken iki salkım üzümünden yemek kısmet oldu.
Bu şehirde asla kireç binalı duvar yoktur. Baştan başa beyaz mermer gibi taştır. Gayet düzgün ve sıralı mühendisane güzel binaları vardır.
Bütün dağ, bayır, ırak ve yakını bahçe ve bağlardır ki bu şehri bağlar süslemiştir. Ağaçlarının çoğu zeytin ağacıdır.
Bu şehrin yiyecek ve içeceklerinin övüleni, zeytini, zeytinyağı ve üzümü meşhurdur.
Mahsullerinden sabunu, Haleb'in İdlib sabunundan ve Kudüs Trablus sabunundan çoktur ki cihanı tutmuştur. Zira bu şehir içinde tam 70 adet sabun işliği vardır.
Ve 240 zeytinyağı değirmenleri vardır. Bu şehirde yetişen zeytin ve zeytinyağı Edremit Şehri'nde ve Karaburun kazasında olmaz. Zira dağı taşı iki konak yer zeytin ormanından insan geçemez. Ve zeytinin Allah'ın emri yaratılışı acı olmak üzeredir. Ama bu şehrin zeytini de taze iken diğer meyve gibi ekmek ile yenilir. Çeşit çeşit iri ve yağlı zeytini olur ki aşlama tabir ederler bir çeşit mor Rum cevizi kadar iri zeytini var. Olgunlaştığında ağacından silkip vilâyet ayanı birbirlerine hediye gönderirler. Yeryüzünde benzeri yoktur. Belki "İncir ve zeytine and olsun" [Kur'ân, Tîn, 1] âyeti bu zeytin hakkında inmiş ola, gayet lezzetli zeytindir. Bu şehir halkı bu gibi güçlendirici zeytinleri yediklerinden eşleriyle çok birlikte olup o kadar çocukları var ki anlatılmaz.
Şehri taşlık içinde olduğundan Temmuz ayında havası ağırdır, ama kışı gayet hoştur. Halkı gayet garip dostu ve zevk ehli adamlardır ki daima bağlarında ve kahvehanelerinde sohbet ederler.
Çarşının sol tarafındaki kahvenin karşısındaki çeşmenin tarihidir:
Bu makâmı Hacı Ahmed Ağa eyledi sebil
Umaram maksûdunu vere ana Hayy-ı Cemîl
Bir elifzamm ile Nâmı dedi anın tarihin
Çeşme-i âbıhayatm kân-ı cû-yi selsebîl. Sene 1055
Bütün sularının tesirindendir ki tüm halkı gayet cesur ve yürekli adamlardır. Hepsi Cezayir esvabı giyerler, levent ve gazi adamlardır. Taze yiğitleri Çarpan Boğazı'nda ve Karaburun yolunda Turna Beli'nde bel kesip haramilik ederler.
Bütün halkı baştan başa tüfenklidir. Hatta (—) tarihinde İsmail Paşa bu şehre tüfenk teftişine gelip reaya ve askerlerden tüfenk toplayıp gider. Bir gün bu şehrin yiğitlerinden birkaçı mızraklar ve harbeler ile ava çıkıp dağda bir yaban domuzu rast gelip mızrakla cenk ederken domuz bu yiğitlerin birisine saldırıp yaralayıp kaçar. Bu yiğitlerin biri,
"Var gidi hınzır var. İsmail Paşa gibi arkan var. İstersin dünya halkını azı dişinle azıla, zira bizde tüfenk komadı. Yohsa biz seni sağ mı korduk?" diye darb-ı mesel olmuştur.
Bu şehrin Rum keferesi tazelerine kızan derler. Onlar da gayet yarar olup bir düşmandan yüz çevirmemişlerdir. Defalarca bu Rumların ikisi üçü bir olup Malta firkatelerini basıp söndürmüşlerdir. Bu şehirden bir adam bir tarafa gidecek olduğunda bu şehrin kızan Rumlarından adam alıp çekinmeden korkmadan giderler, yarar Rumları olur.
Bu şehrin Urum keratsası adlı taze güzeli, kiritsi ve pedaki namlı dilber mûğpîçeleri olur. Cezayir esvaplı başı fesli ve siyah kaşlı, ceylân gözlü Rum çocukları olur ki anlatılmaz, gayet meşhurdur, vesselâm.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