Ana sayfaEvliya Çelebi SeyahatnâmesiYanık (Győr)
BALKANLAR & KAFKASYA

Yanık (Győr)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.

Seyahatnâme’de Yanık (Győr)

Macarcada ismi Gölvar'dır ve Nemse dilinde adı (— ) dır. 935 [1529] tarihinde bizzat Süleyman Han Nemse'nin saltanat merkezi olan Beç Kalesi'nin kuşatmasına gider, bu Gölvar Kalesi'ni uğrar, İslâm ordusu bu kaleyi yaktıklarında Süleyman Han bu yanmış kaleyi görüp Yanık Kalesi diye ad verdiğinden hâlen Yanık ismiyle isimlenmiştir.

Yanık Kalesi'nin zemininin şeklini bildirir: Öyle bir Yecuc ve Mecuc Seddi'dir ki bizim Budin ve Üstürgon toprağındadır, Tuna'nm karşı tarafında değildir, beri bizim toprakta Ustolni-Belgrad yakınındadır. Kuzey tarafında Tuna Nehri batıdan gelip doğuya doğru akar ve kıble tarafında kanlı Raba Nehri akar ki bizim İslâm askerinin bozguna uğradığı sudur. Yanık Kalesi'nin hendeğinden uzakta olan tabyaların hendekleri içinde bu Raba Nehri Tuna'ya karışır. Batı tarafında Rabçe Nehri vardır, Senmartin Kalesi dağlarından gelip Yanık varoşunun hendekleri içinde akarak tabya hendekleri içinde Raba Nehri ve Rabçe Nehri bir olup Tuna'ya karışır, kale hendeklerini ve varoş hendeklerini dolaşıp bu iki büyük nehir doğuya bakan kalenin duvarı dibinde Tuna'ya karışırlar. Gerçi bu Yanık Kalesi adada değildir, ama bu adı geçen 3 adet büyük nehrin aralarında ada gibi yerde kalmıştır. Bu kale kuşatılsa Tuna Nehri'den başka Raba Nehri ve Rabçe Nehri'ni başka yerlere akıtmak ve kalenin kuruda kalması mümkündür. Ve Raba ile Rabçe'nin arası bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir kale altına insanların açtığı yolla akmıştır. Daha önce akan yerleri açık seçik bellidir. Hakir dikkatlice bakıp inceledim. Mısra:

Bu meseldir ki su aktığı yere yine akar
demişler, gerçekte şeker yemişler.

Bu kalenin batı tarafı dışında hendek aşırı adı geçen iki nehrin ortasında bir ada gibi kalmıştır.

Yanık varoşunu bildirir: Bir büyük Macar kâfirleri varoşudur. Yanık Kalesi'ne 3 Macar keferesinden fazla giremez. Bütün Macarlar bu varoşta olur. Uzunluğu 2 bin adım gelir uzun varoştur. Ve tamamı 2 bin adet tek ve iki katlı baştanbaşa ahşap yapı ve şindire tahta örtülü İrem Bağı'ndan haber verir geniş evlerdir ki tüm pencereleri Raba Nehri'ne ve Rabçe Nehri'ne bakar hanelerdir. Ortası geniş caddenin sağı ve solu tamamen süslü dükkânlardır ki hepsinde avratlar oturup mallarını satarlar. Birkaç ufak tefek kiliseleri var. Bunun da etrafında hendeğinde Raba ve Rabçe akıp dışında bağları ve bahçeleri hesapsızdır.

Yanık Kalesi'nin diğer özellikleri: Bu Yanık Kalesi hendeklerinden taşra Sinan Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü ovalarda hâlâ metrislere girilecek yerlerde altı yerde topraktan alçak alçak tabyalar var ki her biri nice bin çeşit hile ve şeytanlıklar ile yapılmıştır, yer altından birbirlerine varıp gelecek yolları vardır, altlarındaki kat kat lağımları hazırdır. İlk metrise girilecek yerlerde bir hayli zaman cenk edip oyalanmak için bu tabyaları yapmıştır. Ama bunların da lağımlarını bulup bu tabyaları su ile doldurmak ve toprak ile doldurmak Osmanlı askerine kolay iştir.

Bu alçak toprak tabyaların gerçi havaleleri yoktur, ama 5 tarafına [48a] toplar koymak kolaydır. Ama bu kalenin Tuna aşırısı bir büyük adadır ki bir ucu ta Komaran Kalesi'nde son bulur. Bu ada burnuna kadar 2 konak yerdir. O adaya Uyvar tarafından geçip bu kaleyi adadan dövmek kolaydır, zira o taraftan korku ve çekinmeleri olmadığından hileleri ve tedbirleri yoktur. Ve bu mahalde Tuna Nehri azdır ve sığdır, köprüler yapmak da mümkündür. Tuna kale duvarını dövdüğü iskele kapısı buradadır ki tüm gemiler buraya yanaşıp bütün kale kefereleri suyu bu mahalde Tuna'dan alırlar, bir sağlam kapıdır.

