Yusuf Kuyusu
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’de bu durak için aktardığı tarihî anlatı.
Seyahatnâme’de Yusuf Kuyusu
Şam'a giderken yolun sağ tarafında bir ziyaretgâh kuyudur ki Hazret-i Yusuf'u kardeşleri bu kuyuya atınca Cenâb-ı Bârî "Yetiş ey Cebrail" diye emredince Cibril-i Emin de yıldırım gibi yetişip kanadı üzerine Hazret-i Yusuf'u alıp kuyunun bir köşesinde bir taş üzerine koyup gitti.
Bu kuyuya Cenâb-ı İzzet'in nazarı değip kuyu iken Hazret-i Yusuf'a kemân oldu. Bu kuyunun hakkında nice yerde, Yusuf suresinde "... Onu kuyunun dibine atın" [Kur'ân, Yusuf, 10] gibi âyetler vardır.
Sonra Mısır kervanı geçerken bu kuyudan su çekerken "O da kovasını saldı, (Yusuf'u görünce) 'Müjde! İşte bir oğlan!' dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar” [Kur'ân, Yusuf, 19] âyeti de kıssa yoluyla Hazret-i Peygamber'e indirilmiştir. Hikâyesi bütün tefsir ve güvenilir kitaplarda yazılıdır.
Daha sonra tüccar Hazret-i Yusuf'u kuyudan çıkarıp Mısır'da Mısır azizine sattılar. Zaman geçince kendine 40 yaşında peygamberlik gelip Mısır'a halife olup bu kuyuyu mamur etti. Hâlâ bu kuyu üzerinde 4 adet ince mermer sütun üzere bir alçacık kubbecik vardır, insanın başı değer. Bu kubbenin içinde gelen geçenlerin çeşit çeşit yazıları vardır. Kuyunun derinliği 1 gönder boyu yani 5 arşın ancak vardır.
Hatta hakir 1057 [1647] tarihinde Silâhdar Murtaza Paşa ile Kudüs'ten gelirken ziyaret edip hakirin bir sırma matarası ve miftah gulamın bir gümüşlü kaması düşünce hakir hemen iki çember kolanını bir yere bağlayıp Yusuf gibi indim, ama suyu gayet az idi.
Bu kuyunun suyu aslî değildir. Yağmur suyundan toplanır, kesme kayalı sarnıçtır. Hazret-i Yusuf'un oturduğu kayada mübarek dizlerinin yeri bellidir. Ve bir yerli kayacıktır.
Bu mahalle Yusuf ve Hazret-i Cibril'in indiği hatırıma gelip kuyu içinde hakiri bir ağlama tutup dualar ettim. Cenâb-ı Hak'tan beden sıhhati, tam seyahat ve son nefeste iman dileyip bütün susamışların kovalarını ve mataraların doldurup suya kanmalarına sebep oldum. Hakirde mataramızı doldurup ve mezkûr gümüşlü kamasını dışarı çektirdim. Su kalmayıp çamurlu bulanık su kalıp yine çember kolanlarıyla hakir dışarı çıktım. Bazı adamlar daha inip su bulamayıp dışarı çıktılar.
Bu mübarek kuyuya bitişik kıblesi tarafına 3 adım yakın bir büyük han vardır. Bunda bir mescidin kapısı üzerinde iri yazı ile tarihleri var. Ama zamanla yağmur ve kardan yazısı bozulduğundan yazmak mümkün olmadı.
Bu mescidin sol tarafı duvarına bitişik kale gibi büyük bir handır ve 100 ocaktır. Avlusu bin at alır. Kuzeye bakan bir kapısı vardır. Burada bu han ve mescitten başka yapı yoktur.
Bu hanın doğu tarafında hana bitişik bir tepe vardır. O tepe üzerinden Minye Gölü'nün büyüklüğünün ne kadar olduğu bellidir. Zira bu Yusuf Kuyusu mahalli gayet yüksek yerlerdir. Bu tepe üzerinde Hazret-i Yusuf kardeşlerinden Hazret-i Yahuda'nın makamı var. Hazret-i Yusuf'u kardeşleri kuyuya atmak istediklerinde Yahuda razı olmayıp kızgınlığından tepe üzerinde olan taşları tırnağıyla kazmıştır. Bu taşlara mübarek pençelerinin tesir ettiği yerler bellidir. Kurt, Yusuf'u yedi diye kardeşleri Hazret-i Yakub'a yalan söylediklerinde bu Yahuda birlikte değil idi, zira peygamber olmuştur. Peygamberlerden yalan çıkmamıştır.
Bu tarihî anlatı, kullanıcı tarafından yeniden yayınlama izni bulunduğu beyan edilen “Evliya Çelebi Seyahatname Haritası” kaydından aktarılmıştır. Metindeki dönem dili, tarihî görüşler ve ifadeler Evliya Çelebi’nin anlatı dünyasını yansıtır; güncel bilgi olarak değerlendirilmemelidir.
Orijinal harita kaydı ↗