Yanık Kalesi yedigen şekilli olup şeddadi tuğla yapı güzel bir kaledir ki tüm temelleri hendeği içinde hamam kubbesi kadar iri iri taşlardır.

Ve 7 köşesinde 7 adet İskender Şeddi gibi büyük tabyaları var ki her birinde biner adet cengâver kâfirleri var ve her bir tabyada kırkar ve ellişer adet balyemez uzun topları var.

Bunlardan başka hendek dışında da 7 adet tabyalar vardır, ama bunlar gayet sağlam büyük tabyalardır ki her biri kalenin birer öğesi ve sağlam koruması olmuştur.

Bu kale doğudan batıya doğru uzunlamasına yapılmıştır. Ancak fırdolayı büyüklüğünün ne kadar olduğunu adımlayamadım, zira bekçi kâfirleri engel oldular ve seyretmeye de komazlardı, ama fark ettirmeden yine seyrederdim. Ve kendilerinin sözlerine göre "16 bin arşın kaledir" dediler ve gerçektir. Zira hendekten dışarı olan tabyaların kenarlarınca 12 bin adım saydım. Lâkin Tuna kenarını saymadım, zira Tuna kenarı olmakla kale duvarını iskele kapısı tarafında Tuna Nehri döver.

Ve hepsi 3 adet üçer kat yeni, sağlam ve dayanıklı kapıları var. Evvelâ güney tarafına Senmartin Kapısı, Ustolni ve Üstürgon Kapısı derler, birbiri içinde eğri büğrü üç kat sarp kapılardır. Oradan girerken hendek üzere köprüsünü adımladım, tam 200 germe adımdır. Ondan içeri şehir içinde bin adım gidip batı tarafa bakar Varoş Kapısı'dır. Bu da eğri büğrü kemerler altından geçilir kapılardır. Üzerleri dağlar gibi toprak yığılı tabyalardır. Bu anılan 2 kapı kalenin bir köşesinde bulunup birisinden girilir ve birisinden çıkılır, başka yol yoktur, zira bu kale Raba Nehri ve Rabçe Nehri içinde ada gibidir. Bir kapı da Tuna kenarında anılan İskele Kapısı'dır.

Kalenin doğu tarafı ucundan ta Yassı Tabya'ya kadar bu kalenin uzunluğu 2 bin adım bir büyük ulu yoldur ki iki tarafı birer kat alçak saraylardır, altları tamamen serdâb ve yeraltlarıdır (sığınaklardır) ki kuşatma sırasında kadınlar ve oğlanlar burada saklanırlar.

Bu ulu yolun iki tarafları tamamen dükkânlardır, ama dizili ve düzgün değil dağınık dükkânlardır. Berber dükkânlarından başka dükkânlarda avratlar oturup mallarını satarlar. Nemse Sarayı önünde bir hayli geniş meydan vardır, orada bir cehennem kuyusu zindanı var, içinde ümmet-i Muhammed esirleri doludur. Ve zindan yanında bir sanatlı kuyusu var, çarklar ile insan kovalarına yapışmadan suyu çekilir garip seyirliktir.

Macar Sarayı önünde bir sanatlı büyük manastırı var, içinde olan mücevher putlar ve çeşit çeşit asılı avizeler var ki insanın gözleri kamaşır. Daha önce fetih sırasında cami ettiğimiz bir sanatlı kilisedir ki bir kalede benzeri, dengi yoktur. Yine minberi, mihrabı ve müezzinler mahfili durur. Allah yine İslâm eline nasip edip Muhammedi ibadetin yapılması nasip ola.

Bu kale içinde 2 bin adet tahta şindire örtülü bahçesiz haneler vardır. Birbirlerinden uzak, kuşatma sırasında gelecek top güllesi korkusundan seyrek ve alçak evlerdir ki dışarıdan asla bir hane görünmez. Ancak 5 adet manastır çanlığı kuleleri görünür. Bazıları şahnişinli, nice evler kalaylı ve pirinç teneke örtülü ve nice yüz haneleri çeşit çeşit kiremit örtülü fecere hanelerdir, ama günden güne daha fazla mamur olmadadır.

Tüm kiliselerin çanlıklarının külâhları beyaz teneke ve altın yaldızlı haçlar ile süslenmiştir. Ve sınır boyları olmakla bizim yeniçeri odaları olan yerde hâlâ 12 bin tüfenkli Nemse soltatları mevcuttur. Ama savaş sırasında 30 bin savaşçı ve yiğit kâfirler olur. 20 günde içlerine kıtlık düşüp eğer yardımları gelmesine engel olunursa kâfirler aman ile kaleyi vermeleri kesindir. Zira tüm yardımları ve zahireleri Beç'ten ve Pojon'dan Tuna Nehri ile gelmek zorundadır, onu kesmek ise kolaydır.

Hâlâ Osmanoğlu korkusundan bu kadar bin gözcü ve bekçi kâfirler gece gündüz fitilleri ellerinde bu Yanık'ta fitil yakıp gezerler. Hatta hakir "Tabyalara çıkıp seyredem" dedim, nöbetçi kâfirler koymadılar, ta bu derece korku içindedirler.

Kalenin üç taraf hendeği [48b] 90 adım enli, geniş ve derin hendeklerdir ki içinde transa gemiler gezer ve 40 arşın derindir.

Tüm topları hendek içine ve sahralara dönük kirpi tüyü gibi dizilmiş siperler ardında kırmızı çuka örtülü uzun topları var.

"Toplam küçük büyük 1.700 adet topu vardır" dediler.

Bu seyirleri ederken paşanın tüm ağırlık arabaları kale köprüsü başına gelince arabaları, develeri ve katırların hepsini "İnsan saklı olmasın" diye aradılar. Zira bu kaleyi onlar böyle araba hilesi ile aldılar. Sonra tüm ağırlık yine bir kapıdan girip varoş kapısından biraz dışarı çıkıp Tuna kenarına konulup Tuna kenarı çadırlarla süslendi.

Ardından bütün karakullukçular pür-silâh olup paşa alayını karşılamaya gidip paşa alayına karıştılar.

Paşa da tüm askeriyle altınlara gömülmüş olup dalga dalga silâhlı askerleriyle Yanık Kalesi dibine gelince melun kale kâfirleri bir fitilden 1.700 pare toplara ateş edince yer ve gökler tir tir titreyip gidi kale semender gibi Nemrud ateşi içinde kaldı.

Onu gördük, bize karşı çıkan Yanık hâkimi askeri ve bizi getiren Zoza Vezir askeri atlarından ayrıldılar. Nice yüz at top sesi korkusundan kâfirleri yere vurup atlar ovada ve sahipleri yaya, kale altında serseri gezerler.

Hamd olsun bizim atlar seferlerde duya dinleye top sesine alıştılar, bizleri yere vurmayıp asla alay düzenimizi bozmadık. O top dumanında gökyüzüne çıkınca derhâl beyaz kuğu gibi kaleyi kırmızı prankona çukaya giydirip biz bunları ve bizim alaya karşı çıkan kara şapkalı derya gibi kâfirleri seyrederek kalenin bir kapısından girip Varoş Kapısından çıkıp Tuna kenarında konuldu.

Hemen kaleden bu dem de bir yaylım top şenliği olup tüm top gülleleri kelleler kadar, her biri bir tarafa gürültüyle gıjlayarak gitti.

O an Yanık kaptanı elçi paşaya büyük ziyafetler ve bol hediyeler verip o gece top, tüfenk ve çeşit çeşit havai fişeng şenlikleri oldu ki sanki Ebû Ali Sina'nın Mısır'da Nil kesimi şenlikleri oldu.

Ziyafetten sonra paşa Sipahiler Halifesi Mustafa Efendi'yi sordular ve zindana varıp asla bir izini bulamadılar.

Kısacası kâfirlerin ellerinde böyle bir sağlam kale yoktur. Burada 3 gün konup büyük zevkler, eğlenceler ve ziyafetler olup ertesi gün bizi getiren 200 adet Sirem arabalarına izin verilip arabalara 300 adet katana kâfirler yoldaş koşup Üstürgon'a tüm arabalar yola çıktı. Yanık kaptanı tarafından 300 adet hınto arabalar gelip bütün ağır yüklerimiz yüklendi.

Yanık Kalesi şehitleri ziyaretlerini bildirir

İlk başta Sinan Paşa bu kaleyi fethederken bütün şehitleri varoş dışında defnetmiş. Sonra kâfirler 3 sene sonra yine bu kaleyi alınca Mahmud Paşa'yı, Yeniçeri Ağası Yahya Ağa'yı ve nice ağaları ve yüzlerce iş erlerini kırıp Sinan Paşa şehitliği içinde defneder. Hâlâ nicesinin mezar taşlarında isimleri yazılmıştır. Ve bütün esirlerimizi hâlâ burada defnederler, etrafları hendek kesilmiş mezarlıktır.

Metin ve kaynak notu

Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.

Orijinal harita kaydı ↗